Hiç gelmemiş bir misafir gitti diye üzülüyorsun.
Bata çıka acılar içinde süzülüyorsun.
Bu delilik… Bu paranoya… Bilmem ki neyin kefareti…
Bu katman katman birikmiş günahların esareti.
Yolda rüzgâra karışmış çalı çırpı hışırtısı,
Kendimi bıraktım nehrine kaderin.
Dalgalar şedit, bu şatt derin.
Görelim ey mecnun nedir ederin.
Vakti gelince Müteâl'in mîzanında…
Savuruyor hınçla akan su bedenimi.
Ne meşakkattir insana kendini tanımak. Kendini anlamak…
Bir cerrahın kendini ameliyat etmesi… Kendini parçalamak…
Hem mecruh hem cerrah değişir her bir kesik sonrası.
Kim bilir ne zaman biter bu ameliyat sanrısı.
Bir yılanın kuyruğundan kendini yemesi…
İnsana ne zordur kendini hazmetmesi.
Bakınca maziye acıyla anladım.
Defalarca sınanmışım. Defalarca yanmışım.
Gözümdeki toz, koca dağı görmeme engel olmuş.
Her defasında nasıl da yanlışı seçmişim.
Her fırsatta nasıl da nankörlük etmişim.
Ne zamandır gözyaşları akmamıştı böyle mütebessim.
Öyle bir yağmur ki... Sağnakları getirdi bu mevsim.
Bir iki üç dört beş. Kuşluk vakti içinde sırrı saklasın.
İstihya ederim. Çok güzel ve çok anlamlısın.
Zaman, sessizliğin biley taşı.
Daha çok can yaksın diye biliyor.
Bunu hem sen hem de sessizlik biliyor.
Zamanla bilenmiş sessizlik, benliğini siliyor.
Sessizlik, bir zifiri karanlık.
Zaman geçmiyor evde otururken.
Nasıl biter bugün, daha çok erken.
Bir şekilde öğütmeli zamanı.
Geçirdim sırtıma siyah kabanı.
Çıktım dışarı, kendimi vurdum yola.
Kaderimde miydi melanet iksir?
Zehirledi beni, ruhumda meksir.
İlahi, rahmetinle yargıla.
Düşürdü beni beklenmedik taksir.
Şimdi belki tek umut kadere teslimiyet.
Hatırlamaya çalışıyorum geçmişteki benleri.
Bir istisna hariç yok hiç birinin kalbimde yeri.
Kalbim “sadece bu delikanlı anmaya değer.” dedi.
Yanlış olmasın, galiba yaşım on yedi.
Hâlâ hatırası yaşar içimde.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!