Diyar-ı Harput Şiiri - Yorumlar

İlhami Bulut
318

ŞİİR


7

TAKİPÇİ

Dedem derdi ki oğul; HARPUT eski kaledir.
Taşı topraktan fazla, aslında yek paredir.

Kat kat olmuş kayalar, her katı ayrı çağdır,
Bir mihraptır kurulmuş. Dağ üstünde bir dağdır.

Güneşten evvel doğar minare alem alem;

Tamamını Oku
  • Alaaddin Uygun
    Alaaddin Uygun 25.04.2012 - 17:21

    t e b r i k l e r i m l e

  • İnci Germenliler
    İnci Germenliler 08.04.2012 - 17:46

    Tekrar okumak zevkti.......Yüreğinizden dökülen
    'İNCİ' lerdi, dizelerdeki güzellik.........
    SEVGİLERİMLE........

  • Hayati Yavuzer
    Hayati Yavuzer 17.05.2011 - 10:18

    İlhami Bey,

    Harput ve Elazığ'da epice nefes alıp vermiş Erzurumlu biri olarak şiiriniz beni 30 sene öncesine götürdü.
    Harput insanının koordinatlarını buldum bu şiirde.

    Size ve Elazığdaki muhkem dostlara selam ve muhabbetlerimi gönderiyorum.

  • Yüksel Nimet Apel
    Yüksel Nimet Apel 25.02.2011 - 18:17

    Hoş görünüze sığınıyorum bir sorun oluştu harfler birbirini yedi. Çok ta bilmediğim bu aygıt bazı böyle kıskançlık yaıp sözümüze mani oluyor sevgi ve selamları şahsınızda tüm Harputlu ve Elazığlılara gönderiyorum.

  • Yüksel Nimet Apel
    Yüksel Nimet Apel 25.02.2011 - 18:14

    Bu şiirinizi ikinci kez okuyuşum sayfanıza bir selam bırakmadan geçemeyeceğim. Siz ve arkadaşınız şair beyefendi ihya ettiniz bizi.Bir

    adnında Yukarı şehir olduğunu söylediğiniz Harput'u anlatan kitabı hiç ummadığım bir şehrin kütüphanesinde bulmuştum
    konusu Drsimde geçiyordu şimdi anarken bile gözümün önünde çeşitli manzaralar seyran ediyor.

    Biz çocukken duyardık o zamanlar Elazığda balık olmazdı. Göl'ü Hazr gölü vardı ama balık kültürü bildiğim kadarıyla sahil insanlarına göre fazla değildi ama, Amerikelılar uçakla gelip alabalık yerlermiş Elazığın o güzelim gözeleri akarsuları ki Fırat ve Keban baraj gölü şimdilerde iklimi de değiştirdi. Sert bir kara iklimine sahip olan güzelim memleketimiz Elazığ sanki şimdilerde biraz dah mutedil bir havaya sahip oldu. Göze ben bu kelimeyi çok seviyorum. Sanırım yedi gözeler adında bir mesire yeri olacak. Çocukken ğretmenlermizin bizi yaya olarak götürdüğü
    harput ermişleri türbeleri tarihi kalıntıları buz gibi suyu ile buzbağları ve güzelim üzümleriyle, şiriniz sayesinde yeniden canlandı gözümün önünde sağol şair varol eksik olma muhterem insan.

  • Saniye Uzun
    Saniye Uzun 05.12.2010 - 13:13

    anlamlı bir çalışma kutlarım hocam vatanımızın her köşesi bir cennet sahip çıkmak bizlerin görevi bu güzel çalışmayla da
    dile getirmişsiniz tekrar kutlarım sizi kaleminiz daim çağlasın (10) puanımla taçlansın saygılar

  • İlhami Bulut
    İlhami Bulut 07.10.2010 - 12:42

    Şehrimizin seçkin şair ve kalemi sevgili abimiz, Mehmet Şükrü Baş, gazetedeki köşelerinde, deyinmişler..

    ..) Lütfetmişler teşekkür ederiz..

