Martı sesleri altında Giresun sahili,
Buruk, tuzlu, yosun kokulu deniz meltemi.
Bukle bukle saçlarının her buklesine yazılmış
Bir Mecnun ve Leyla öyküsü.
Nefis tutturmuş bir türkü;
İlle ben, ille de ben.
Harlanmış gönül pare pare, içinde şifa arayan;
İlle sen, ille de sen.
Kırgın çiçekler, kan çiçekleri açmış bağrımızda.
Nefis tutturmuş bir türkü: “İlle ben, ille de ben...”
Harlanmış gönül pare pare, İçinde şifa arayan: “İlle sen, ille de sen...”
Kırgın çiçekler, kan çiçekleri açmış bağrımızda. Haykırıyor aşkını: “İlle ben yok, ille de sen...”
Orman gülleri, ilkbaharın en güzel demi.
Gözden akan yaş değil, inci tanesi.
Aşk... O mel'un, nefreti bile getiren aşk.
Yaz ve yürek yarasından sızan ince kan.
Kaç kırık kalem, kaç solmuş mektup kâğıdı...
KALDIM
Şiirsiz kaldım güzel,
Mısrasız kaldım.
Sudan çıkmış balık gibi,
Havasız kaldım.
Yandı gönlüm pare pare Hüseyin'ime.
Hak için kılıç kuşanmış o yiğidime.
Resûlullah'ın cennet kokulu reyhanına.
Nasıl kıydınız zalimler, bu vahşet neden?
Kimse Bilmiyor
Kimse bilmiyor, geceler duvar gibi geliyor üstüme.
Bilmiyorlar içimde taşıdığım binlerce yarayı ve seni.
Soruyorum kendime, neden bu kadar büyük sevgim?
Bilmiyorum; belki de hiç öğrenemeyeceğiz bu bilmeceyi.
Kırık bir kalemle başladı her şey.
Dökülen her kâtre gözyaşıyla yıllandı.
Adım adım uzaklaştı, önce; son nefeste yakınlaştı.
Ölümün sâdece başlangıç olduğunu anlattı.
Şairi maktul ettiler, şiiri tanık,
Sükûtu hiç ettiler, sözleri buruk.
Âşığa zulüm ettiler, sevmeyene meşk,
Gönülde kalan yaraya devâsız dediler.
Kalemi kırdılar, kâğıdı kefen,
Namazı rükûyu unutmuş millet.
Haramı helâli şaşırmış millet.
Kandil bayram derdine düşmüş.
Kul olmayı unutmuş millet.
Dili duada, gönlü dünyada,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!