Sürükleyip peşinden
tüm heveslerini bahtımın
kırık bir testi misali
unuttun şuralarda.
Kaz dağlarının zirvesinde,
titreyişinde el değmemiş niyetlerin,
buğusunda şafak sersemliğinin
dere kenarlarında,
ve ayazlı güz gecelerinin
kırağı çalmış kimsesizliğinde.
Bıraktın ıraklarda,
bıraktın tek tabanca
bıraktın üryan
bıraktın bir başına...
Mavi atlas libaslarında mıydın,
Ege ufkunun,
Pırıltısında
bağrı yangınlı Manyas gölünün,
ve tan yeli esintili sırtlarında
başları dumanlı tepelerin.
Yürürdün önden
kısrağı kısrağa katıp
al işlemeli heybe yüklerinin...
Baharları yar olurdun
yüzü emek pınarı yağız efelere.
Saçardın yaban nergisleri gibi ömrün...
*
Gün doğanda korulara
kaynayanda özü hayat şevkinin
süslerdi bayırı çayırı
menekşe vadilerinde efsane göçleri
ve yıkılası o yamaçların ardına
çekip giderdi bir kirpiği sürmeli.
Ve mest ederdi endamı
bir hummalı his kasırgasında sineleri
al yanaklı gelinciklerin.
Yayılırdı bahçelerde rayihası
burcu burcu Yörük dilberlerinin...
*
Bir sevda türküsüdür, uzar gider çağlar boyu,
Bir doyumsuz muhabbet, sızıdır eser ılık ılık.
Şimdiyi yarınlara eriştirir
taşıyıp getirir bugüne maziyi...
Hala dillerde midir manisi
kışla dönüşü
yüzük atımlarının.
Sırma saçlı, gül dudaklı kızların
niyet açışlarının.
Sahile inende aşiretler can cümbüşünde
solgunlaşmış güz güneşi kuytularında
kıyıya doğru Belen geçidinden.
Sertavul yaylasından,
Amanos dağından,
Göksu nehrinden,
Seyhan üstünden...
*
Belki de şu an
hiç bir letafeti
resmetmez bakışlar bu yörelerde
paraya vurulduğu sinelerde sevdanın.
Ve paramparça bir anıdır kanayıp duran
tılsımlı hissi bir devrin
boz dumanlı, kekik kokulu yamaçlarının...
*
Göğsünde, betondan zincir bağları,
Göğünde, demir kanatlı gurbet kuşları
ve çoktan mazi olup gitmiştir
dalgınlıklarımızın loşluğu içinde
tomurcuk gelin masallarının
ruhları dalgalandırıp durultan
elem ve dilek yüklü çırpınışları...
*
Lakin sendin
çiğ düşende İda yaylasına
nemli kuytularda şakıyan körpe bülbül.
*
Sendin
sarı çiğdemlerce kuşatan
başları dumanlı
tutkulu tepelerin vadilerini.
*
Sendin
yosun kokulu hevesi
arştan indiren
ipek kanatlı bembeyaz umut.
*
Şimdi ben
öbür yakasından
üstünde gezindiğimiz şu koca dünyanın
düş sofrasında bir Yörük çadırının.
Semerkant hatırası kök boya bir sedir gölgesinde
demlenmekteyim huzur ve saadet rüyalarına..
*
Şimdi ben
kırk bin yerinden
harelendiriyorum
cihanın tüm niyetlerini.
*
Şimdi ben
kıskandırıyorum tüm gülleri
şiir eyleyip
bahtı açık kızların
dileklerini.
*
Şimdi benim
kırk bin yerinden yeşeriyor özlemim,
Kırk bin hevesle çınlıyor zihnim,
Kırk bin renkli tepeler yükseliyor aşkımda,
Kırk bin renk alev gibi parlıyor bakışlarım...
*
Ve sen göçüp giderdin,
Binboğa dağlarının sisli ovalarına
coşup akışında gönül ırmağının,
Kısrağı kısrağa katıp
açıp sineni serin rüzgarlara
saklayıp ümitlerini gelecek senelere
ve ömrü çetin bir vazife diye
yükleyip sırtına
peşisıra bir Yörük kafilesinin...
*
Şimdi bir hasret efsanesinin
yorgun yaprakları kalmıştır sadece
o demlerden bu ana
Semiramis nakışları gibi,
ve bir de
bitimsiz sevdalara
gümüş bir beste gibi kurulan
bahtı açık kızların
efkar yüklü mani sözleri...
Kayıt Tarihi : 30.11.2025 21:24:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!