Melen Çayı’nın coşkun sularına vurur Karadeniz’in hırçın poyrazı,
Düzce’nin sonsuz yeşil örtüsünde demlenir dağların koyu efkarı.
Konuralp’in antik tiyatrosunda çınlar hâlâ Prusias’ın o eski ayak sesleri,
Güzeldere Şelalesi’nin köpüklerinde zamana direnen bir ömür erir.
Samandere’nin çağlayanlarında yankılanır doğanın o asi, o eğilmeyen sesi;
Bu şehir ki yeşille mavinin sarmaş dolaş olduğu gizli bir sığınaktır!
Gölcük’ün ayna gibi sakin sularına akseder çam ağaçlarının gölgesi,
Akçakoca’nın hırçın dalgaları gece gündüz döver Ceneviz Kalesi’nin surlarını.
Bolu Dağı’nın eteklerinde tüten bir ocağın sıcaklığı gibidir insanının bağrı;
Düzce’nin insanı toprağı gibi cömert, ulu çınarları gibi dimdiktir.
Bir lokma ekmeğini tereddütsüz paylaşır, helal lokmayla büyütür evladını,
Gönül kapısını bir kere açtı mı sana, ömrünün sonuna dek kardeş bilir seni!
Efteni Gölü’nün sazlıklarında kanat çırpar özgürlüğe sevdalı kuşlar,
Yığılca’nın bal kokan sarp dağlarında yankılanır gür yayla türküleri.
Oray Yaylası’nın, Pürenli’nin dumanlı doruklarında son bulur içteki keder.
Acıyla, depremlerle sarsılsa da bağrı, hiç ama hiç yıkılmadı bu kentin umudu;
Her defasında yeniden doğdu kendi küllerinden, daha güçlü, daha mağrurca,
Unutulmaz bu toprağın insana huzur veren o kocaman, o sıcak bağrı!
Kayıt Tarihi : 28.08.2026 01:49:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!