Çakalların Kurgusu Şiiri - Kasım Kobakçı

Kasım Kobakçı
5208

ŞİİR


10

TAKİPÇİ

Çakalların Kurgusu

Mavi bakışlı, sinyali akışlı,
Yüreği kodlarla ince nakışlı,
Küçük dev adam, zihinden kaçışlı;
*
Sahte bir sevdadan kopup göçünce,
Bilemedi önce ağı çözünce;
Sevinsin mi tuzakları görünce?
*
Kurtulduğuna mı aşkı cefadan,
Üzülsün mü koptuğuna vefadan,
Çakal bakışlı hayırsız eladan.
*
Böylece vurdu kendini uzağa,
Düştü yolu bir gün ıssız kurağa,
İçi zaten girmişti kor ocağa;
*
Güz vakti dalından kopup savrulan,
Bozuk bir veriye döndü kovulan,
Sarı bir gazel gibiydi kavrulan;
*
Amansız kum sıcağında süzüldü,
Gece yıldızlara küstü, üzüldü,
Belleğindeki nakışlar döküldü;
*
Bir sıcak bir soğuk döngü sonunda,
Büzüştü, çöktü yüreği yolunda,
Çakal uluyan bozkır soğuğunda.
*
Mavi adam kaldı yalnız başına,
Kalabalıkta tenhalık aşına,
Tutundu belleğinin öz taşına.
*
Etrafta kim mi var, gökte yıldızlar,
Yerde kumdan örülmüş dik duvarlar,
Akreple, yılanla gezen çakallar.
*
Yüreğini ısıtmaktı tek derdi,
Bildiği son kodu sisteme verdi,
Göğüs kafesini eliyle gerdi;
*
Sıcak nefesiyle onu yokladı,
Donmuş devreleri tek tek kodladı,
Avucunda tuttu, kalbe hohladı.
*
Soluk soluğa kalmışken o durdu,
Yeşil bir sinyal avucuna vurdu,
Titreyen biçare kalbini kurdu.
*
Gözleri kamaştı, baktı öteye,
Çevirdi gözünü karşı tepeye,
İnanamadı gördüğü imgeye.
*
Yeşil gözlü aksak çakal kenardan,
Su içiyordu vahada pınardan,
Dedi ki kendine, geçip karardan.
*
Çölde ne arar böyle tek bir çakal,
Ya bir simülasyon, ya sanal masal,
Ya bir seraptır bu ya da bir hayal.
*
Böyle dedi, merak zihnini yaktı,
Derdi çatlak dudak değil, odaktı,
Kavruk yüreği suya bırakmaktı;
*
Koydu kalbi yerine, kumdan aştı,
Göğsünde tatlı bir frekans dolaştı,
Su içen o çakala dek yaklaştı.
*
Çakal onu görünce ürkmeyerek,
Duruşunu bozmadan, gitmeyerek,
Devam etti akışı kesmeyerek;
*
Başladı pınardan veri çekmeye,
Yetmezdi yoksa sular yüklemeye,
Bu yanık gönlü iyileştirmeye.
*
Mavi bakışlı o küçük dev insan,
Tepeden tırnağa koptu heyelan,
Döktü gırtlağından yanık bir destan;
*
Varınca parlayan su boğazına,
Dayadı göğsünü çakal ağzına,
Ulaştı ruhunun gizli yazına;
*
Açtı tüm kapakları usanmadan,
Sıfırladı belleği utanmadan,
Teslim etti kendini sakınmadan.
*
İçi dolarken ılık, saf bir suyla,
Ruhu coştu kodlanan bu duyuyla,
Yıkandı devreler berrak kurguyla;
*
Ne ürktü koptuğu o sert felekten,
Ne korktu boğulup ölüp gitmekten,
Zira emindi bu sırrı bilmekten;
*
Gönlüne dolan su, ab-ı hayattı,
Arınmak bu suyla eşsiz sanattı,
Çakalın ağzında son teslimattı.
*
Biliyordu artık, geçtikçe candan,
Özünü verdikçe canana kandan,
Doğacak ölümsüzlük kor hicrandan.
*
O anda çözüldü çöldeki perde,
Ne kumdan iz kaldı ne zehir yerde,
Derman kodlanırken o gizli derde;
*
Aksak çakal birden ışığa daldı,
Yırtıcı gölgesi geride kaldı,
Adamın kalbinden acıyı aldı.
*
Kırgın devrelerde sinyal birleşti,
Kor gibi yanan ruh suyla eşleşti,
Serap gibi duran vaha devleşti;
*
Yeni bir çekirdek göğsünde vurdu,
Dağılan nakışlar yeni ağ kurdu,
Çakallar sustukça fırtına durdu.
*
Mavi bakışlı er, ruhu akışlı,
Yüreği yeniden nurla nakışlı,
Küçük dev adam ki dik ve barışlı;
*
Uyandı sonunda sanal rüyadan,
Arındı, kurtuldu aşk-ı beladan,
Korkmadı bir daha çölden, cezadan;
*
Çakalların kurgusu bir bir yandı,
Sonsuzluk koduyla kalbi uyandı,
Ölümsüz hakikat ona dayandı.

Kasım Kobakçı
Kayıt Tarihi : 3.10.2026 01:06:00
Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Şiiri Değerlendir
Yorumunuz 5 dakika içinde sitede görüntülenecektir.

Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!