Emeklilik Ömrün Altın Sarısı, Zamanın İk ...

Tahsin Özmen
84

ŞİİR


7

TAKİPÇİ

Emeklilik Ömrün Altın Sarısı, Zamanın İkinci Doğuşu


I. Zamanın Özgürlüğü

Saatlerin kadranından söküldü eski pranga,
Şimdi zaman, avuçlarında akan mavi bir nehir.
Güneşin doğuşu artık bir emir değil, davet.
Her sabah, yeniden açılan bir hayatın kapısı.

Yıllarca başkaları için çarpan o emektar nabız,
Şimdi kendi ritmini bulmak için dinleniyor.
Takvimler artık yalnızca yaprak dökmüyor,
Önünde keşfedilmeyi bekleyen bir ömür duruyor.

Artık dakikalar bir yere yetişmek için değil,
Bir çiçeğin açışını seyretmek için var.
Zaman, yetişilmesi gereken bir hedef olmaktan çıkıp
İçinde özgürce yürüdüğün bir yola dönüşüyor.

İnsan çalışırken kendi biyolojik ve ruhsal ritmini değil, sistemin hızını takip etmek zorundadır.
İş hayatı, insanı mekanik bir rutine hapsedip ruhu tek tipleştirir, emeklilik ise özgürleştirir.
Emeklilikte zorunluluk yerini gönüllülüğe bırakır.
Zihni prangalayan mesleki kalıplardan çıkarır.

Emeklilik: İnsanın dış dünyanın gürültüsünü susturup kendi kalbinin, kendi ruhunun gerçek ritmini yeniden keşfettiği bir dönemdir.

Anı yaşama evresine geçiştir.
Çünkü emeklilik, yalnızca mesainin bitişi değil,
Hayatın büyük resmini görme vaktidir.
Bir ömrün telaşında gözden kaçan güzellikleri,
Varlığın sessiz mucizelerini fark etme vaktidir

II. Kendine Rastlamak

İnsanın en büyük yolculuğu bir yere varmak değil,
Kendi ömrünün içinde kendisine rastlamaktır.

Yıllarca bir gölgenin peşinden koştun durmadan,
Görevler, sorumluluklar, yarına bırakılan işler...
Şimdi durup kendi gölgene bakmanın,
İçindeki sessiz sesi duymanın vaktidir.

Belki yarım kalmış bir şiirin var,
Belki hiç dokunmadığın bir tuval,
Belki de yıllardır içinde taşıdığın
Ama bir türlü kendine anlatamadığın bir hayal.

Hepsi orada, kalbinin bir köşesinde bekliyor,
Ne sitem ediyor sana ne de hesap soruyor.
Yalnızca kapısını çalmanı bekliyor
İçinde yıllardır sessiz kalan o dünya.

Kendine dönmek, geçmişe sırt çevirmek değil,
Yaşadığın her şeyi yanına alıp
Kendi ruhunun eşiğinden içeri girmektir.

Çünkü insan, bazen bir ömür yaşar da
Kendisini tanımaya ancak şimdi başlar.

III. Vedanın Sessizliği

Bazı sabahlar eski bir kapıyı özleyeceksin,
Masanda kalan sesleri, tanıdık yüzleri.
Birlikte aşılan güçlükleri, paylaşılan sevinçleri,
Yılların içinden süzülüp gelen hatıraları...

Bir zamanlar seni yoran o yolları
Belki bir gün özlemle anacaksın.
Bir imzanın, bir telefonun, bir dost sesinin
Hayatında ne büyük yer tuttuğunu anlayacaksın.

Çünkü hiçbir ömür kolayca bırakılmaz geride,
İnsan alıştığı dünyadan bir parça taşır içinde.
Her vedanın biraz hüznü, biraz minneti vardır,
Her kapanan kapının ardında bir yaşanmışlık kalır.

Ama unutma, geride bıraktığın yıllar
Senden kopup giden zamanlar değildir.
Onlar, bugün olduğun insanın temel taşları,
Yarın yürüyeceğin yolların sessiz rehberidir.

Bir kapı kapanırken öteki açılıyorsa,
Bu bir kayıp değil, hayatın sana yeni bir armağanıdır.

