Seni gördüğümde göz elden gitti,
Ömür baharımın güzünde Elif.
Yaşım elli yedi gençliğim bitti,
Gönlüm güzellerin izinde Elif.
Döne döne bakıyorum dünüme,
Senelerdir güneş doğmaz günüme.
Aşk bu dünyanın ölçüleriyle açıklanamaz sevgili. O ilkel bir acıdır, yaban bir ağrıdır. Gelir ve içimizdeki o çok eski bir şeye dokunur. Sonra bir perde açılır ve yolculuk başlar. Bu yolculukta artık para, tarifeler, beklentiler, randevular, taksitler, iş, anneler ve korkular yoktur. Aşkın kendi gerçekliği vardır sevgili. İnsan bir başka ışığa teslim olur...
Aşkta yarın yoktur sevgili. Zaman ileri doğru değil, içeri, yüreklere, derinlere doğru işlemeye başlar, bilgeleşir. Hiç bilmediği sezgileriyle buluşur. Yükü çok ağırdır, kendiyle buluşmuştur. Hem dışındadır dünyanın, hem de ortasında.
Hindistan'da Ganj Nehri'nin kıyısında yakılan yoksul adamın hissettikleri de onunladır, yitirdikleri de... Newyork'ta, bir sokakta, o kartondan kulübesinde yaşayan kadının çıplak yalnızlığı da. Her şey onunladır, ona emanettir sanki, ama o, çıldırtıcı bir yalnızlık içindedir yine de...
Aşkın kültürlü olmakla, bilgili olmakla da ilgisi yoktur sevgili, kanımıza karışan ilkel acı, o yaban ağrıyla hiçbir kitabın yazmadığı hakikatlere daha yakınızdır, inan...
Kim demişti hatırlamıyorum, aşk varlığın değil, yokluğun acısıdır diye. Belki de bu yüzden ilk gençliğimde, o yoğun aşık olduğum yıllarda, gözüme uyku girmez, dudağımda bir ıslıkla bütün gece şehri, o karanlık, o hüzünlü sokakları dolaşır, insanları uykularından uyandırmak isterdim. Uyanıp, içimde derin bir sızıyla uyanan o derin sancının acısına ortak olsunlar diye...
Aşk çok eski bir şeydir sevgili. Onun içinden o çileli çocukluğumuz geçer. Sevdiğimiz insanların çocuklukları da... Oradan üvey anneler, eksik babalar, parasız yatılılar geçer. Ve sonra aşk bütün bunları alır, daha da eskilere gider, hep o ilkel acıya, o yaban ağrıya...
Devamını Oku
Aşkta yarın yoktur sevgili. Zaman ileri doğru değil, içeri, yüreklere, derinlere doğru işlemeye başlar, bilgeleşir. Hiç bilmediği sezgileriyle buluşur. Yükü çok ağırdır, kendiyle buluşmuştur. Hem dışındadır dünyanın, hem de ortasında.
Hindistan'da Ganj Nehri'nin kıyısında yakılan yoksul adamın hissettikleri de onunladır, yitirdikleri de... Newyork'ta, bir sokakta, o kartondan kulübesinde yaşayan kadının çıplak yalnızlığı da. Her şey onunladır, ona emanettir sanki, ama o, çıldırtıcı bir yalnızlık içindedir yine de...
Aşkın kültürlü olmakla, bilgili olmakla da ilgisi yoktur sevgili, kanımıza karışan ilkel acı, o yaban ağrıyla hiçbir kitabın yazmadığı hakikatlere daha yakınızdır, inan...
Kim demişti hatırlamıyorum, aşk varlığın değil, yokluğun acısıdır diye. Belki de bu yüzden ilk gençliğimde, o yoğun aşık olduğum yıllarda, gözüme uyku girmez, dudağımda bir ıslıkla bütün gece şehri, o karanlık, o hüzünlü sokakları dolaşır, insanları uykularından uyandırmak isterdim. Uyanıp, içimde derin bir sızıyla uyanan o derin sancının acısına ortak olsunlar diye...
Aşk çok eski bir şeydir sevgili. Onun içinden o çileli çocukluğumuz geçer. Sevdiğimiz insanların çocuklukları da... Oradan üvey anneler, eksik babalar, parasız yatılılar geçer. Ve sonra aşk bütün bunları alır, daha da eskilere gider, hep o ilkel acıya, o yaban ağrıya...




mükemmel bir şiir yüreğinize sağlık ahmet bey.
Buram buram sevgi kokan dizeler tebrikler
Yürekten bir şiir.Tebrik ediyorum.
Hayalin karşımda bir tatlı bela,
İstemem gönlümü sevdaya sala.
Ama, sevdalandım yanarım hâlâ,
Kalsam kara kışın buzunda Elif.
Harika bir çalışma. Zevkle okudum. Yüreğinize sağlık
Yine mükemmel bir koşma okuyoruz. Nedendir bilemem, böyle dişe dokunacak güzel bir şiir buldum mu dişlerimle didiklerim.
Bu güzel şiirin üçüncü kıtasındaki 'Her yüzün bir kamer, bakışın derman' dizesi şaşırtıyor insanı. Halbuki her insanın bir yüzü vardır. İki yanağı, iki kaşı, iki gözüne karşılık yüz tektir. Burada 'her yüzün' demek, sanki Elif'in birden çok yüzü varmış gibi bir anlam kargaşası doğuruyor. Bunun yerine 'Her kaşın bir hilâl' ifadesi daha uygun düşerdi diye düşünüyorum.
Yine ikinci dörtlükte 'Sanki kısmet gibi çıktın önüme' dizesindeki 'sanki' kelimesi isteksizlik ve belirsizlik ifade etmekle, beğeni ifade eden 'gonca kokusu' ile uyuşmuyor. Bunun yerine de 'son bir kısmet gibi' veya daha başka bir ifade kullanılabilirdi.
Bu güzel koşmayı, Karacaoğlan'ın 'İncecikten bir kar yağar/ Tozar Elif Elif diye' sine benzeterek ağız tadıyla defalarca okuyabiliriz.
Muhterem üstadımızı kutluyorum.
tebrik ediyorum hocam
selamlar
Döne döne bakıyorum dünüme,
Senelerdir güneş doğmaz günüme.
Sanki kısmet gibi çıktın önüme,
Goncalar kokuyor yüzünde Elif..._benim canevimin can yerlerine hüzün salar böyle güzel anlatimli siirler degerli üstadim...varolun harikuladesiniz...
Çok güzel bir şiir okudum üstat,kutlarım.
elif ay
Bu şiir ile ilgili 8 tane yorum bulunmakta