DİN ŞİİRLERİ

DİN ŞİİRLERİ

Abdullah Toroslu

Din Allah’tan inmeli;
Felsefeden din olmaz!
Ona vahiy denmeli;
Vesveseden din olmaz!

Zira o bir kanundur
Ne şunun ne bunundur
..

Devamını Oku
Nizamettin Ergül

Yeter bitsin bu kin,
Yetmedi mi ölenler oldu on bin,
Kahrolsun sağ sol,
Öne çıksın artık din.

Türk - Kürt - Çerkez övün,
Din elden gidiyor diye dövün,
..

Devamını Oku
Ahmet Bektaş

İlah

Toprak, su, hava, ateş! Eski zamanlardan beri, bunlardan en az birini kontrol eden “İlah”, hepsini kontrol eden ise “İlahlar ilahı” olarak düşünülebilir!

Bu konuda bildik şeyler üzerinden giderek nakil ile köreltilmiş günümüz insanının aklına (Kendi aklıma) bir kapı açmaya çalışacağım. Çok basit yazacağım.

Toprak, su, hava, ateş; eski zamanlarda bu unsurlara hükmeden insanlara “İlah” denmiş hatta bu unsurlara hükmedebilen “Yarı insan, yarı ilah” gibi ara formlardan da söz edilir. Hatta metafizik varlıklar (3. Boyut ile 2. Boyut arasındaki sinyal ve enerji türü) da bu kapsama dahildirler. “Boyutlar” konusundaki yazılarımda ayrıntılı bahis var! Madde boyutu, Dünya 3. Boyut; bunun 2. Boyutu data, ruhsal boyut; 1. boyut “Ben” tercih boyutu; boyutsuzluğu da hiçlik (Hiçin potansiyeli sınırsız, her şey hiçten var oldu) O, Tanrı makamı… Bu maddi alandaki 4 unsurun mana ayaklarını da düşünerek her boyuta bakan yönlerini açmaya çalışmak, “İlah” kavramını anlamak için faydalı olabilir!
..

Devamını Oku
Mehmet Tevfik Temiztürk

İlim din gerektirir, din kolaylaştırıcı,
İlim ahlakla dosttur, ilime yol açıcı…

(2012)
..

Devamını Oku
Hanifi Kara

DİN ANLAYIŞI

İsrafı önlemez mendûbu işler
Böyle mi olmalı din anlayışı?
Mendûp tavsiyeli israfsa haram
Böyle mi olmalı din anlayışı?

..

Devamını Oku
Nizamettin Özel

Kimine göre o bir veli,ermiş; kimine göre ise ulema;
Bana göre kendini iyi yetiştirmiş, din adamı değil ama...



Aslında problem şurada, dini birilerine tahsis etme,
yani dini bilen kişileri din adamı olarak vasıflandırma...
..

Devamını Oku
Mehmet Tevfik Temiztürk

Muhatap alınmışız ki din din gönderilmiş,
İnsanlığımız için, hakikat emredilmiş…

(2012)
..

Devamını Oku
Mehmet Tevfik Temiztürk

Din yoksa umutsuzsun umutsuz, yaşayamaz,
Din ile ruh doymalı yoksa tat alınamaz…

(2012)
..

Devamını Oku
Kazım Karagöz

Dini yaşamaz ise kendine bir din bulur,
Kendi yaşadıkları kendisine din olur.
Aklısıra iyidir, onun kalbi temizdir,
Kendisi de, dini de, Şeytan'a oyun olur! ..
..