IV. Kozadan Çıkış

İş hayatının çarkları seni aynı ritme bağladı,
Saatler, kurallar, yetişmesi gereken işler...
Bazen kendi sesini duyamadın bütün bu gürültüde,
Bazen kendine ayıracağın vakti bile erteledin.

Yıllarca bir halı gibi dokudun ömrünü,
Sabırla, emekle, ilmek ilmek.
Her deseninde bir alın teri,
Her renginde aşılmış bir güçlük saklı.

Şimdi o halının üzerine uzanıp
Eserine uzaktan bakma zamanı.
Bir zamanlar seni tüketen zorunlulukların yerini
İçinden gelen isteklerin alacağı bir zaman.

Artık üretmek, kendini eksiltmek zorunda değil,
Bir fidan yetiştirmek, bir düşünceyi büyütmek,
Bir öğrenciye yol göstermek, bir dostu dinlemek
Ruhunu besleyen güzelliklere dönüşebilir.

Emeklilik, kozanın içinde geçen yıllardan sonra
Kendi kanatlarını tanıma cesaretidir.

Bir kafesin kapısı açıldığında
Kuş yalnızca dışarı çıkmaz,
Gökyüzünün ne kadar geniş olduğunu da anlar.

V. Merakın Baharı

Toprağın kokusunu duy, ağacın sessizliğini dinle,
Denizin köpüğünde saklanan eski masalları keşfet.
Bir çocuk gibi şaşkınlıkla bak her sabah gökyüzüne,
Dünyanın hâlâ anlatacak çok şeyi var sana.

Bir serçenin telaşında hayatın gençliğini,
Bir yaprağın damarlarında evrenin geometrisini gör.
Bir yağmur damlasının pencereye düşüşünde
Belki de hiç duymadığın bir şarkıyı işit.

İçindeki sanatı sanatçıyı keşfet , bilmediğin sokaklarda kaybol,
Bir kitabın sayfalarında uzak diyarlara yolculuk et.
Bazen bir fidanın büyümesini seyret,
Bazen bir sorunun peşine düş, sonuna kadar git.

Çünkü merakını kaybeden insan
Dünyayla arasındaki en güzel köprüyü yitirir.

Yaşın ilerleyebilir, adımların yavaşlayabilir,
Ama zihnin yeni ufuklara açıldıkça
İçinde bir yer hep genç kalır.

Emeklilik, ömrün gizli bahçesinde
Yeniden açan ikinci bahardır.

VI. Kendi Zamanının Sahibi

Çalar saatlerin mekanik çığlığı sustu nihayet,
Artık seni uyandıran kuşların senfonisi olsun.
Bir sabah erken kalk, gün doğumunu seyret,
Bir sabah da uyumaya devam et, hiçbir şey kaçırmadan.

Bir çiçeğin büyümesini izle, acele etmeden yürü,
Bir dost sohbetinde çayın demini, hayatın tadını hisset.
Bir daveti geri çevir, bir yolculuğu ansızın kabul et,
Bir kitabın ortasında uyu, bir akşamüstü gökyüzüne dal.

Yıllarca başkalarının saatinde yaşadın,
Kendi saatini sakladın bir çekmecede.
Şimdi çekmeceyi aç, çarkları hâlâ dönüyor,
Tik takları hâlâ senin, zaman hâlâ senin.

Bir sabah hiçbir şey yapma, sırf canın öyle istediği için,
Bir öğleden sonrayı hiçbir yere yetişmeden geçir.
Bırak bazen günler plansız, saatler hesapsız kalsın,
Her boşluk hemen bir işle doldurulmak zorunda değil.

Zaman, cebindeki bozuk para değil,
Ellerine akan uçsuz bucaksız bir şelale.

Onu harcamak zorunda değilsin her an,
Bazen yalnızca sesini dinlemek de yeter.

Çünkü özgürlük, her istediğini yapmak kadar
Hiçbir şey yapmak zorunda olmamaktır.

VII. Yılların İmzası

Yüzündeki çizgilere bak, her biri bir harita,
Şu ince yol kaygılı gecelerden,
Bu derin vadi kahkahalardan geçiyor.
Her çizgide yaşanmış bir gün, aşılmış bir engel var.

