DÜŞ ŞİİRLERİ

DÜŞ ŞİİRLERİ

İbrahim Tenekeci

yağmura,nisana ve yaşıma aldanıp
uçurumları kıyı sanarak
ve dağlar erişilmeyince acı verir
sözünü unutarak
kaf dağına gitmek istedim

ırmak inadıyla yürüdüm uzaklara
..

Devamını Oku
Niyazi Mısri

Zühdünü ko, aşka düş ehl-i cenan etsin seni
Piyr-i aşka kulluk et canane can etsin seni

Bir zeman bülbül gib efganın ağdır göklere
Şol kadar kıl naleyi kim gülistan etsin seni

Ar u namusun bırak, şöhret kabasından soyun
..

Devamını Oku
Ahmet Telli

I

Söğüt ağaçlarının
Bulutsu serinliği
Gümüşsü bir renge
Çevirirken akşamı
Uzak dağ başlarını
..

Devamını Oku
Haydar Ergülen

bu gece bir konuk gelecek sana
ıtır kokulu gün odana indiğinde
pencerende solgun yüzüyle belirecek
sana bu gece bir konuk gelecek

yorgun gülüşünü tanımasan da
sürgünde söylenmiş şarkılar gibi
..

Devamını Oku
Cezmi Ersöz

Pazar günleri içinizin sıkılması ne kötü,
ne kötü sararmış perdeler, gizli aşk,
televizyon taksitleri.
Hem kocanız bile anlıyormuş artık sizi...
Benimse uzun süren ergenliğim
henüz bitmedi...
oysa çoktan yitirmişim kadınlık nüansını
..

Devamını Oku
Aşık Kerem

Gide gide bir sineğe düş oldum
Yeğin bildim şu sineğin işini
Tuttum kılınç ile kestim kellesin
Yedi dağ üstüne serdim leşini

Sinek vızıladı uçtu havaya
Yağın süzdüm üç yüz altmış tavaya
..

Devamını Oku
Jorge Luis Borges

Gece yarısı saatleri saçıp savururken
Bereketli zamanı,
Daha da ötelere gideceğim Ulises’in yoldaşlarından,
İnsan belleğinin ulaşamadığı
Düşler ülkesine.
Aklımın almayacağı parçalar kaldı bende
O sualtı dünyasından:
..

Devamını Oku
Güven Turan

Ocağı yakıp küle
Bir patates gömüyorum;
Çocukluğumu diriltmeye...
Şaşıyorum,
Donmuş çamaşırların
Hiç su bırakmadan
Çözülmesine;
..

Devamını Oku
Betül Tarıman

kato'ya ve cihangir kedilerine

bak! şaşırdı ay menzilini
kalk gidelim geç oldu ama

gelmiyor
kıblesi sokak haylazın
..

Devamını Oku
Alper Gencer

tunca hamdolsun! şehirlerin kara böğürlerinde soluyan aydınlık adamlar için söylenen kızıl şarkılara da... gözyaşıyla restleşen rimel ve öpücükle restleşen ruj ve namluyla dertleşen kurşun sürülsün geceye. ölüm ne kadar da hazır duruyor yaşadığımız her şeye! bıraksam, tutuşmuş sayılır mı ateş? kavuşsam, ayrılık sayar mısın öncesini? hepimiz sanki sonbaharda çocukluğunu yitirmiş ergen hayaletleri gibiyiz. üzerine beton dökülen cesetlerin cinneti bu soğuyan çimento, bu kimsesiz bırakılan çocuklarlı sokaklar, bu her gün tazelenen ihanet... ihanet bu alemin harcı! zaten bakırıp duruyorum hayatın kalayına. bir tunç kızılına çalsın cevrim ki gökten çinkolar yağsın. seni bekliyorum ama seni değil beklemeyi seviyorum ben. hatta sen o beni boş ver sana. sen, ben beklemesem, ol’mazsın ki bana!

kimiz bilmiyorum. sofralarda rastlaşan, yürürken yalnız... ellerim ellerinden ne istiyor, ne isteyebilir ki! elini tutsam mazlumlar kurtulacaklar mı zulümden? zalimler kahrolacaklar mı uzanıp seni öpsem? utandır tesellini, unutarak avunanlar katında değiliz. hiç iki kişilik biz olur mu, ya haricindeyiz o şerefin, ya da tam merkezindeyiz! düş işte, düş bile düş. düş işte, düşün içindeki düş de, düşün dışındaki düş de, düş! kim uyumuş? kim kalmış uyanık? kimiz bilmiyorum bu kadar... güneşliyken berrak, yağmurluyken bulanık...