Devamını Oku
Yusuf Aygun

DİNİN MİTLEŞTİRİLMESİ 2

Dinin mitleştirilmesi anlamında en büyük sorun ilmin kaynağı noktasın da ortaya çıkmaktadır.Felsefi Tasavvufla İslam literatürüne girmiş olan ve Kuranda ki bir kısım kıssaları kendine mesnet alan bu düşünceye göre (Hızır Musa kıssası Davut Belkıs kıssası gibi) ilim Vahiy ve kesb (çalışarak kazanma) dışında ilham keşif ledün burhan rüya nazar v.s yollarla da öğrenilir ve bu yollar belli nefis mertebelerine ulaşmış zevata has olup bu bilgi kaynakları tamamen ilahidir.Ve bu yolla elde edilen bilgiler (Musa Hızır kıssasında olduğu üzere) Zahirle çelişebilir ve şeraitin görünen zahiri hükümleriyle tezat teşkil edebilir işte bu düşünce bir takım zevat ve zümreye exra yorum ve tahrif hakkı tanımakta bu zevat elde ettiği bu yetki ile beraber ben hakkım (tanrı) diyebilecek kadar kendini yetkin hissetmekte ortaya koyduğu bu cürüm ise kendisi ve bağlıları tarafından ‘Biz kabuk ilmi olan şeraitle mukayyet değiliz biz ilim ehlinin anlayamayacağı bir mevki ve bilgiye sahibiz bize ilham ediliyor diyebilmekte bazen aldıklarını söyledikleri ilhamla şeraitin haram kıldığı bir çok fiili işleyebilmektedirler.Esasen son peygamber Hz. Muhammet ile kayda bağlanan vahiy bu anlayışla bu anlayışla birlikte Vehbi bilgi olarak devam ettiği argümanı mitleştirilen bu zevat tarafından istismar edilmeye devam edilmektedir.Bu hurafe ile tarih boyunca bir sürü Mehdi Mesih Evliya v.s türemiş ve türemeye de devam edecek gibi görünmektedir.Bu zevatı ve eserlerini tenkit etmek mümkün değildir çünkü bu zevatın ilimleri ve eserleri Vehbi olarak yazdırıldığından bunları tenkit etmek o ilmi gönderen zata karşı çıkmakla eş anlama gelmektedir. Bu şekilde bir mitolojik şahsiyet ve onun etrafında dokunulmazlık sağlanmaktadır. Bu şahsiyet müritlerini her türlü murakabe ve gözetim altında tutabilmekte baş parmak tırnağına bakarak sayıları ne olursa olsun ve ne halde olurlarsa olsunlar onları görebilmekte hatta gece kaç defa sağına ve soluna döndüklerini bile bilebilmektedirler.
Oluşturulan mitlerden biriside içtihat selahiyeti meselesidir.Burada içtihat edecek kişilere yüklenen yüce vasıflar aşılmaz duvarlar haline getirilmek sureti ile İslamın her türlü şarta ve probleme çözüm olma yönü yani evrenselliği ortadan kaldırılmış bu şekilde yeni meselelere din çözüm getiremeyince insanların indinde dinin evrenselliği zaafa uğradığından bu durum din düşmanları için bir fırsat olmuş ve de kainat boşluk kabul etmez kuralınca bu boşluk seküler hukuk la doldurulmuştur. Birileri içtihat kapısını kapatma yetkisini kendisinde görüp İçtihat ehliyetini de mitolojik varlıklara bırakınca İslam hukukunun en hayati damarı olan bu yol kapanmış bu anlayış içtihat edecek din alimlerinin de cesaretini kırmıştır. Bu gün yer yüzünde ki binlerce alim ve aydın bu korkuyla yeni bir şeyler ortaya koyma yerine zamanla mukayyet olan içtihatları nakil etme kolaylığını seçmektedir. Oysa Mecellede ifade edildiği gibi ‘Ezmanın tağayyürü ahkamın tağayyüruna mani değildir.’esasınca zamanın değişimi ile yeni şartlara uygun ahkam oluşturmak müçtehit alimlerin görevidir.Bulunduğu asrın imkanlarıyla mukayyet olan içtihatları günümüz toplumuna uygulamak islamın izzetine yaraşır bir durum değildir.İçtihada engel olmak devamlı bir menbağ olarak akması gereken ve dinin canlılığını sağlayan içtihat ırmağını kurutur ve maalesef bu gün bütün İslam ülkelerini emperyalist seküler hukuk yönetir hale gelmiştir bunun vebali içtihat kapısını kapatanların ve bunu ümmete lanse edenlerindir.
Bir diğer konu sınıfsal mitolojidir ki erenler dedeler kutuplar gavslar üçler beşler yediler kırklar veliler mürşitler üstatlar v.s bir çok manevi makam ihdas edilmiş bu zevat olağan üstü güçlerle donatılmış ve bağlıları bunlara rabıtayla bağlanıp bu zevattan istimdat ve medet umar hale getirilmiştir.