...
Rüyamda güllerin ağladığını gördüm.
Ben ağladım, güller ağladı...!
"Hadi ben Aşkın dilencisi oldum, düştüğüm halime ağlıyorum"
Ya siz güller, dedim...
"Senin haline" dediler, ya...!
Bir kuşun kanadını taşıyacak gücüm bile yok bugün..
Öyleyse hayat niye inatla, boş bulduğu tek yer benmişim gibi, gelip ruhuma kuruluyor....
Öyle bir haldeyimki, kendi çaresizliğime derman arıyorum.
"İçimde cam kırıklarına benzeyen bir gönül kırıklığı, kapatıyorum sayfalarını eskimiş bir kitabın, tozlu hüzünler, solgun bir gülümseyiş tadı" der, Ataol Behramoğlu
Özlemden olmalı...
Ve bu özlemi dindirecek olan tek sensin...
... Hayaller ve hayatlar,
Düşler ve gerçekler...!
Düşlerimi doldurdun yar, yine...
Günlerden Perşembe , ben sana geliyorum.
Bir heyecan ile uyanıp duşa koşuyorum. Tıraşımı oluyorum.
Beğendiğin için beyaz tişörtümü giyiyorum.
....
Hayallerle yan yana, mesafelerle uzak...
Neresinden tutarsan tut yorgun bi çaresizliği gizler içerisinde…
Ben takvimlerden fal tutmaktan bıkkın, takvimler bana umut vermekten ırak, akreple yelkovan küçük anların takipçisi.
Sense kaybolmuşsun çoktan, geçmeyen ayların arasında…
“Hayallerle yan yana, mesafelerle uzak” sayfalara sığmayan şeyleri anlatır aslında belki…
"Aslında her şey çok başka olurdu...
biraz çaba gösterseydin" demiştin ya bana -üzüntülü- hani hiç sesimi çıkarmamış ve pencereye dönmüştüm..
Kapı sesiyle saç tellerime kadar biriken ağrıyı atmak istercesine haykırarak..
Her neyse..
Ben beklemeye devam ediyorum, senin burada kalman doğru olmazdı zaten..
Hoşçakal diyememiştim ya sana, Hoşçakal..."
" Bir el, yüreğimin sessizliğine hüzün tohumları ekiyor..."
Bugün yine sensizliği, katmerli yaşıyorum.
Sabah bu kadar zor olurmu, bir insana...
Umudu kırılmış, omzu çökmüş, yüreği kırgın bir haldeyim.
Umut, binbir ayaklı.
Umut, güneşte saklı.
İnsana imtihan olarak özlemek yeter!
Bir şehri,
Bir sesi,
Bir nefesi diyor ya şair...
Ben bu imtihanı her gün aynı kentte yaşarken, bu gece daha iyi hissediyorum.
Gecenin üçü, radyoda Musa Eroğlu ve mihriban türküsü...
...
Iyi degilim biliyorum ve diyorum.
Sadece kafam cam kırıkları ile dolu degil,
Sırtıma koca bir hançerde saplı gibi bir acı hissediyorum.
Ve kimseden bir şey beklemiyorum.
Tutunma telâşımda yok artık...!
Kendime yazıyorum, bu sabah.
Şu an Kırşehir’de, Şubat’ın üçüncü günü, sabahın sekiz buçuğunda, pencereden giren soğuk Kırşehir havasıyla birlikte içime dolarken…
kendime yazıyorum.
Ben üşüyorum, dışarıya bakıyorum, ama aslında içime bakıyorum.
Kar yağıyor mu dışarıda? Bilmiyorum.
Ama içimde yağan kar var, beyaz beyaz, sessiz sessiz.
...Sığ suları en hafif rüzgarlar bile coşturabiliyor.
Derin denizleri ise ancak derin sevdalar.. Derin ve esrarengiz olan her şey susuyor.
Susan her şey derin ve heybetli.
Bizim sevdamızda, o kadar derin ve heybetli.
Gökyüzü kadar seven kadın....!
Gecenin sessizliğini yaşıyor bu adam ve bu kadını, gecenin karanlığı kadar sevdi...




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!