İnsan kısa ömründe, neler görüyor neler,
Dert üstüne geldikçe, deler bağrını deler,
Gündüz hayal dünyanı, gece uykunu böler,
Derdi, kederi, gamı; yaşamayan ne bilir?
Yüzü gülmez insanın, olursa bahtı kara,
Felek seni tuttumu bir paçadan,
Dönemezsin, hiç sağına-soluna.
Göremezsin, baksan hangi açıdan,
Tüm engeller çıkıverir yoluna.
Çevrendekiler hep aslan kesilir,
Deniz ortasında gerdanlık gibi,
Böyle güzel tablo geçer mi ele?
Öyle berrak suyu, görünür dibi,
Asırlardır ayaktadır bu kale!
Hep umut dağıtır, tatlıdır dili,
Kendini kaptırıp, sakın inanma.
Ömrü hayatında açmaz ki gülü,
Bülbül gibi öten diline kanma.
Bitmez ki hiç vaadi, bitmez ki sözü,
Soframın tadı yok, sen yoksun diye,
Bu ev bana zindan, sen yoksun diye.
Günlerin tadı yok, sen yoksun diye,
Güneş yok, ay yok, sen yoksun diye.
İnsan yaşadıkça neler görüyor,
Oturup kendine şöyle soruyor,
İyilikler, sözler, boşta kalıyor,
Ömrümüz böylece geçip gidiyor.
Kargalar topluma hâkim olunca,
Felek bana acımasız davrandı,
Hem kendini, hem de beni bitirdi.
Bıçak geldi tam kemiğe dayandı,
Emdi damarımda, kanı bitirdi.
Bırakmadı, hiçbir zaman yakamı,
Dostun arkasından gıybetin etmek,
Ne bana yakışır, ne gerçek dosta.
Yüzüne gülüpte, ardından atmak,
İnsana atılan içi boş posta!
Dost bağına giren, arsız bir bülbül,
Neyine güvensem bilmem ki senin,
Eninde sonunda yalansın dünya.
Derdime dert kattın, her zaman benim,
Sevdiklerimi hep alansın dünya.
Dost bulurum diye düştüm yollara,
Kafanda bin tane derdin olursa,
Daha çok dert gelip seni bulursa,
Bütün dertler üzerinde kalırsa,
Vücut yorgun, kafa yorgun, göz yorgun!
Söylediğin söz yerine varmazsa,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!