İşlerini bu zevata havale eden dini bu zevatın buyruklarından ibaret sayan ve bunların kendilerini gözetip kolladığını düşünen hidayet ve himmeti bu zevata hasreden onların kabirlerine adak adayıp dilek dileyen ölseler de tasarruflarının devam ettiğine inanan anlayışın İslam ve medeniyet adına ortaya ne koyabileceğini varın siz düşünün.Kuranda ve sahih sünnette hiçbir karşılığı olmayan bu kavramlar Hint İran ve eski Türk kültürüyle islama girmiştir.Oysa dinde sınıfsal ruhbaniyet yoktur diyen Kurana uymayan bir dizine mitoloji kahramanı ve onlar adına üretilen bidatler kendisine isnat edilen bu kimselerin bir çoğu büyük din alimi ve fazıl kişilerdir.Fakat esas problem onların isimlerinden nem’alanan ve onların tahrif ettikleri fikirlerini kendilerine ve meşreplerine ayrıcalık edinenlerde onlar önce kutsallaştırdıkları bu zevatı ümmetin üstüne kılıç gibi doğrultmakta ve bu ulu şahsiyetlerin yüzü suyu hürmetine ümmeti maddi ve manevi sömürmektedirler.Bu o ulu şahsiyetlerin kusuru ve eksiği değildir tabi ki çünkü cahiliyye döneminde Arapların dört büyük putu olan meşhur putlarda daha önce yaşamış Salih insanlar olduğu düşünülürse aynı hastalığın Salih insanların putlaştırılması şeklinde devam ettiği söylenebilir.Bizim inancımız geçmişte yaşamış bütün alimleri ve Salihleri hayırla yad etmektir.Fakat bizim bu hayırla anışımız onlara atfedilen hurafe ve bidatlere karşı çıkmamıza engel teşkil etmez Bir alimi yada Salih insanı sevmek onu mitleştirip insan üstü vasıflar yüklemekle değil onun fikirlerinden istifade etmekle olur bu istifadenin ölçüsü ise Kuran ve Sünnet mihengine vurma bu ölçüye uyanı alma uymayanı ise reddetmekle olur.Bir alimin büyüklüğü bıraktığı Salih hizmet ve eserlerle ölçülür bazı alimlerin kendilerine ait yazılı eserleri yoksa da hizmetleri çoktur veya yetiştirdikleri talebeler vardır ilk müçtehit alimler eser kaleme almamayı başkalarının fikirlerini ipotek altına almamak için özellikle tercih etmişlerdir.İşte bu tavır mitleşme endişesindendir.Ebu Hanifenin kendisine nispet edilen küçük hacimli beş risale dışında yazılı bir eseri bulunmamaktadır ki bir çok alime göre bu eserleri de ondan talebeleri derlemiş olup kendisine ait yazma eseri bulunmamaktadır.fakat bu onun hizmetinin değerini azaltmamıştır talebeleri onun bir kısım fikirlerini kabul ederken bir kısmına da itiraz etmişlerdir.Bu şunu gösterir ki ilk dönem nesline göre bir alimin fikri tabu değildir mutlak hakikat asla değildir.tenkit edilir gerekirse de reddedilir bu selef döneminde garipsenen bir durum değilken maalesef süreç içerisinde taassup hastalığı fikirlerin ve alimlerin mitleştirilmesiyle sonuçlanmıştır.Bu mitleştirmeyle ilmi gelişme durdu ve kör taklit ve taassup dönemi başladı artık müstakil fikir serdetme yerine eski eserlere şerh haşiye zeyl yazılmaya başlandı ve bütün fikirler eski fikirlerin kompleksli gölgesinde kaldı ve netice olarak İslam dünyası bu günkü içler acısı durumuna düştü. Bir takım kötü niyetli kişiler ise alimlerin eserlerini şerh haşiye ve zeyl eklerken kendi fikirlerini o alimin ismi altında pazarlamaya bazen da o alimin fikirlerini tahrif ederek kendi sapık fikirlerini empoze etmeye başladılar.Bu konuda tabiki en büyük zülüm hadis konusunda ortaya konmuştur peygamber söyledi deyip zehirlerini ümmetin aşına kattılar peygamberi mitleştirenler hemen bu fikirleri aldı bunlar peygambere ait olamaz diyenleri ise aynı kişiler sapıklık ve dalaletle suçladılar.Peygambere yapılan bu zülüm alimlere hayliyle daha rahat bir şekilde yapıldı bu tahrifat bazen alim zatın talebeleri tarafından bile değişik gerekçelerle yapılabilmekte dikta dönemlerinde kitapları kabul ettirebilmek yasak yayın olmaktan çıkarabilmek daha anlaşılır hale getirmek başka bir dile tercüme etmek ve o dilin tercüme edilen tarafından tam bilinmeyişi gibi nedenlerle bu tahrifat gerçekleşebilmektedir.Bu durum AbdulKadir Geylani İbni Arabi Mevlana gibi alim zevatın eserlerinde çok bariz bir biçimde görülebilmektedir.Bazen bir alim hayatta iken bile bu durum başına gelebilmektedir.kaldı ki ölenin başına gelenleri tahmin etmek zor olmasa gerektir.
Diğer bir kutsama tarihle ilgilidir.İnsan psikolojisinde nostaljik olarak geçmiş hep daha iyi olarak algılanır geçmişler ve atalar devamlı doğru ve güzel şeyler yapmış olarak düşünülür buna birde vefa duygusu eklenince bu duygu bir kat daha artar tabi bu din konusunda olunca ortaya atalar dini miti çıkmakta ve aşılamaz tabular var edilmektedir.Töre ve örf de işin içine girince bu kültürü tenkit vatana millete ve geçmişe ihanet sayıldığından hakikati ortaya koymak artık çok daha güçtür.Bazen bu kültür ve mitleri kanunlarla da korunuyor
olabilmektedir o zaman olay hem maddi hem de manevi bir baskı haline dönüşmekte bu atmosferde hakikati ortaya koymak ve fikri terakki bedel isteyen bir hal almaktadır.hem toplum hem de kanun fikir sahibini baskı altında tuttuğundan geçmişte yapılan hatalarda ibret alma olasılığı da ortadan kalkmaktadır.
..