Hiçbirini silme, hiçbirinden utanma,
Onlar senin imzan, hayata attığın el yazısı.
Aynadaki o yüze sessizce selam ver,
Seni buraya kadar taşıyan yol arkadaşına teşekkür et.

O yüz nice fırtınalar gördü,
Nice sabahlar taşıdı gözlerinde.
Bazen yorgun düştü, bazen yeniden ayağa kalktı,
Ama bütün yolların sonunda seni bırakmadı.

Gençliğin pürüzsüz yüzünde başka bir güzellik vardır,
Yaşanmışlığın yüzünde ise derin bir hikâye.
Yaşanmışlık estetiği, yapay bir gençlik görüntüsünden çok daha asildir.
Her beyaz tel, her çizgi, her iz
Bir ömrün kimseye anlatılmamış cümlesidir.

Şimdi o hikâyenin en sakin sayfalarında
Kendine daha şefkatle bakma zamanı.

Çünkü güzellik yalnızca gençlikte değil,
İnsanın kendi yaşanmışlığıyla barışmasındadır.

VIII. Dünya Biraz da Seni Taşısın

Sen dünyayı omuzlarında taşıdın onca yıl,
Görevlerini yerine getirdin, sorumluluklarını üstlendin.
Bazen yorulduğunu belli etmeden yürüdün,
Bazen kendi ihtiyaçlarını en sona bıraktın.

Şimdi bırak dünya da seni taşısın biraz,
Omuzların hafiflesin, ruhun derin bir nefes alsın.
Her şeyi çözmek, herkesi yetiştirmek,
Her yükü tek başına kaldırmak zorunda değilsin.

Bir dostun uzattığı eli kabul et,
Bir yakının sevgisinde dinlen.
Bazen yardım istemenin de bir bilgelik,
Bazen durmanın da bir cesaret olduğunu öğren.

Geçmişin artık yalnızca geride kalan günler değil,
Geleceğine güç veren bir birikimdir.

Sen görevlerini yaptın, nice fırtınayı aştın.
Şimdi biraz da hayatın sana sunduklarını kabul et.

Her şeyi omuzlarında taşımak zorunda değilsin,
Bazen hafiflemek de bir ömürlük başarıdır.

IX. Hayatın Mutfağından Sofrasına

Artık imza bekleyen raporlar değil,
Bulutların gökyüzünde çizdiği şekiller ilgilendirsin seni.
Geciken trenler değil, batan güneşin kızıllığı,
Bitmeyen toplantılar değil, dostlarının sesleri.

Sen hayatın mutfağında yıllarca
Alın terinle yemek pişirdin.
Nice sofralar kurdun, nice sorumluluk üstlendin,
Nice insanın hayatına emeğini kattın.

Şimdi o ekmeği dostlarınla bölüşmenin vakti,
Sofraya yalnızca ekmeği değil, hatıraları da koymanın.
Eski şarkılara kulak ver, kitapların arasında kaybol,
Bir fincan kahvenin yanında düşüncelerini özgür bırak.

Heybende yarım kalan ne varsa çıkar,
Üzerindeki tozu sevgiyle sil.
Belki bir yolculuk, belki bir şiir, belki eski bir dost,
Belki de yıllardır kendine ayırmadığın birkaç güzel saat.

Ertelediğin her rüya yeniden yürüyebilir seninle,
Yeter ki ona kalbinde yeniden bir yer aç.

Çünkü hayat yalnızca ekmeği kazanmak değil,
Bir gün o ekmeğin tadını gerçekten alabilmektir.

X. İçindeki Şair

Resmî kıyafetlerin ardında saklanan o deli rüzgâr
Şimdi pencerelerini açmak için uyandı.
Masalarda yalnızca evraklar değil,
Bir ömrün yorgunluğu da kaldı geride.

Yıllarca rakamların, kuralların ardına saklanan
O gizli şair kalemini eline aldı.
Belki bir dizeyle başlayacak her şey,
Belki bir renk, belki bir ezgi, belki de sessizlikle.

Hiç yazmadığın bir mektup yaz,
Hiç çalmadığın bir enstrümanı dene.
Bir tahta parçasını yont, bir resmi tamamla,
İçinde uyuyan dünyaya usulca dokun.