    HASBİHÂL MEHMET ŞÜKRÜ BAŞ
    mehmet_sukru_bas@mynet.com

    GÜL EKELİM YÜREKLERE
    (Bir Vazoda İki Buket Gül)

    Geçen gün 32 sene görev yaptığım daha doğrusu 32 yıl emek verdiğim ve 1998 yılında emekliye ayrıldığım Adliye Sarayı’na gittim. 25 sene Adalet Komisyonu Yazı İşleri Müdürlüğünü (Personel Müdürlüğü) yaptığım bu kurum sanki bana yabancıydı. Personelin büyük bir çoğunluğunu tanımıyordum.
    İçimde bir burukluk vardı. Kendimi buranın yabancısı hissediyordum. Oysa bu kurumda ne kadar can ciğer dostlarım, ne kadar da unutulması mümkün olmayan anılarım vardı. Bir lokma ekmeğimizi, neş’emizi, kederimizi bölüştüğümüz canlarım vardı. Onların hepsi birer birer gitmişti. Ya dünyalarını değiştirmiş ya kurumlarını değiştirmişlerdi. Ya da torun torba sahibi olmuş garibanlar parkına yerleşmişlerdi. Bu duygular içerisinde hatırıma ilk gelen bir dosta yöneldim. Bu dost 1980’li yıllardan beri tanıdığım Şair ve Yazar kardeşim İcra Müdürü İlhami Bulut’tu. İlhami Bulut’la bir taraftan çaylarımızı yudumlarken bir taraftan da uzun uzun maziyi andık. Gidenleri rahmetle anarken onların acılarını yeniden hisseder hale geldik.
    Serde şairlik olunca şiire yöneldik. İlhami Bulut çekmecesinden bir kitap çıkardı, imzaladı ve bendenize armağan etti. O akşam bu kitabı tabiri caizse adeta yudumladım. Satır satır okudum. O kadar değerli şairler ve o kadar güzel şiirler vardı ki hayranlığımı gizleyemedim. Bu kitabın adı “Gül Ekelim Yüreklere” idi. Bende bu günkü yazıma bu başlığı layık gördüm ama gördüğüm lüzum üzerine (Bir vazoda iki buket gül) ilavesini de yapmadan geçemedim. Çünkü bu kitapta iki değerli dostumun biri birinden güzel şiirleri vardı ki bu şiirler vazoya konulmaya hazır iki buket gül gibi geldi bana. Bu iki şair dostlarımdan birisi İlhami Bulut diğeri, Aslan Baykara idi.
    Sözü daha fazla uzatmadan ilk önce İlhami Bulut’un üç şiirini akabinde de Aslan Baykara kardeşimin üç şiirini gül eker gibi yüreklerimize ekelim.
    ÇARE SENDE

    Soran seyrek, şu derdimi, halin nedir vaktin nedir?
    Selam gelir yarım yamak, yoksa lügat lâl mı nedir?
    Sükût, dilin bülbül gibi, mahsus mu dur, maksat nedir.
    Haber gelir seyrek seyrek, küskün müsün yoksa nedir.


    Karıncalar, karar ile bir yuvaya rızık çeker
    Tohum diye tane tane bağban ki, bir tahmin eker.
    Mademki bir soy evladı, kesin kesin kana çeker.
    Bak! Mizacım “mızmız” oldu. Petek eski bal mı nedir.


    Hele bak şu tecelliye, mutlak günüm hasret gider.
    Zaten, dilim ucundadır. Sen azıcık bahset yeter.
    Lale, boynu bükük bükük gün*güneşten himmet ister.
    Bilmez misin? Ey sevgili! Yazık nerde, günah nedir.


    Her kafadan bir ses gelir, bu dünyanın manzumesi,
    Sana gönlüm kafes oldu. Artık ister bülbül sesi.
    Bize, yakın-bigâneler çok soracak, kimin nesi.
    Delik deşik, sinem benim, bilmez misin tesir nedir…
    DİYAR-I HARPUT
    Dedem derdi ki oğul; HARPUT eski kaledir.
    Taşı topraktan fazla, aslında yek paredir...

    Kat kat olmuş kayalar, her katı ayrı çağdır,
    Bir mihraptır kurulmuş. Dağ üstünde bir dağdır.

    Güneşten evvel doğar minare âlem âlem;
    Tarihe ilk besmele; çekmiş kudretli kalem.

    Mayası sütten hâsıl, tarihe derc olmuştur.
    Bin kavim bu kalede acep; nice olmuştur...