Devamını Oku
Ahmet Emer

Dostlar, ölenin arkasından hep iyi şeyler söylenir. Ama, tüyü bitmemiş yetim hakkını yiyenler için ne demeli bilemiyorum? ! . Biliyorsunuz Erbakan ve şimdi yönetimde bulunan c.başkanı ve başbakan ve daha niceleri, hazineden yapılan yüklü tutarda yardım parasını iç etmişler, aralarında sanırım paylaşmışlardı! (Aslında böyle bir yardım doğru değil. Hazine partilere para vererek, şu koyunları kaval sesi ile güdün diyor!) Suçlu bulunup cezalandırılmaya gelince de, biri c.başkanı, diğeri başbakan başta olmak üzere kolları sıvayıp, af üstüne af çıkararak hem cezayı indirdiler, hem de ev hapsi ayaklarından kıyak çekerek ustalarını affettiler. Yani tüyü bitmemiş yetimin hakkı olan hazine parası vicdanları el verdi mi bilmiyorum ama yenilip yutuldu! ? . Hatta o kadar tatlı geldi ki bu para, Erbakan oğlunu, kızını, damadını....da siyasete soktu, ölmeden önce! Numan Kurtulmuş' un kurduğu partiden, kurucuyu kışkışlayıp üstüne oturdular. Ayıptır, yakışmaz gibi ahlaki değerler yine göz ardı edildi. Demek ki bu yol böyle gidiliyor bunlarca! Din iman para, çıkar önemli olan. Nerede kaldı kul hakkı, insanlık, insaf, merhamet....gibi değerler? O zamanlar Erbakan' ın 180 kg. altını olduğu söylentileri de gündemdeydi! Yetmemiş demek ki. Gözünü toprak doyursun. Ya ötekiler? ! .Onlar ya yargılanmadılar, ya oldu bittilerle zaman aşımı veya bildik tanıdık yargıç ve savcılar sayesinde sanırım beraat ettiler, ettirildiler! ! ! Türkiye! ' deki bankalar yetmedi, İsviçre'lerde sırdaş/gizli hesaplar açtırıldı! Oralarda kara paralar aklanır, saklanır...Ama işe para girince, din iman onlardan kaçıyor, yalnızca gariban halka ait oluyor. Halka diyorlar ki 'siz bizi sürekli seçin, bizim dediğimizi yapın, biz her şeyi yaparız, siz karışamazsınız. Siz koyun sürüsü olarak kavalın sesini dinleyin'! Örnekler mi, Mübarek, Ali, Kaddafi, (Faysal) , Recep,...! ..,....! ..,...! ....! ! hep müslüman ülke yöneticileri bunlar. Paralar gavur memleketinde! Halk yokluk, yoksulluk, yoksunluktan inim inim inler onlar, altınların/paranın üstüne kurka yatar! Ahmet EMER
..

