Önemli şahsiyetler-çıkar millet içinden
Birlik beraberlikle-bahseder ilim fenden
Buhranlı dönemlerde-gösterirler bize yol
Memleket gençler için-hepsi de uzatır kol
Cennet vatanımızı-koruyalım topyekûn
Yediden yetmişe dek-eller birleşsin bütün
Milletin kaderine- yön veren yiğit kişi
..
Ruhumu bedenimi-koydum senin yoluna
Bağ verdin bahçe verdin-kahraman Türk oğluna
Yurdum canımdan fazla-seviyor seviyorum
Her gün yirmi dört saat-hep seni övüyorum
Cennet gibi öz yurdu-ettin bize hediye
Atam seninle güldü-o canımız Türkiye
Mayam senden Türkiye'm-damarımsın kanımsın
..
Bu acımasız ve yüreksiz dünyada
Kalpleri senin için çarpan insanları
Canına can katanları, neden üzdün
Cennet yüzü görmez olsun, yüzün
Bu hayatta ağlattın seni sevenleri
Yıkamadan kefenledin tüm ruhları
..
Ağlamak istiyordum dedi ağlama
Karalar bağlayacaktım dedi bağlama
Her gün uğrayacaktım dedi uğrama
Mezarım cennet annem,dedi Memedim
Dünyayı yakacaktım dedi metin ol
Evreni yıkacaktım dedi sakin ol
..
Yürekler alabora Anadolu kan gölü
Dünyanın saldırısı kan revan olmuş gönlü
Virana dönmüş bağlar sararıp solmuş gülü
Tüm dünya Türk'e düşman
Cennet mekan son sultan
Yedi düvel saldırmış şühedalı toprağa
..
Zurnanın “Zat” Dediği Yer
“Zurnanın zırt dediği yer” (Yapılmakta olan işin en hassas, en önemli, en can alıcı noktası.)
“Zat” konusunu önceki yazılarımda bilgisayar örneğiyle anlatmıştım. Bilgisayarın donanımına beden, yazılımına ruh; ruh ve beden ile elde edilen yaşamsal verilere de Zat demiştim. Zatın açığa çıkması da bilgisayarı kullananın iradesiyle oluyor; esmanın yansımasıyla oluyor, zatı güzel olan Cennet, kötü olan da Cehennemi bir hali elde ediyor. Çünkü tüm yaşamsal üretimler (ses, görüntü, duygular) evrene yayılıyor. İsrafil’in “Sur” üflemesiyle toplanacak olan da bu zat oluyor. Zat, ne ruhtur ne de beden; zat ikisiyle elde edilen yaşamsal veriler. Ölenler için “Namı kaldı” denir ya öyle bir durum. Beden çürür, ruh Allah’tan emanet; elde kalan zat; o dahi esmanın yansımasından başka değil.
Yunus’un “Bir ben var benden içeri”, “İlim kendin bilmektir” şeklinde işaret ettiği “Zat”ı anlamaya çalışmak için zurna örneğini kullanmak istedim. Zurnanın zırt demesi için zurnaya ve zurnayı üfleyene ihtiyaç var! Zurna insan bedeni olsun, zurnayı üfleyen irade de ruh olsun. Zurnanın “Zırt” ı da zat olsun. Yani beden ruh ile canlanıp yaşamsal veriler üretiyor; örneğe uygularsak “Zırt” üreten zurna ve üfleyenin birlikte çalışmasıyla çıkar. Ruh ve bedenin birlikteliği yaşamsal verileri üretiyor! “Zırt” ne zurna ne de zurnayı üfleyen; “Zırt ikisinin birlikte hareketinden doğan, ikisinden de farklı bir şey!
..
Bir görüşte aşık oldum,ta yüreğimden,
Her Dua da söylemiştim hem dileğimden,
Gönül seni sevmiş ise neyleyeyim ben,
Aşkımızın üzerine yağmasın ne olur kar,
Hayır deme kahrolurum, Cennet gözlü yar.
Gül ki, dünya gülsün, yaşam, mutluluk versin,
..
Abdurrahim Karakoç’a Şiir
Bir varmış bir yokmuş, işte budur hayat.
