Planlı projelik yokluk hiçlik darlık geçimsizlik hüsran hüzün mutsuzlukların tasarımcıları sebebiyle bilhassa ve vaktinden evvel özellikle kararan günü fanide akşam ederek ...
Madem vardır ve uğru sonu sıvışıp avutup aldatılmayacak kaçınılmaz olgudur, inip gireceğiz o torbaya ve o çukura birgün , kuruyup yalan essah bir dünyayı yazdan güzden daldan dikenden tarladan dağdan sudan özden asıldan mahsustan mesela, hasat nasıl mevsim yağmur muymuş ev bark nere ahali kim, kim kayıp kim yitik demeden; devir geçmiş saz ve söz susmuş ömür bitmişlerle, varmış yokmuşuna bile bakmaksızın yahut elbise nasıl giyinik mi soyunuk mu çal çabut çarık, sürpriz bile olmayacak solup sararmışlar yükü göçüne, kimse, bir garipçe ve hiç kimseye ..!
İki tek bir çift, oynata kıvırttıra leylağa zambağa iklime ormana dağa hayatı dar eden dünya bir hariçten ismini yazmış cismini karalamış yabancı bir kurranın sansına tüküreyimlisi, kovuğuna dibine bitmiş bozulmuş bir köhneyi çekilip bükülüp çarşılanarak; eksenini kaybetmiş ve yerine oturmayan şeylerle icadına icap bahaneden türden şekilden, hep yeni dünya düzeneği kurma haddi iddasında sorgusuz teklifsiz ihalelerin küresel yağmalarıyla kapış kapış derin uzun çarpık boyutlu evrensel bir boğulmuşluğu tutam pörçük parçalanmış bölünmüş gerek dünya gerek insansa şimdi şu halde şu vakit..
Aşkta yarın yoktur sevgili. Zaman ileri doğru değil, içeri, yüreklere, derinlere doğru işlemeye başlar, bilgeleşir. Hiç bilmediği sezgileriyle buluşur. Yükü çok ağırdır, kendiyle buluşmuştur. Hem dışındadır dünyanın, hem de ortasında.
Hindistan'da Ganj Nehri'nin kıyısında yakılan yoksul adamın hissettikleri de onunladır, yitirdikleri de... Newyork'ta, bir sokakta, o kartondan kulübesinde yaşayan kadının çıplak yalnızlığı da. Her şey onunladır, ona emanettir sanki, ama o, çıldırtıcı bir yalnızlık içindedir yine de...
Aşkın kültürlü olmakla, bilgili olmakla da ilgisi yoktur sevgili, kanımıza karışan ilkel acı, o yaban ağrıyla hiçbir kitabın yazmadığı hakikatlere daha yakınızdır, inan...
Kim demişti hatırlamıyorum, aşk varlığın değil, yokluğun acısıdır diye. Belki de bu yüzden ilk gençliğimde, o yoğun aşık olduğum yıllarda, gözüme uyku girmez, dudağımda bir ıslıkla bütün gece şehri, o karanlık, o hüzünlü sokakları dolaşır, insanları uykularından uyandırmak isterdim. Uyanıp, içimde derin bir sızıyla uyanan o derin sancının acısına ortak olsunlar diye...
Aşk çok eski bir şeydir sevgili. Onun içinden o çileli çocukluğumuz geçer. Sevdiğimiz insanların çocuklukları da... Oradan üvey anneler, eksik babalar, parasız yatılılar geçer. Ve sonra aşk bütün bunları alır, daha da eskilere gider, hep o ilkel acıya, o yaban ağrıya...




Bu şiir ile ilgili 0 tane yorum bulunmakta