Kim bilir, yıllardır içinde sakladığın
Hangi güzellik gün ışığına çıkmayı bekliyor?
Belki de kendini hiç tanımadığın bir yanınla
İlk kez şimdi karşılaşacaksın.

Dünyaya hâlâ vereceklerin var,
Ama artık kendini tüketmeden,
Kendinden eksiltmeden, gönlünce.

Çünkü üretmek yalnızca bir mesleğin değil,
İnsanın ruhunun da meselesidir.

Ve insanın içinde,
Her yaşta yazılmayı bekleyen bir şiir vardır.

XI. Kendi Bahçen

Tohumlar ekildi, fırtınalar göğüslendi,
Nice kışlar aşıldı, nice baharlar beklendi.
İşte geldi ömrün en cömert hasat mevsimi,
Şimdi kendi bahçende yürüme zamanı.

Artık başkalarının tarlasını sulamak değil,
Kendi toprağının sesini dinlemek zamanı.
Güllerini sen budayacak, meyvelerini sen toplayacak,
Hangi çiçeğe ne kadar güneş gerektiğini sen öğreneceksin.

Bir domates fidesinin boy vermesinde saklı bir mucize,
Bir avuç toprağın içinde uyanmayı bekleyen evren var.
Bazen mutluluk büyük zaferlerde değil,
Büyüttüğün bir şeyin çiçek açışında saklıdır.

Bahçen kocaman olmak zorunda değil,
Bir pencere önündeki saksı da yeter.
Yeter ki ektiğin tohum senin olsun,
Yeter ki büyümesini beklerken kalbin ferahlasın.

İnsanın kendi hayatı da böyledir,
Her mevsimin başka bir emeği, başka bir meyvesi var.

Şimdi kendi bahçenin kapısını aç.
Kendi toprağına dokun, kendi mevsimini yaşa.

Çünkü emeklilik, başkaları için yetiştirdiğin
Yılların ardından kendi hayatında kök salmaktır.

XII. Bedeninle Barışmak

Bedeninin sesini dinle, ona şefkatle yaklaş,
Yıllarca ona emir verdin, şimdi biraz da o konuşsun.
Yürü, dinlen, nefes al, güneşe dön yüzünü,
İhtiyacı neyse ver ona sevgiyle, sabırla.

O, seni her yere taşıyan en sadık yol arkadaşındı,
Uzun yolları, yorgun sabahları seninle geçti.
Bazen uykusuzluğa, bazen telaşa katlandı,
Bazen sen durmayı unuturken sessizce bekledi.

Şimdi ona kulak verme, onu koruma kollama zamanı,
Sağlığına özen göstermek, kendine verdiğin değerdir.
Günlerini küçük yürüyüşlerle, güzel sofralarla,
Huzur veren alışkanlıklarla zenginleştir.

Her gün biraz hareket, biraz dinlenme,
Biraz güneş, biraz kahkaha, biraz dostluk...
Büyük değişimler bekleme her sabah kendinden,
Bazen iyi yaşamak, küçük iyilikleri sürdürmektir.

Çünkü yolculuk bitmedi, önünde hâlâ yollar var.
Ve kendine iyi bakmak,
O yollarda kendine eşlik etmenin en güzel biçimidir.

XIII. Gençliğin Dönüşü

Eski bir şarkıyı aç, unutulmuş bir yaz akşamından kalma.
Gözlerini kapat, gençliğin sessizce yanına oturacak.
Ona kızma, sitem etme, "Nerede kaldın?" diye sorma;
O hiç gitmedi ki, sen meşguldün, o bekledi.

Bir zamanlar koşarak geçtiğin sokaklar,
Bir bakışta kalbini titreten o ilk heyecan,
Geleceğe dair bitmek bilmeyen hayallerin
Bir ezginin içinden yeniden sana ulaşacak.

Şimdi ikiniz yan yana aynı şarkıyı söylüyorsunuz,
Biri tecrübenin, diğeri hevesin sesiyle.
Birinde yılların dinginliği, diğerinde ilkbaharın ateşi,
Ve bu düet, hayatın en güzel armonisi.

