… Uzaktan sevmekti bizimkisi…
Birimiz kafeste birimiz son nefesteydi sanki… Yaklaşamamak, yaklaştığında dokunamamak, dokunsan bile yanına alamamak.
Bizimkisi aşkım duran haliydi.
Ben sana durdum, saatleri sana kurdum. Gülüşümü gelişine sakladım, gelişini belki son nefesime…
Kime seslenirsem sağır…
Ne yana bakarsam bir beyaz duvar…
...
Sevgili, en sevgili...
Ey sevgili, uzatma dünya sürgünümü benim....
“Merhametsiz karanlık içindeyim, ne zaman güneş doğacak bilmiyorum...
Mavi denizlere, mor dağlara karşı bildiğim bir şarkı var,
Onu söylüyorum, bildiğim bir şarkı var...
Ayyüzlüm,
"Ömrüme ... İmsak ettiğinden beri, bir yudum su gibi bekliyorum vuslat vaktini ..."
Şairin dediği gibi;
“Sevmiyorum, uzaklara gitmeni. karanlıkta kalan bebeler gibi, korkuyorum, sen uzakken. gitme!” “Tamamla beni. şiirimde olsun tamamla... "
"Gitmek kolay belki azize de...
Geride kalan izleri ne yapacağız onu söyle..."
Nazım Hikmet’in aşkın iklimlerinden fısıldadığı masumiyet dokunuyor yüreğimdeki inceden beni bitiren sızıya.
Geç kalmalarla kendini tanımlayan ben Nazım Hikmet’e de geç kaldım elbette.
İlk kez çocukluğumda okuduğum mısraları henüz şimdilerde anlamaya başlıyorum. “Bazıları şiir sevmez, çünkü onların yaraları yoktur. Yaraladıkları vardır” diyor Attila İlhan.“
Keşke, kimseler şiir sevmese” diyerek ah ediyorum tüm yaralara.
Oysa biliyorum ki, her soluk bir dizede kendisini bulmak için dünyaya gelmiştir.
Kaç hali vardır aşkın?
Yokluğun cehennemin öbür adıdır... diyor, Ahmet Arif
Bir gün yokluğun beni bu hale koyuyorsa, bir ömür yokluğun ne hale kor diyemiyorum.
Hadi bir gün, iki gün yada bir kaç gün...
Ötesi yok, ay yüzlü kadınım.
Sonrası ölüm...!
Varsan sen,
...
İnsanları sevmeyi bıraktığımızda değil; onlardan ümit etmeyi bıraktığımızda kopar bağlar. Veda duygusu da işte o anda başlar.
Bazen seve seve taşıdığın, içinde biriktirdiğin, özenle sakladığın şeyler bir ân gelir…
Ve taşıması güç bir yüke dönüşür.
Bir anı, tatlı bir tebessüm olmaktan çıkar; iç sızlatan bir hatıraya evrilir.
..
İnsan insandan kolay kolay vazgeçmez aslında.
Ama yüklediği anlamdan, verdiği değerden, kurduğu hayalden…
İşte onlardan vazgeçer.
Zamanla anlar ki, “farklı” sandığı o kişi belki de herkes gibidir.
Oysa kendi bakışında büyütmüştür onu, kendi yüreğinde özel kılmıştır.
...
Yarın belki daha güzel olur diye, sabahı beklemeye koyuldum...
Insanlar,
Rüzgar,
Ağaçlar,
Böcekler...
Sabahın bunaltıcı sıcağı, yerini yağan sağanak ile akşamın serinine bırakırken, buz tutmuş bir kavganın galibi gibi görüyorum kendimi...
Dev cüsseli bir adam olarak, minik yüreğim ve cılız sesime yenilmiş söyleyemediğim herşeyi yutkunuyorum.
Sıkıntımı dile getirmiyor, yüreğimin yangınını yağan sağacağın söndürmesi için sırılsıklam oluyorum.
Sen ise sessizdin hemde hiç olmadığı kadar, ben kendimi aşarcasına hırçın.
Beklemeye alışkındım ama bu kez sanki herşey farklı gibiydi. Aklımdan geçen tek düşünce "keşke biraz daha sarsılsaydım " ...
Atma beni okyanus ortasına, sürgün etme beni bir ıssız adaya, yada ne bileyim, çölde susuz bırakma, bir dağ başında yapayalnız koyma.
Beni yokluğunla imtihan etme...!
Beni yokluğuna mahkum edip, öl deme...!
Özlemine, özlem katıp yan deme...!




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!