bana yağ hiç bilmediğim bir gökten. ötelerime uzan, beni de yağdır sokularak göklerime. dokun bak orada yokum. körlüğünü gör, sağırlığını duy ve konuş dilsizliğini. büyük trenlerin son sürat durduğunu sür. büyük uçakların apansız konduğunu uç. var olan, var olmuş bir kere. devrilmiş boşluğa bolluk. payımıza düşmüş kımıltısız bir yokluk!

yansı kavuşmayı, ümit duvardan ayrı bir çivi değil ki çakasın. yansı gözlerin bu dünyayı şöyle kaldırıp başka yana fırlatsın. yansı sözleri, sükutun kelimelerini gürültüye bıraksın. yansı kalbin duyularını hep asılsız, hep asılsız çıkarsın. yansı kendini kendine göstermeyene dek, yansı! ne sen buraya geldin, ne ben kalacağım burada! seni bekledim ve sevdim seni beklemeyi. hatta sen o seni boş ver bana. sen, ben beklesem de ol’mazsın bana!
..

Devamını Oku
Sıdkı Baba

Çatılmadan yerin göğün binası
Muallakta iki nur'a düş oldum
Birisi Muhammed, birisi Ali
Lahmike lahmi de bire düş oldum.

Ezdi aşkın şerbetini hoş etti
Birisi doldurdu biri nuş etti
..

Devamını Oku
Sıdkı Baba

Çatılmadan yerin göğün binası
Muallakta iki nur'a düş oldum
Birisi Muhammed, birisi Ali
Lahmike lahmi de bire düş oldum.

Ezdi aşkın şerbetini hoş etti
Birisi doldurdu biri nuş etti
..

Devamını Oku
Sadettin Kaplan

Gerçekti düş değildi
Olmadı ömrümce hiç düşüncem düş düşkünü
Düş olsa düşünmezdim atladığım eşiği
Düş olsaydı ne diye bir yay gibi eğildi
Tipsiz cezaevimde dünyayı görüş günü
Düş değildi bu kimya ve simya bileşiği
Böyle bir düş gecesi ve böyle bir düş günü
..

Devamını Oku
Rüştü Onur

Nasibin dalda çocuk
Uzan uzan dallara
Nasibin yolda çocuk
Düş düş yollara

Nasibim sensin çocuk
Seni yağmur gibi
..

Devamını Oku
İsmet Özel

Hayal kurmakla başım hiç hoş değildir. Gelecekten beklediği nelerse onları kafada keyfince şekillendirip sonra onlara uymayan durumlarla karşılaşınca hayalleri yıkılan kimselerden değilim. Güvendiğim dağlara kar falan yağmış değil. Derinden bir düşkırıklığı benimkisi. Geçen her gecenin leyle-i kadr, karşılaştığım her kişinin Hızır olmadığını anladığım zaman kırılıyorum. Böylece kırılan bir düş haline dönüştüğümü görüyorum. Evet, bizzat kendim bir düşkırıklığıyım, kırık bir rüyayım ben. Ve hepimiz öyleyiz.

Tahrir Vazifeleri
..

Devamını Oku
Özdemir Asaf

ÖZDÜŞÜM

Ah ben hep duyguyla akıl
Kapılarını bunca yıl
Zorladım. Bir düş gerçeği
Topladım gerçek düşümde.
Savaştı bu huyla akıl,
..

Devamını Oku
Ali Veli

Düş'tün gerçekliğinde
Ben düş'ünün peşinde
Düş-lendim düş-lerinde
Gerçekliğimde düş-tün
Düş-üm gerçek oldu
Gerçekliğim düş-ün
Düş-ürdün,düş-tüm
..

Devamını Oku
Halil Topaç

Mevsim bahar değil, göze çiğ düştü.
Düş yüzümden, düş gözümden, düş haydi!
Yakama yapıştı, aklıma düştü.
Düş aklımdan, düş yakamdan, düş haydi!

Benden ne istedin, nedir ki derdin?
Talih kem bakarken, kör ettin verdin.
..

Devamını Oku
Sabri Ceyhan

Yarıma düş,
yarınıma düş,
yadıma düşme.

Yüreğime düş,
kuytuma düş,
ırağıma düşme.
..