Dün bizimleydin, bugünse yoksun üstat.
Mazluma kol kanattın, zalime tokat.
Allah mekânını, cennet etsin üstat.
..
Cinsel iktidarlık evlilikte yuvanın betonudur.Hadımlık insanlık şerefine vurulmuş acı bir silledir. Erkekler parayla kadınlar modayla övünürler.Kadın 45 yaşında ana halinde kesilir. Kadın ay başında kesilince kısmende huysuzlaşır. Kırk yaş sonrası bu tür haller fazla miktarda görülür. Kadının rahmine yumurta gelmemesi demek, kadının meyve vermemesi demektir. Artık bu toprağın çoraklaşması demektir. Bunu bilen kadın zaman zaman huysuzlaşır, lüzumsuz şeylerden dolayı kocasıyla kavga eder. Birde kadının kanburuna sigara binerse işte bu kadının küçük kıyameti koptu demektir.
Kadında ki yaşlanma şelâledeki akan su gibidir. Erkekteki yaşlanma düz akan ırmak gibidir.
Sigara en çok kadına zararlıdır. sinirlendikçe sigaraya yüklenir. Sigara hem sinir sistemini tahrip etmekte ve hemde kanın katılaşmasına sebep olmaktadır. Sigaranın evlilik hayatında bir mayın olduğunu unutmamak lazımdır. Sigara kan devranını zayıflatır. Kan devranının zayıf olması cinsel gücün zayıf olmasına yol açmaktadır. Bazı hayvanlar eşlerini kıskanmazlar. Domuz eşini kıskanmaz neden sebebini açıklıyayım. Domuzdaki tirişinler canlıdır.Her canlı gıdaya muhtaçtır. Onlarda diğer mikroplar gibi yerler. Bu tirişinler domuzun üreme organına yerleşir orada domuzun menisini yerler. Bunun için domuzda meni ifrazatı çok zayıftır. Bu yüzden erkek domuz dişi için kavgaya girmez. Bu kurtlar sulp kemiğine yerleşerek insanın menisini yerler.Domuz eti yiyen erkeklerde cinsi iktidar çok zayıftır.Avrupa da bunun örneklerini her gün okumakta ve duymaktayız. Sigara burada illet bakımında domuz etiyle birleşmektedir.İşte cinsi iktidarları zayıf olanların halleri meydanda.Gece mutlu olmayan kadın gündüz erkeğini perişan eder.
Sigara ve daha bir çok nedenler, kadını ve erkeği ihtiyarlatmakta ve organların cinsi gücünü yok etmektedir. Aile yuvalarının devamında cinsel iktidarın fonksiyonu inkar edilmeyecek kadar açıktır.
Tütün cephede askeri, evde kadını çürütmüştür. Toplumun ustası kadındır.Usta çürüyünce onun doğurduklarının çürümesi hayda hayda kolaydır.Çocuğa ruhu veren Allah, onu filizlendiren anadır. Tıpkı bir bahçıvan gibi. Bahçıvansız bir bağ neyse anasız bir toplumda odur. Hele bu çürüme tepe noktalarda olursa felâket ne yaman gelir.
Anadolu kadını tarih boyunca, işte güçte bir erkek gibi çalıştı. Bir eliyle çocuğunun kundağını salladı. Diğer bir eliyle de haftalardır su yüzü görmemiş saçlarını yıkadı. Öküz öldü tapana koşuldu.Toplumun çilesini çeken sıkıntısını yüklenen bir varlıktır kadın. Her kız gelin olmak için doğar. Her gelin de ana olmak için bekler.
Analık o derece yüce makamdır ki, Allah sırf ana olduğu için, vahyetmiştir Hz. Musa’nın anasına,
..
Yüksek kayalardan dökülür tortum şelalen
Cennetten bir köşedir Rize de fırtına deren
Çoruh ki Bayburt’tu süsleyip içinden gecen
Her köşesi ayrı güzel olan bu cennet vatan
Yeşil ırmak ana doluyu sulayarak dökülür denize
..
