Bir haneyi getir aklına,
tepesi sonsuzluğa açılan bir kuytu,
harcı masum çığlıklarla yoğrulmuş.
Kusurlu bir fermanla açılmış perde,
ve Yaradan bir telaşla salıvermiş kucağından âdemoğlunu.
Yere düşen bir çömlek gibi kırılmamışız da,
çatlağımızdan sızan rüzgârı can bellemişiz.
Kapı eşikleri yontuldukça öğrenir ayak basmayı;
biz de öyle,
kendi gölgemizin boyunu ölçerek
akşamı karşılamışız avlularda.
Odalar var;
sandıklarda naftalin kokulu suskunluklar,
pencerelerde biriken tozlu ikindiler.
Zaman, duvarda asılı paslı bir çivi gibi
asılı kaldığı yeri kanatır sessizce.
Büyüdükçe dar gelir o seslerin ördüğü duvarlar;
sesler çekilir,
geriye sadece kirişlerin sabrı,
bir de taşın soğuğu kalır omuzlarda.
Ve insan,
o telaşlı yaradılışın tortusunda tek başına:
Ne bütünüyle göğe ait kalabilmiş,
ne de toprağın ağırlığına tam teslim.
Kendi eksikliğini ev bilip içine çekilen,
kırık kiremitlerin arasından sızan yağmurla
yarasını yıkayan bir yolcu gibi;
ömür dediğin,
o ilk düşüşün acısını
ayakta durarak unutma gayretidir.
Sabit Süreyya SirerKayıt Tarihi : 5.09.2026 11:32:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!