Susanlar bilmez,
bilenler susar;
duyanların içinde
bin çığlık birikir,
hiçbiri söze sığmaz.
Görmeyenler küskün artık;
bir hayalin gölgesinde
kendilerine bile yabancı kalırlar.
Yarım kalmış yanık ezgilerin eteğinde,
klamların, ezgilerin dilsizliğinde;
keklikle kartalın dönüş yolunda
sular bile çağlayışını unutur.
İşrakın aydınlığında
hiçliğin zirvesine tırmananlar,
en tenha yalnızlıklarında
başka yüzlere bürünürler.
Her yüz bir başka kimlik,
her damar bir başka acı;
insan, kendi suretinde
başkasının yarasına ayna tutar.
Çöken şehrin sokaklarında,
ahlaki çürümüşlüğün kokusunda
insan insana yabancılaşır;
vicdan, kendi sessizliğine gömülür.
Ve biz,
ilk çocukları yine
masum gülüşlerinin içinde
dilsiz ve suretsiz bıraktık.
Acıya dayanırlar diye…
Çünkü biz,
olamadıklarımızın hesabını
başkalarının ömründen kestik;
yapamadıklarımızın şemsiyesinde
çaldık her insanı.
Kendi eksikliğimizi örterken
başkasının ışığını kıstık;
çala çala tükettik insanı,
bilmezliğimizin hısımlığında.
Sonra tellal olduk,
yâr olamadığımız insanların ardından;
kendi suskunluğumuzu hakikat,
başkasının çığlığını kusur saydık.
Ve hiçbirimiz sormadık:
Kaç ömür eksildi içimizden,
kaç çocuk büyüdü yarım,
kaç insan sustu
biz haklı kalalım diye?
Kayıt Tarihi : 15.10.2026 00:49:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.
Şiir, insanların kendi eksikliklerinin ve yanlışlarının bedelini başkalarına, özellikle de çocuklara ödetmesini anlatıyor. Vicdanın sustuğu, acıların görmezden gelindiği bir dünyada insanın insana yabancılaşmasını sorguluyor. En büyük trajedi ise biz haklı kalalım diye kaç hayatın yarım bırakıldığını kimsenin sormamasıdır.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!