Bu sana yazdığım son şiirim, iyi dinle;
Sen benim canımı defalarca yaktığında,
Hiçbir şey olmamış gibi gülümsüyordum sana.
Mis kokan saçlarını öpüp, sımsıkı sarılıyordum;
Kalbim kalbine denk gelsin de,
Yürüyorum şu an yağmurların altında,
Bomboş sokaklarda sırılsıklam bir başıma...
Bu şehrin ışıkları mı güzel gösteriyor dünyayı,
Yoksa sana olan sevdamın parıltısı mı, bilemedim.
Enkaz Altında Bir Ömür
Eskiden bir telaş vardı, kalbimde bin bir heyecan,
Limanım dediğim eve, koşarak giderdi bu can.
Kapı daha açılmadan başlardı o çocuk sesleri,
Sarılan minik eller, dağıtırdı tüm dertleri, kederleri.
Güneş penceremden sızmaz, içeriden doğardı sanki,
Bir zamanlar zaman daha yavaştı,
Mum ışığında gölgeler duvarda yarışırdı.
Sıcak bir çay, derinden bir iç çekiş,
Sohbetler kalpten kalbe karışırdı.
Bir gece yarısı yine; düştü aklıma gözlerin,
Fotoğraflara bakıp bakıp ağladım...
Meğer ben seni ne çok özlemişim;
Anılar sarhoş etti beni, gel de kendime getir!
Unut! Unut, boş ver artık her şeyi...
Ben zaten yırtıp attım o eski resimleri.
Umurumda değil; yaktım arkamda kalan tüm gemileri,
İstemiyorum o yalan sevgini, hadi git!
HAHO!
Diyarbakır surları sanki göğsüme çökmüş,
Mardin’in taş sokakları uykularıma dökülmüş.
Ağrı Dağı’nın karı yüreğimde erimez,
Beynimin depremlerinde anılarım dirilmez.
Haho ki ne haho!
Ben nasıl anlatayım? Ne yinİ anlatayım?
İhanetlerini mi? Nankörlüklerini mi? Vefasızlıklarını mı anlatayım?
Sana ömrümü verdiğiM en güzel yıllarını mı anlatayım?
Senin için nasıl mücadele ettiğimi, seni herkesten kıskandığımı,
Ben giderken;
Yürüdüğüm o ıssız sahili,
İçtiğim o şekersiz çayların acısını
Ve yüzümdeki o masum gülüşü çalanları,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!