Devamını Oku
Bayram Kaya

Bu üçlü yapının alanı belirgince belli olmayınca, gelişen toplumsal yapı, sorunları bilinip anlaşılmayıp, cevap verilemez olunca, bunalımlar kaçınılmaz oluyordu. Bu dönemde dinsel şiddet, baskı artıyordu. Zamanla bu dinsel gücü elinde tutan kral rahipler, dinsel anlamalarla toplumu düzenlemeyi sürdürür oldular. Gelişmiş din anlayışında bu halifelik olarak, göksel egemenliğin saltanatı olarak devam etti. Bu evrim, zaman içinde, somut koşulların topluma inançsal çözüm gibi sokulması ile inançların halk ve toplum üzerinde muktedir oluşunu artırıyordu ki, bu din adamları sınıfını ve egemenliklerini kat kat yaygınlaştırdı. Baskı otorite olup çıktı. Bu zorlanış laikleşme ve hoşgörü tutumlarını da yapılaştırışın başlangıcı olacaktı.

Toplumsal yapı iyice geliştikçe, dinsel yapı, ayağına pranga oluyor, taşınamaz bir yük arz ediyordu. Çatışmalar yüzyıllar boyu şiddetini artırıyordu. Artık savaşlar alttan alta, nesnel egemenlik savaşları kılığında, ama dinsel görünümlü idi. Dinsel karışma, toplumsal yapıda, nesnel belirlemelerle beraber işletilirken, güya gelişme dinsel anlayışlarla yapılıyor, tanrısal irade ile sağlanıyor, görünüş ve İlizyon yanılması, bakış aldatılması verdi.

Ne var ki gelişme gelenekleri dahi değiştirdiğinden, din ananelerden dönüşü, bir sapıklık ve sapkınlık görerek tam bir karabasan olup çıktı. Çünkü din, çok kere gelenekleri din, inanç olarak benimseyip tutumlaşıyordu. Eğer yeni bir din kuruluyorsa, yeninin yerleşebilmesi için, eski alışma ve alışkanlıkların, geleneklerin, yanlış olduğunu söylüyordu. Tabi kendisi için söylemdi. Eğer kendi gelenek ve uygulama benimsenme olmuş ise; eğer kendisi gelenek olmuş sürüyor ise, her yeniyi bidat ve sapıklık görme eğilimindedir. Bu da onun doğası gereği normal bir seyirdir.