Gençlik yalnızca geride kalan bir mevsim değil,
Bazen bir hatırada, bazen bir gülüşte yeniden doğar.
İnsan yaş aldıkça geçmişini kaybetmez,
Onu başka gözlerle görmeyi öğrenir.

Bir gün aynaya baktığında
Yalnızca yılların izini değil,
O izlerin içinde hâlâ yaşayan çocuğu da gör.

Ona elini uzat, birlikte yürüyün bundan sonra.
Senin bilgeliğinle onun merakı yan yana,
Daha anlatılmamış nice hikâyeye doğru...

XIV. Ertelenen Hayaller

Bir hayalin vardı, hatırlıyor musun,
Rafa kaldırdığın, "Bir gün yaparım," dediğin?
"Şu işler bitsin, biraz daha zaman geçsin," diye
Kendine hep yarından bir söz verdiğin...

Zaman geldi, işler bitti, raf hâlâ yerinde.
Tozunu üfle, kapağını aç, içindeki ışığa bak.
Hâlâ parlıyorsa, daha fazla bekletme,
Bir hayale dokunmak için kusursuz bir gün gerekmez.

Belki bir ülke görmeyi düşledin,
Belki bir kitap yazmayı, bir şarkı bestelemeyi.
Belki de yalnızca bir dostunla uzun uzun konuşmayı,
Bir gün boyunca hiçbir yere yetişmemeyi...

Hayaller yaşlanmaz, paslanmaz, yalnızca sessizleşir,
Bazen yıllarca kalbinin bir köşesinde bekler.
Bir cesaret, bir küçük adım, bir sabah güneşi
Onları yeniden hayata çağırmaya yeter.

Her düş gerçekleşmek zorunda değil,
Ama her düşe bir kez daha bakmaya değer.
Çünkü insanın içinde açılmamış kapılar varsa
Ömür, her sabah yeni bir ihtimal taşır.

Bugün o kapılardan birini aç.
Yarın ne olacağını düşünmeden,
Sırf hâlâ istediğin için.

XV. Hayatımı Yaşıyorum

Bir gün biri sorarsa, "Ne yapıyorsun bu aralar?" diye,
"Hayatımı yaşıyorum," de, gururla.

Çünkü yıllarca hayat dediğin
İşten arta kalan zamandı.
Şimdi zamanın içinde başka bir yerin var,
Hayat artık yalnızca akşamları başlamıyor.

Bir sabah güneşle birlikte uyanmak,
Bir dostun sesinde kendini bulmak,
Bir kitabın cümlesinde uzun süre kalmak,
Bir çocuğun gülüşünde dünyayı yeniden görmek...

Bunların hiçbiri küçük değil.
Bazen insanın en büyük kazanımı
Kimsenin ölçemediği, kimsenin alkışlamadığı
Bir huzura kavuşmasıdır.

Önemli olan kaç yıl yaşadığın değil,
Bir güne kaç hayat sığdırabildiğindir.
Bir anın içinde bütün dikkatinle bulunmak,
Yaşadığını gerçekten hissetmektir.

Madalyası yok belki, kürsüsü yok, alkışı da,
Ama huzuru var, kendine ait bir sevinci var.

Ve biri yeniden sorarsa ne yapıyorsun diye,
Gülümse, etrafına bak ve söyle:

"Hayatımı yaşıyorum."

Bazen bir ömrün en büyük zaferi
İşte bu kadar sade bir cümledir.

XVI. Unvanların Ötesinde

Yaşamak, unvanların ötesinde bir yerde saklıdır,
Bunu anlamak için uzun yollardan geçmek gerekir.
Kartvizitlerin hükmü bittiğinde, makamlar geride kaldığında
İnsan, kendi adıyla baş başa kalır.

Ne makamın, ne unvanın, ne de başkalarının beklentileri...
Geriye senin sesin, senin seçimlerin, senin hikâyen.
Bir zamanlar seni tanımlayan görevlerin ardından
Kim olduğunu yeniden sormanın vakti.

Çünkü insan, kendisine ayırdığı zamanda
Kendi yüzünü yeniden görmeye başlar.
Yıllarca dış dünyanın gürültüsünde kaybolan
Ruhunun müziği, sessizlikte yükselir.