EVLAT
*************
Taş üstündeki taşlar yere dökülse
Yeryüzü kaynayıp kökten sökülse
Damarlarımdaki kanım çekilse
Sen cennet bağımın gülüsün evlat
***************************************
..
Kurban Et Nefsin Olan Hayvani
Inanc ve iyilikciliginin bir ücreti olarak,
Rabb'in sana verdi Kevser'i.
Sen de bunun $ükran ve sevinci olarak,
O'na kurban et, nefsin olan bir hayvani.
------
..
Nemli ve sıcak bir günün en tatlı rüyası, denizden karaya vururken dalgaların çıkarmış olduğu seslerdir. Ak denizin o uçsuz bucaksız maviliğine kendini bırakarak gözlerinin ve bedeninin dinlenmesine kulaç atmaktır.
Türkiye uçsuz bucaksız denizlerinin çevrelediği sularıyla adeta bir cennet ülkesidir. Akdeniz ise bu cennet köşenin bir manzarası gibi güzelliğini haykırmaktadır.
Mersinden sahil boyunca uzandığında, denizlerin kıyısını çevreleyen siteler hemen boy gösterir. Bu aslında turizmin ülkemiz açısından bir başlangıç noktası olarak gösterilebilir. Ama doğanın güzelliğinin artık yapay güzelliklere kendisini teslim ettiğinin de işaretidir. Dinlenmeyi aslında yorulmakla eşdeğer sayan bizler için, kalabalık diskolar ve barlar sanırım denizden döndükten sonra anlatılmaya gerek duyulan ayrıntılardır. Hala bakir kalan deniz sahilleri bulanlar açısından çok şanslı bir deniz mevsimi geçirilmiş sayılabilir. Ama bu kezde insanlara hizmeti yalnızca karşıdaki kişinin cüzdanı olarak görenler açısından bir noktayla karşılaşabiliriz. Hizmet vermeden kazanmak… Biliyor musunuz, çalışmadan kazanmak istemenin moda olduğu ülkemizde, insana saygının, kişide var olan parayla ölçüldüğü günümüzde, vatandaş olmanın dayanılmaz yalnızlığını ta iliklerimizde hissederiz.
İnsanlardaki çelişkiler hemen kendisini karalardan denizlere doğru göstermeye başlar. Kimisi çok istememesine rağmen kendisini denize giren diğer bireylerin ortamında bulur. Hiç yapmadığı ya da günah olarak bildiği mahrem yerlerinin nikâh düşenlere gösterilemeyeceği inancı birden kendisini kaybetmiştir. Nasıl bir çelişki ki daha önce yapmadığı her hareketi çok doğal bir iş yapıyormuşçasına rahatlıkla yapar vaziyete gelivermiştir. Kimisi, soyunmanın modern bir insanın yapacağı bir iştigal olarak kabul eder ve doğal bir iş olduğunu apaçık ortaya koyar. Birde kendilerini bu iki guruptan farklı sayarak her yanı kapalı denize girenler ise düşüncelerini, inançlarını giysileriyle pekiştirmek istercesine mavi sulara kendilerini bırakmaktadır.
Dinlenmenin yorulmak olarak algılandığı ülkemizde, deniz kenarlarında aşk şarkıları okuyarak, sarmaş dolaş gezmek ya da yazlık aşk maceraları peşinde koşmak herhalde yapılan en heyecanlı uğraşlardan olsa gerekir! Ya da akşamsefası kurulan çilingir sofrası, denize karşı kurulan masalarda dinlenmenin hazzını çıkarmaktadır. Geç vakitlere kadar süren okey partileri, çığlıklar ve aşk şarkılar hazzın son deme vurduğu ama yarına azıkların tükendiği dünyamızda insanlarımızın son garip tatilleridir.
..
Sen ölmedin
Dünyadan göçmedin
Sen içimizdesin
Herzaman kalbimizdesin
Mekanın cennet bilesin
Sonsuza dek rahat edesin
..
