Boş Sandalye Şiiri - Hikmet Metin Çavdar

Hikmet Metin Çavdar
462

ŞİİR


9

TAKİPÇİ

Boş Sandalye

“Boş Sandalye”yi yazarken aklımda tek bir insan ya da tek bir olay yoktu. Daha çok, hepimizin zaman zaman yaptığı bir şeyi düşündüm: Başkasının derdini kendi hayatımızın dışında tutmak.

Sokağın başında bir ambulans duruyor mesela.

Mavi ışık evlerin duvarlarına vuruyor. Perdeler biraz aralanıyor. İnsanlar bakıyor. Kimi kapıya kadar çıkıyor, kimi pencereden izliyor. Sonra ambulans gidiyor ve herkes kendi hayatına dönüyor.

Birkaç dakika sonra o sokakta yine sessizlik oluyor.

Ama ambulansın gittiği evde hayat aynı şekilde devam etmiyor.

Şiirin çıkış noktası biraz buydu.

Dışarıdan bakınca bir evin içinde ne olduğunu bilemiyoruz. Camında ışık yanıyor diye “iyidir” diyoruz. Kapısı kapalı diye içeride bir şey yaşanmadığını düşünüyoruz. Oysa bazı evlerde o gece bir telefon bekleniyor, bazı evlerde biri ağlıyor, bazı evlerde de bir sandalye boş kalıyor.

İşte o boş sandalye bana çok şey düşündürdü.

Çünkü sandalye sadece bir eşya değil artık. Birinin oturduğu, konuştuğu, çay içtiği, bazen hiçbir şey söylemeden yanında durduğu bir yeri hatırlatıyor. İnsan olmayınca sandalye kalıyor ama evin anlamı değişiyor.

Hayatta bazı eksiklikler böyle.

Yerinde duran şey, olmayana işaret ediyor.

Şunu da düşündüm: Biz birbirimizin hayatına ne kadar dikkat ediyoruz?

Bir arkadaşımızın sesi değişiyor, fark ediyor muyuz?

Bir yakınımız eskisi kadar konuşmuyor, soruyor muyuz?

Bir mesaj geliyor, “Sonra cevaplarım” deyip bırakıyoruz. Sonra gerçekten unutuyoruz.

Bazen de birinin yüzüne bakıp bir şeylerin yolunda olmadığını anlıyoruz ama sormuyoruz.

Belki rahatsız etmek istemiyoruz.

Belki ne diyeceğimizi bilmiyoruz.

Belki de biraz kendi derdimizle uğraşıyoruz.

Sonuçta hayat böyle bir şey. Hepimizin yetişmesi gereken işler, düşünmesi gereken meseleler, kendi içinde taşıdığı sıkıntılar var.

Ama insan bazen bütün bunların arasında çok basit bir şeyi unutuyor:

Yanımızdaki insanın da bir derdi olabilir.

Şiirde geçen “Bana ne” sözü bu yüzden önemli benim için.

Çünkü bu sözü hepimiz hayatımızın bir yerinde söylemişizdir. Bazen gerçekten umursamadığımız için, bazen de ne yapacağımızı bilemediğimiz için.

Ben de söyledim.

Birinin derdini görüp sustuğum zamanlar oldu. Aramak isteyip aramadığım insanlar oldu. “Sonra konuşuruz” deyip o sonranın gelmediği zamanlar oldu.

İnsan bunları sonradan düşünüyor.

Asıl mesele de galiba burada başlıyor.

Çünkü bazı şeylerin değerini, onları kaybetmeden önce anlamıyoruz.

Bir telefonun çalmasını normal karşılıyoruz. Birinin sofrada bizimle oturmasını normal karşılıyoruz. Bir dostun “Nasılsın?” demesini, annenin aramasını, babanın evin içinde dolaşmasını...

Hepsi hayatın sıradan parçaları gibi geliyor.

Ta ki biri eksilene kadar.

O zaman sıradan dediğimiz şeylerin aslında hayatımızın en kıymetli tarafları olduğunu anlıyoruz.

“Boş Sandalye”yi yazarken biraz da bunu anlatmak istedim.

Her insanın derdini çözemeyiz. Her kapıyı açamayız. Her acının yanında duramayız.

Ama bazen bir telefon açabiliriz.

“İyi misin?” diyebiliriz.

Cevap vermese bile bir kez daha arayabiliriz.

Bazen de hiçbir şey söylemeden yanına gidebiliriz.

Çay koyup oturabiliriz.

Çünkü bazı insanların o anda ihtiyacı olan şey gerçekten bir cevap değildir. Yanında birinin olduğunu bilmektir.

Ben bunu hayatın içinde çok gördüm.

İnsan bazı geceler konuşmak istemiyor. Anlatmak istemiyor. Sadece yanında birinin oturmasını istiyor.

Belki çay içiliyor.

Belki televizyon açık.

Belki hiç konuşulmuyor.

Ama o sessizlik bile yetiyor.

Şiirin sonunda söylediğim “kendi ışığını biraz olsun açık bırakmak” düşüncesi de buradan geliyor.

Büyük şeylerden bahsetmiyorum.

Bir insanın hayatını değiştirmekten söz etmiyorum.

Sadece, ihtiyaç duyduğunda sana ulaşabileceği bir kapının var olduğunu hissettirmekten söz ediyorum.

Bazen bir ışık yeter.

Bazen bir telefon.

Bazen bir sandalye.

Ve bazen de hiçbir şey söylemeden yanında oturan biri.

Hayat bize bunu biraz geç öğretiyor.

İnsan, başkasının kapısında beklemeyi öğrenmeden kendi kapısının önünde ne kadar yalnız kaldığını fark etmiyor.

Belki de bu yüzden “Bana ne” demeden önce biraz durmak gerekiyor.

Çünkü bugün başkasının kapısında duran o sessizlik, yarın bizim kapımızın önüne gelebilir.

O zaman insan dönüp geçmişe bakıyor.

Keşke arayıp sorsaydım.

Keşke gitseydim.

Keşke iki dakika daha otursaydım.

Keşke o kapıyı bir kez çalsaydım.

Ben “Boş Sandalye”yi biraz bu keşkelere karşı yazdım.

Kimseyi suçlamak için değil.

Kendimi de dışarıda tutmadan.

Çünkü hepimiz bazen geç kalıyoruz.

Hepimiz bazen görmemiz gerekeni görmüyoruz.

Ama belki hâlâ zaman varken bir şey yapabiliriz.

Bir dostu arayabiliriz.

Bir annenin sesini duyabiliriz.

Birinin kapısını çalabiliriz.

Yanına oturup çay içebiliriz.

Bazen insanın yapabileceği en büyük iyilik, hiçbir şey yapmadan sadece orada olmaktır.

Benim için “Boş Sandalye” biraz bunun şiiri.

İnsanların hayatına yetişemediğimiz zamanların, söyleyemediğimiz sözlerin ve sonradan fark ettiğimiz boşlukların şiiri.

Ve belki en çok da şunu söylüyor:

Birinin hayatında yerimiz varsa, o yeri boş bırakmadan önce bir kez daha düşünelim.

Çünkü bazı sandalyeler boş kaldığında, insan ne kadar istese de eski yerine dönemiyor.

Hikmet Metin Çavdar
Kayıt Tarihi : 3.10.2026 13:24:00
Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Şiiri Değerlendir
Yorumunuz 5 dakika içinde sitede görüntülenecektir.

Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!