Toplumsal düzen, toplumun üretim güçleri ve üretim ilişkileri ile bu üretimin, haksız paylaşılmasındaki bozukluktan kaynaklanıyorken, çözüm de, tam da burada olacakken, Tanrı buyruklarına uymamanın ahlaksızlaşmanın nedeni ile bu bozulmalar olunuyor sanılıp, öğretilendi. Sorun yapı içinde çıkıyor, yapı sorun oluyor ve yapı çözüm olması gerekirken, ahlaksızlık ve inançlara saygısızlık, tanrı emirlerine uymama, sorun ve çözüm olarak gösteriliyordu. Sorun da, çözüm de, tersten ortaya konuyordu. Hâlbuki ahlaksızlık, üretimin paylaşım bozukluğuna göre artıyorken: Ahlaklı olma, alçak gönüllülükle boyun eğiş olarak tanımlanıyordu. Bu da içinde çıkılmaz bir tevekkül edişti.
..

Devamını Oku
Ahmet Kemal

Eğitim Üzerine Yazılar


EĞİTİMDE İNANÇ ÖZGÜRLÜĞÜ

Eğitimde özgürlük olmazsa olmazlardandır. Bu inanma ve inandığı gibi giyinme olduğu kadar inancının gereklerini yerine getirebilme özgürlüğüdür. Bu özgürlük eğitimin başta gelen zaruretlerindendir. Bu zaruret bu güne kadar anlaşılamamış, anlayanlarca da zamanı değil diye sürekli ötelenmiş, bu günlere gelinmiştir.
Bugün şu açık bir hakikat olarak ortaya çıkmıştır ki dini özgürlüklere engellenirse gençlik uyuşturucunun esiri olacaktır. Bu da yetmeyecek din özgürlüğü engellenirse uyuşturucu yanında çeşitli ahlaksızlıkların yayılmasına yol açacak, daha da ileriye giderek ateizm yayılacaktır. Aslında dini özgürlükleri kısıtlamanın gizli amacı da gençliği dinden uzaklaştırmak, inanç ve düşünce yoksulu haline getirerek kötü emellerine alet etmektedir. Eyyamcı, gezici, eylemci, terör örgütlerinin eleman devşirme haline gelmiştir, X, Z ve Y Kuşağı nesiller böyle oluşmuştur.
..

Devamını Oku
Cuma Ali Çetin

Dikkat ettim çoğu insan yaşıyor...
Haset için, garez için, kin için.
Benimse yüreğim dolup taşıyor...
ALLAH için, vatan için, din için.

Dünya yaşam ölüm iki bölmeli!
Tek yenilmez ekmek dosta bölmeli,
..

Devamını Oku
Özcan Bilgin

Seçimlerden önce nara atıyordun
Hayal Dünyasında ne güzel yaşıyordun
Çay,Simit ile hesap yapıyordun
Atma Recep, din kardeşiyiz.

Her sözümüz namus dediniz
Dokunulmazlıkları tez unuttunuz
..

Devamını Oku
Hüseyin Çubuk

Din toplumları, işkenceyi, vahşeti, sosyal adaletsizliği, sömürüyü, diktatörleri yadırgamaz..

Çünkü; Din kültürüne göre, tanrının cehennemi var, o da işkence eder.
Çünkü; Din kültürüne göre, tanrı da istediği biçimde adam öldürür..
Çünkü; Din kültürüne göre, tanrı istediğini zengin, istediğini fakir yaratır..
Çünkü; Din kültürüne göre, tanrı da dostlarını huriler ve şarap nehirleri ile ödüllendirir..

..

Devamını Oku
Hüseyin Avdic

DiN

Bir 'yaratik' oldugunu bilip, Yaratici'ya teslim olmaktir din.
Evreni yönetemeyecek olanlar da, olmaz asla senin Rabb'in.

Berlin, 28 Eylül 2006
..

Devamını Oku
Hüseyin Avdic

Gercek Din

Ancak Tektanri'dan gönderilendir dogru ve gercek din.
Aklin uydurduklari olamaz senin dinsel gercegin.

Berlin, 5 Eylül 2006.
..