    'Beyzade'ler medfundur, dönersin türbe türbe
    Hâşâ! Ayandır ona, geri dönmez bir tövbe,

    'Arap Baba' cam türbe, besmeleyle girersin;
    Ayrılırsın gövdenden, başın alıp dönersin

    Tarih kaplar kimliğin, meğer âdemoğlusun.
    İlk görüşte sanırsın, doğuştan HARPUTLUSUN.

    Sekiz köşe şapkalı; selam alır derinden,
    'Buzluk' taki Temmuzun; farkı yok zemheriden

    Subaşı duman olmuş; çökmüş Mastar dağına...
    Dirilir 'Hazar Baba'. Yaslanır şakağına

    Sert eser 'Kaya Başı'. Koca çınar el sallar.
    Kuşak bağlar gardaşı... Gelin giderken ağlar...

    Sarı yün didilerek, başlar; bizim tamzara.
    Diz vurur halay başı, gakkoş atar nağara.

    Elips döner çıralar, şamdanda yana yana
    Seda kalır kubbede; nikâh kıyar Vatana

    Göllü bağın bülbülü şimdi bir şiir oldu.
    Hey gidi hey payitaht 'Eski bir şehir' oldu...

    HARPUT göbek adım... Kimlikte Anadolu’yum
    Hüviyetim ay-yıldız, ben de bir HARPUTLUYUM.

    MARALIM

    Geldin kondun dalıma; titredi tüm tellerim.
    Gergin endam içinde ürkekçe bir haz oldu.
    Yarıldım sol cenahtan, yana düştü ellerim;
    Hüzzam çöktü yüzüme, gönlüm mest-i naz oldu.


    Lale boynu ezelden, çiğdem senin derdin ne...
    Bir ihtimal uğruna, böyle bükük durursun
    Son papatya son yaprak? Şimdi kaldı elimde;
    Böyle giderse sende yaprağından olursun


    Hiç duydun mu bir askı; bir mutluluk getirmiş;
    Öyle böyle en sonda, destan olur dillere
    Âdem’den beri böyle, böyle de bitecekmiş.
    Hayali sende; aslı çeker gider ellere.


    Aşk yarası kapanmaz seker yerim tuz olur.
    Bir mum gibi yanarım bir fanusun içinde...
    Bazı ateş nöbeti; bazen donar buz olur.
    Bir gözlerim ışıldar; beden ölü biçimde.


    Her gönülde bir künye, benim künyem sende mi...
    Takılırmış? En sonda son nefesi verene
    Felek işin içinde, bütün günah bende mi...
    Kilitlendi aşkımız kaldı senin dönmene...


    Buğday tenlim, ilk aşım; sen yoksun ben yoksulum...
    Bak: son mevsim bitmekte, çilemize girelim
    Kalpsizlere sarılmış taştaki bir yosunum
    Senle bir şiir olup; dize dize dönelim.


    Döndürelim Maralim? Bu dizeleri bir bir...
    Gel de çöz kemendimi ah Maralım Maralım
    Naaş olsun ömrümüz; bu aşk sonsuza dair.
    Tam bu saat bu anda nüks etti yaralarım.


    İnceden dokundu incecik gamzen;
    Yan yan tavırların düştü uzağa,
    İçe döndü bakış; titredi beden
    Narçiçeği olup kondu yanağa.

    Şiir yoktu henüz, yoktu ozanlar.
    Masmavi dumandık o ilk zamanlar
    Somutlaştı bir bir aşkla yananlar,
    Sen mecram oldun ben döndüm ırmağa.

    O gün bu gün döndüm her gün aşığım.
    Seni sevmek sevap: sensin azığım...
    Sen söktün ömrümü, yolundu saçım
    Ağardıkça tel tel indi şakağa

    Bu; hicran kapısı hep açık kalmış,
    Aşk aşk dedikleri zehirli balmış,
    Kimi olmuş abad; kimi de yanmış
    Nasibim zehirmiş, düştüm yatağa

    İnce ince seker gider maralım
    İhtimal odur ki döner maralım
    İki damla yaşı döker maralım
    O zaman İlhami girer toprağa.