CENNET DİLİ
Cennet dilinde h l r ş j m harfleri yoktur s harfi yerine göre kullanılır kullanılmaz
Bu harfler adlarda yaradanın isimleri dualar için kullanılır sadece
Bu harfler küfür içerikli sözcüklerde kullanıldığından kullanılmaz
Bu harflerin olduğu küfürsüz sözcüklerde başka harfler kullanılır
Sedat hünkar
..
CENNET IRMAĞI ve YOSUN
Kirliliği istemez; ne ölüsü, dirisi
Hadiste zikredilen, dört ırmaktan birisi…(*)
23/02/’17
Hanifi KARA
..
Her kuş sürü kuşu değildir
Her kuş göçmen kuş değildir
Her kuş sıla kuşu değildir
Her kuş diyar kuşu değildir
..
Nasıl diye sorma,
Ey Cennet gözlüm!
Gözlerin kapalıydı,
Ben gönlünü gördüm.
Kolay mı sandın,
Ey Cennet gözlüm!
..
Yalnız iki kapı sürgülüdür:Biri cehennemin diğeri cennetin kapısı.Ve bu iki kapının arkasında Tanrı gizlidir. Bütün nehirler ceset ve kan akıttığında ve bu manzarayı görenler intihar ettiğinde Tanrı’ya inanmayanlar sadece bir kapı aralığından bakamayanlardır ya da gözleri yaşlı olanlardır. İşte öyle insanlar ağlaya ağlaya ölüme giderler de arkalarında merhamete dair bir iz aradıklarında sadece geride kendisini sürekli ileriye iten hayatın hoyrat ellerini görürler ve önlerinde ise ketum bir uçurum vardır. Her adım atışları onları Tanrı’dan daha da uzaklaştırır. İnançla inançsızlık arasında gidip gelen bu insanlar, dalga dalga yayılıp da sahili bulamayan denize benzerler. Her şey bir kasırgadan ibaret iken ve her şey bir kaos ortamı içinde allak bullak olmuş iken insan da bütün bu kaosun içinde iken dünyanın ve kendisinin bir merhametli yaratıcı tarafından korunduğuna artık inanmaz.Çünkü insanlar dişlerini bilemiştir ve yüreğini ortaya koyanların kanlarını içmiştir. Hangi ressam tablosunu kana boyamak ister der sonra Tanrı’yı inkar eder. Gözleri yaşlı bu insanlar her şeyi olduğu gibi kabul eden insanlardan daha onurludur aslında. Tanrı’dan açıklama değil sadece bir merhamet bekler.
Bütün dünyanın bir gül bahçesine dönüştüğünü gördüklerinde gözü yaşlı insanlar bir hıçkırık bir ağlayış tuttururlar. Başını iki elinin arasından kaldırdıklarında aslında hiçbir şeyin düşündükleri gibi olmadığını anlarlar. İşte o zaman göz bebekleri büyür. Ve yine ağlamaya başlarlar. Tanrı’yı yanlarında göremeyen bu insanlar daha bir gözyaşı dökerler ve her gözyaşında bir cennet sakladıkları için ağlaya ağlaya tüm cennetleri tüketirler.Sonra cehenneme giderler. Çünkü gidecekleri başka yer kalmamıştır. Çünkü cennet kapıları onlara kapanmıştır.
Gözü yaşlı insanlar önce umutlarını sonra Tanrı’sını yitirmiştir. Bu yüzden yaşlı gözlerle denize bakamazlar. Sadece gözyaşına boğulmuşlardır. Bu yüzden dua etmeyi unutmuşlardır. Ölüme yakın durdukları halde sevgiye dair bütün yollar onlara uzaktır. Çünkü yürekleri bir deniz bir kumsal olmasına rağmen hep karanlıktır. İçleri kararan gözü yaşlı bu insanların gözyaşları karanlık sulara akar. Ve o sulardan ya ceset akar ya kan akar. Tanrı’dan ağlaya ağlaya uzaklaşmaları böylece adım adım başlar.
..
Kara haberinle şimşekler çaktı
Yaşlarım süzüldü yürekten o an
Ansızın gidişin içimi yaktı
Yerin Cennet olsun Fevzi Başaran
Allah’ın sevdiği işler yapardın
Haramlardan uzak dururdun her an
..