Devamını Oku
Umut Bektaş

eski tarihlerden günümüze gelen bir hikayedir aslında köyümüzde kulaktan kulağa aktarılan bu giz nicedir bende ninelerden duyarım bu gizi ama belirli bir yaşta olman gerekir bu hikayeyi ninelerin sana anlatmaları için işte bende o yaşlara yeni girdiğimde hep bir heyecan içindeydim ne zaman beni çağıracak acaba nineler diye ve bir gün işte birgün gelip çattı ninelerin benimle konuşacağını söyledi hayto kuş uçup geldi bir yerlerden zaten sadece belirli anlarda ortaya çıkardı kim bu zamana gelse hayto kuşu ortaya çıkardı nereden geldiğini kimse bilmezdi geldi kondu ağaca ve başladı konuşmaya sesinden tanımıştım onu benden öncekiler sesini tasvir etmişlerdi hep nasıl çıktığını neye benzediğini bir merak tüm ayrıntıları öğrenmiştik büyüklerimizden bende o olduğunu anlayıp hemen attım kendimi kapıdan bahçeye...evet karşımda olan oydu tanımıyordum ama o olduğu belliydi hayal ülkesinden geldiğini söyledi çok uzun ve yorucu mu geçmişti acaba yolculuğu diye düşünürken... bilmediğim bir hüzün kaplamıştı yüreğimi hayto kuşunun yolculuğuna dair garip bir hüzüntü içinde bir sevgi masalını da barındıran garip tanımlanamaz bir his belkide hissettiğim....nasıl tasvir edilir bilinmez...hanı insan uçurumun kenarına kadar gelirya sarp kayalıkları tırmanıp sevdalı olduğu çiçeği koklamak için işte belkide öyle bir histi su an içimde hissettiğim damarlarımı kavuran bu duygu..arkamdan geleceğine inandığım bir kokunun hissi tam bu sırada hayto kuşu bir kanat çırptı ve yüzüme vuran o ılık rüzgar ile kendime geldim..geldim ve etrafımın değiştiğini hissettim ben bunları düşünürken hayto kuşu çoktan çıkarmıştı benim çıkmam gereken yolculuğa hayto kuşu beni bir evin önüne getirdi bu yolculuk bir anlamda uzun bir anlamda da çok kısa bir yolculuk olmuştu ne olduğunu anlamamıştım açıkçası önünde bulunduğum evi incelerken bir anda aklıma hayto kuşu geldi arkamı dönüp ona buranın neresi olduğunu sormak isterken bir anda arkamda hiç kimsenin kalmadığını hissettim ne kadar da çok şey hissetmiştim...kapıdan içeri girdim yavaş adımlarla ama ne kadar yavaş adım atmaya çalışsam da sanki bir kayanın suya düşmesi kadar ses çıkarıyordu adımlarım şaşırmıştım 7 tepeden duyulmuştur gelişim diye düşündüm...düşünürken..düş olduğumu hissettim düştüm...evet galiba düştüm derken düştüm ayağa kalktığımda çevremdeydiler nineler, nineler kimi sevdalı kimi hüzünlü kimi yürekli kimi hayalini bırakmış bir uçurumun kenarına hayalleri yeşermiş ve koklanmayı bekler...5 nine 5 duygu 5 düşünce sadece düşünce düştüm düş sadece bir düş olabilir diye düşündüm ama hayır birisi elimden tuttu pamuk şekeri koktu bir anda burnuma bir nine anlattı sevdayı sevdalıları sevdanın nasıl olması gerektiğini sevdayı üfürdü yüreğime yürekli nineyle birlikte ve yürekli nine getirdi kalbime sevdanın cesaretini cesaret sonsuz bir an bile düşünmeden ölebilecek bir cesaret sevdiği için sonra hayal nine gırdı konuşmaya hayallere uçurdu beni milyarlarca hayal uçuşurken yanımdan ne kadar dokunmak istersem o kadar uzaklaştılar çocukça bir edayla kovaladım onları taki yorulana kadar belkide başkaları tarafından dokunulmaması ve bilinmemesi gereken hayaller diye düşündüm düşün-düm belkide senin düş-ün bakalım düş-ün-müyüm kız düşündü oğlan düştü uçurum ninenin kenarına ve uçurum ninenin uçurumundaki çiçeklerin kokusu bir anda uyandırdı beni uykumdan hüzün kovan kuşu geldi yanı basıma hüzün kovan kuşu hüzün kuş uçtu bir hüzün apansız kovandan
bir anda hissettim sevdiğimin yüreğinde olduğumu nicedir sevdiğimden habersiz içinde olduğumu sevdiğim benden habersiz... sadece bir düş...gerçekleşecekti hayatta iyice düşünmesini söyledi düşündü düşleri hangisi gerçekleşmeliydi acaba o zamana kadar çokta düşe yazmamıştı aslında kararsız kaldı öylece baktı uçurumun kenarından obaya gözlerini kapadı ve bir düş oluverdi..
06022007
..

Devamını Oku