    ASLAN BAYKARA’DAN
    NEÇARE

    Dökülmüş yaprağım kurumuş dalım
    Açmıyor gülşende güller ne çare
    Şimdi ağu olmuş yediğim balım
    Gecem naçar günüm zifir ne çare

    Bu can sende tutsak ten bende değil
    Sel bu gözyaşlarım göz bende değil
    Yürürüm avare yol bende değil
    Bilmez canan görse artık ne çare

    Kahır köprüsünden geçtim geçeli
    Yârin testisinden içtim içeli
    Bu Üryan yüreğim seni seveli
    Kapı belli değil kilit ne çare

    Selamın kesildi namen gelmiyor
    Virane yüreğim artık dinmiyor
    Anlatsam da kimse halim bilmiyor
    O yar halim bilmez sorsa ne çare

    Beklerim gelmiyor kıştan baharım
    Ömrüm Feryat figan bitmiyor zarım
    Derman olsa Lokman hekim ararım
    Yazım Kışa dönmüş bahar ne çare

    Ne dediysem sözüm geçmedi gülüm
    Dünyada nurumdun gözümde ferim
    Çok dualar ettim Rahmandır Rahim
    Gönül dostsuz olmaz bilsem ne çare


    Baykara’yım nasıl anlatsam seni
    Hiç bir bağban artık eylemez beni
    Saramadım gül teninde bedeni
    Ölürsem gurbette sıla ne çare

    NELERDEN VAZ GEÇTİM

    Ne kayalar deldim ne yollar aştım
    Ummanları geçtim gölde ne var ki
    Sarayları yaktım köşkler devirdim
    Nelerden vazgeçtim sende ne var ki

    Ayın şavkı bile sönük kalırdı
    Gülüşünde gamzelerin delerdi
    Hele can dedikçe canım çıkardı
    Ben ondan vazgeçtim sende ne var ki

    Gülşen de gülümdü ben ona gonca
    Işıksızdım yüzünü görmeyince
    Irmak donardı sesin duymayınca
    Mevsimden vazgeçtim sende ne var ki

    Ulaşılmaz yolken hana döndürdü
    Yaz bahar görmeden güze döndürdü
    Ömrüm diğer yarısında bitirdi
    Yaşamdan vazgeçtim sende ne var ki

    Baykara’ yım kilit vurdum sözüme
    Alev saldın ciğerime özüme
    Hüzün tohumunu ektin yüzüme
    Gülmeden vazgeçtim sende ne var ki
    SEBEBİ SENSİN
    Dargınsam aynaya küskünsem güle
    İnan hasretimin sebebi sensin
    Volkanlar eridi yanardağ küle
    Yanarken esmemin sebebi sensin

    Bilmedim güneşin gölgelerini
    Seller alıp gitmiş umutlarımı
    Karabulut sarmış gecelerimi
    Yumulmaz kirpiğim sebebi sensin

    Kendime el oldum ele yabancı
    İçimde büyürken bu zalim sancı
    Sensiz geldim diyen bahar yalancı
    Hazan mevsimimin sebebi sensin


    Dilim susar gözüm görmez âlemi
    Kimseler bilemez sefil halimi
    Bin kere düşünsem vursam kendimi
    Gölgemi asmamın sebebi sensin.
    ***
    İşte her iki dostumda bu güzelim şiirleriyle güller ektiler yüreğimize. Şiire doyduk. Kendilerine teşekkür ediyor ve böylesine güzel bir esere imza attıklarından kendilerini kutluyorum.

    ***///***
    Mehmet Şükrü Baş 01 Ekim 2010 Elazığ Nurhak Gazetesi

  • Eyüp Şahan
    Eyüp Şahan 25.03.2010 - 21:24

    kutlarım kaleminizi, yüreğiniz var olsun sağlık ve esenlikler diliyorum selamlarımla--------

  • İbrahım Karabulut
    İbrahım Karabulut 07.03.2010 - 22:15

    dedeniz cok iyi demis atalarimiza sagilar sevgiler yürekten kutlarim

  • Âşık Çağlari Muammer Çalar
    Âşık Çağlari Muammer Çalar 06.02.2010 - 01:23

    Usta kaleminiz hep çağlasın sular seller gibi varolun saygılar hocam .

Bu şiir ile ilgili 63 tane yorum bulunmakta