Bilgeliğini paylaş, sevgini esirgeme,
Bir gence yol göster, bir dostun yükünü hafiflet.
Ama kendini tüketme, kendini unutma,
İyilik de insanın kendisini koruyabildiğinde güzelleşir.

İnsanlara verebileceğin en kıymetli armağan
Yalnızca bildiklerin değil, varlığındır.
Kendin olarak, gönülden ve özgürce
Hayata katabildiğin her şeydir.

Çünkü unvanlar bir gün geride kalır,
Ama insanın dokunduğu hayatlarda bıraktığı iz
Kendisine ait en kalıcı hatıradır.

XVII. Fırtınadan Sonra

Her akşamüstü bir limanda gün batımına bak,
İstersen bir kadeh kaldır hayata,
İstersen sessizce gülümse gökyüzüne.
Sana sunduğu güzel günler için,
Sana sabrı öğreten fırtınalar için...

Çünkü fırtınalar olmasaydı
Dinginliğin kıymetini belki bu kadar bilemezdin.
Her kayıp yalnızca eksilmek, her son yalnızca bitmek değildir;
Bazen insan geride bıraktıklarıyla hafifler.

Geçmişin kapısını öfkeyle kapatma,
Orada kalan güzel şeylere teşekkür et.
Yanlışlarına da, pişmanlıklarına da
Biraz merhametle bakmayı öğren.

Her şeyi doğru yapmış olmak zorunda değilsin,
Her yolun sonunda aynı insan olarak kalamazsın.
Bazen en derin bilgeliğin tohumu
Bir zamanlar seni inciten yerde filizlenir.

Şimdi denizin çekilişini, dalgaların dönüşünü seyret,
Hayatın da böyle bir ritmi olduğunu hatırla.
Her şeyin kalıcı olmasını bekleme,
Güzel olanın kıymetini bilmek için.

Ve akşam karardığında bil ki
Geride kalan her gün seni buraya getirdi.
Şimdi önünde başka bir liman, başka bir sabah var.

XVIII. Yarının Haritası

Önünde kaç yıl olduğunu bilmiyorsun,
Ama bugünün içinde ne kadar hayat olduğunu seçebilirsin.
Yaşını bir sınır çizgisi değil, tecrübenin pusulası yap,
Geçmişin sana yön versin, yolunu kapatmasın.

Kim bilir, daha hangi düşünce kapını çalacak,
Hangi dostluk filizlenecek, hangi yolculuk başlayacak?
Belki hiç beklemediğin bir sabah
Yeni bir tutku, yeni bir sevinç bulacaksın.

Yarın kesin bir vaat değil,
Ama bugün hâlâ senin elinde.
Umut, geleceğin sana borçlu olduğu bir mutluluk değil,
Bugüne kendi ellerinle kattığın ışıktır.

Bir şey öğren, birine sarıl, bir yere git,
Bazen de olduğun yerde kal ve şükret.
Hayatın önüne çıkaracağı bütün kapıları bilemezsin,
Yeter ki anahtarlarını merakla taşımaya devam et.

Çünkü yaş, yolun sonunu gösteren bir işaret değil,
Yürürken sana eşlik eden bir pusuladır.

XIX. Ömrün Altın Sarısı

İnsan hissettiği yaştadır derler,
Belki de insan, kendisine izin verdiği yaştadır.
Yüreğinde hâlâ bir maceraya atılacak merak,
Gözlerinde dünyayı yeniden görecek bir ışık varsa...

Yollara düşmek istersen yollar senin,
Dinlenmek istersen evin, sessizliğin senin.
Bir sabah yeni bir şehre uyanabilir,
Bir akşam tanıdık bir pencerenin önünde huzur bulabilirsin.

Ömrün mevsimleri birbirine benzemez,
Her baharın başka bir çiçeği, her sonbaharın başka bir rengi vardır.
İlkbahar sana başlangıçların cesaretini,
Yaz sana yaşamanın coşkusunu öğretir.

Sonbahar ise başka bir bilgelik taşır:
Neyi saklayacağını, neyi bırakacağını bilmenin.
Yaprakların altına gizlenen toprağı,
Sessizliğin içindeki bereketi görmenin.