Devamını Oku
Ahmet Kemal

BU BENİM HAYATIM
(Anılar)
Bizim kuşak ailesinden hiç destek görmedi. Ne yazık ki en ufak bir alaka bile görmedik. Ne harçlık aldık, ne ödevlerimize bir yardım. Ne kaynak kitabımız vardı, ne ansiklopedimiz. Ne sözlüğümüz vardı, ne bir okuyacak kitap alma imkanımız. Bir tek sınıf kitaplıklarımız vardı. İyi ki vardı yoksa okuyacak kitap bulamazdık.
Sonra ne oldu diyeceksiniz. Küçük yaşta doğru dürüst giyecek elbise bulamamıştık. Önlüklerimiz daralıncaya dek giydik. İlk alındığında da oldukça bol geliyordu. Çamur yollardan bata çıka okula gidiyor, lastik ayakkabılarımızın içi vıcık vıcık çamur oluyordu. Yolu kısaltmak için tarladan geçiyorduk. Tarla sahibi de bizi görünce kovalardı. Onu görünce biz de çamura aldırmaz tırısa kalkardık.
Hatta bir defasında Başöğretmenimiz benim ayakkabılarımın içinin su dolu olduğunu görmüş beni öğrencilerin karşısında bir suçlu gibi teşhir etmişti. Bu anı hiç unutamadım ve bu bence Beyaz Türklerin temsilcisi saydığım bu adamdan ve temsil ettiği sınıftan nefret ettim. Yıllar geçti ben bir meslek lisesini bitirdim. Aynı lisenin mezunlar derneğinde yönetim kurulu toplantısındaydık. Kapıdan içeri destursuz daldı fötrlü aksaklı biri. Hemen söze girdi: ’Siz ne yapmak istiyorsunuz. Şeriatı mı getireceksiniz. Ben Kuran-ı Kerim’i baştanbaşa okudum. Ben bu dini sizden iyi bilirim. Daha bu minvalde bir sürü şey sıraladı. Cevap vermedik. Çekti gitti. Yılar sonra bir cenaze salası işittim. Müezzin sala sonunda onun adını söyledi. Ömründe cami yüzü görmemiş adamın ölüsü camiden kalkacaktı. Esef ettim. Ama sevinmedim diyemem. Azrail intikamımı almıştı.
Din dersine giren ateist bir öğretmendi. Müzik dersine de o giriyordu. Yan sınıfın öğretmeniydi. Ondan ve onun yüzünden din gibi bağlandığı o meşhur kemanından da nefret ederdik. Bizim sınıfın öğretmeni de öbür sınıfa müzik ve din dersine giriyordu. O sınıf bizden talihli miydi bilmiyorum ama ben öyle düşünüyordum. En azından dinsiz olmayan bir öğretmen din dersi veriyordu.
Okulun adı 27 Mayıs’tı ve ben bu addan da hiç hoşlanmıyordum. Ne anlama geldiğini de pekiyi bilmiyordum. Fakat belli belirsiz bir şeyler hissediyordum demek ki. BEŞ YIL BÖYLE GEÇTİ.
..

Devamını Oku
Ahmet Bektaş

Dışlanmak

Dış destekli diktatörleri yine dış destekle muhalifler yıktı. Yani diktatörü de muhalifi de aynı güç destekledi. Bunun sonucu ne oldu; potansiyel ve yer üstü yer altı kaynakları dış destekçilerin kontrolüne geçti, halk ise din ve mezhep çatışmasıyla kendi niteliksizliğini örtbas etmeye çalışıyor. Tabi ki dış desteksiz savaşamayacağı için dış destek verenlere de kaynaklarını kontrol etme hakkı veriyor. Sarmal daha da ağırlaşınca sadece protesto bilen ve din mezhep savaşı yapan bir toplum kalıyor. Kaynaklar, sanayi ve ticaret destek verenlerin kontrolüne geçiyor eğitim de yapılamıyor. Yeni nesil de gösterilen hedefe taş atarsa, protesto ederse cebine para konuyor! Canlı tampon haline gelen çaresiz insanlar birbirini kendi kardeşini dışlıyor! Bu hale üzülmemek mümkün mü? Ama üzülmenin faydası olmaz ki...

Ahmet Bektaş
..

Devamını Oku