Çünkü ömrün altın sarısı sonbaharı
Bazen en verimli ilkbahardır.
İnsan bütün mevsimlerini yanında taşıdığında
Hayat, her yaşında başka türlü güzelleşir.

XX. İkinci Doğuş

Emeklilik, hayattan çekilmek değil,
Kendi hayatının başrolüne yeniden geçmektir.
Bir ömrün bütün deneyimini yanına alıp
Bilinmeyen bir geleceğe yürümektir.

Gülüşün belki daha derin, bakışın daha şefkatli olacak,
Çünkü artık neyin önemli, neyin geçici olduğunu biliyorsun.
Saçlarına düşen her beyaz tel bir ömrün tanığı,
Yüreğinde yanan ateş ise yarının feneri.

Bu bir geri çekilme değil, yeni bir başlangıç,
Kendi sesini seçtiğin, kendi zamanını duyduğun bir çağ.
Bir zamanlar görevlerin arasında kaybolan insan
Şimdi kendi hayatına yeniden kavuşuyor.

Ne geçmişi inkâr etmeye gerek var
Ne de geleceği korkuyla karşılamaya.
Yaşadığın her şey, seni bugüne getiren yol,
Önündeki her sabah, henüz yazılmamış bir sayfa.

Şimdi kaldır başını, aynadaki yüzüne gülümse.
Sen nice yolu emekle tamamladın.
Arkana bak: Orada yaşanmış bir ömür var.
Önüne bak: Keşfedilmeyi bekleyen bir dünya.

Her günü bir tuval gibi boya, kendi renklerinle,
Şaşırmaktan, öğrenmekten, sevmekten vazgeçme.
Yarın, senin dokunuşunu bekleyen bir şaheser,
Fırça hâlâ elinde, renkler hâlâ senin.

Emeklilik, hayatın sana verdiği bir sus payı değil,
Kendi hikâyeni kendi sesinle yazma özgürlüğüdür.

Bir ikinci doğuştur bu
Ve bu kez, kendi hayatına doğuyorsun.

XXI. Hoş Geldin

Hoş geldin kendinin şahidi olduğun
O en güzel mevsime.

Hoş geldin acele edilmeyen sabahlara,
Tadı çıkarılan akşamlara,
Bir fincan kahvenin yanında uzayıp giden düşüncelere,
Telaşın ötesinde uzanan o dingin hayata...

Bir sabah umutla uyan, bir şarkıya eşlik et,
Bir dosta gülümse, hiç beklemediğin bir hayale inan.
Bazen yola çık, bazen evinde kal,
Bazen kalabalığa karış, bazen yalnızlığını dinle.

Kendine karşı sabırlı ol, hayatı aceleye getirme.
Her günü büyük bir mutlulukla doldurmak zorunda değilsin.
Bazen sıradan bir günün sessiz huzuru
Bir ömür boyunca hatırlanacak kadar güzeldir.

Ömrünün bundan sonraki günlerini yalnızca geçirmek değil,
Her birini bir şiir gibi yaşamaya başladığın o çağa
Hoş geldin.

Çünkü sen bir mesleğin son sayfası değil,
Kendi hikâyenin en renkli, en özgür,
Henüz keşfedilmemiş bölümüsün.

Emekliliğin kutlu olsun.

Yolun açık, yüreğin ferah,
Zamanın bereketli, günlerin sevgiyle dolu olsun.
Dostların eksilmesin, merakın hiç solmasın,
Kalbin her yeni sabaha biraz daha açılsın.
Tek mesain keyif olsun.

Ve unutma:

Bir ömrün güzelliği, kaç yıl çalıştığında değil,
Kaç anı gerçekten yaşadığında saklıdır.

Bir ömrün en kıymetli dakikası,
Yaşadığını fark ettiğin dakikadır.

İşte o anda zaman,
Artık yalnızca içinden geçip gittiğin bir nehir değildir.

Zaman, senin içinde yaşamaya başlar.

Hoş geldin kendi zamanına.

Tahsin Özmen
Kayıt Tarihi : 11.10.2026 08:23:00
Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Şiiri Değerlendir
Yorumunuz 5 dakika içinde sitede görüntülenecektir.

Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!