Binlerce binlerce çocuk
koşarak dokumuş benim kumaşımı
hançeremdeki bu şehrin
o geçimsiz mushafı
vardım dayandığım parmaklığına o büyük hesapların
Hazırım ey kalaycı çırakları ve güyümcüler
ey rakı sürülmüş yaralarım gövdeleşin
Kalplerinde aşk işaretiyle doğar kimileri... Yeryüzüne gönül indiremez onlar... Hayatı ve insanları anlarlar,hayata ve insanlara merhamet duyarlar,ama hayatın ve onun içindeki insanların yaşadıkları gibi yaşamazlar.
Aşk işareti ile doğanlar yaşarken dünyaya talip olmazlar...Bilirler ki ne isteseler,neyi ansalar,ne kazansalar aşkın dışında hiçbir şey avutmaz onları,teselli etmez...Gönüllü sürgündür onlar...Gizliden gizliye hissederler bunu...Sonsuz bir ışıktan kopup gelmişlerdir geldikleri yere...Kopup geldikleri ışığa inançları ne kadar büyükse,içlerinde ki acı da o kadar derindir...Bu acı hatırlatır onlara kopup geldikleri yeri...Bu acı hatırlatır onlara kim olduklarını ve niye varolduklarını...
Kalplerinde aşk işaretiyle doğsa da bazı günler yorulur insan karşılıksız sevgilerinden...Yorulur kendisini anlatamamaktan...Sevgilim der,sevgilim der,ama,sevgilim dediği yanında değildir,bilir...Bazı günler insan soluksuz kalır,içindeki sevgili olmasa bile karşısındakine deliler gibi sarılır...O olmadığını bile bile sonsuz bir umutsuzlukla sarılır...İnsan soluksuz kalmaya görsün,sevgili diye bütün yanlışlarına,bütün kaçışlarına,kendine yaptığı ihanetlere sarılır...İnsan bir kere içindeki aşktan umudunu kesmeye görsün,her şey olmak,her yere yetişmek için bu hayat düşer...Her şey olduğunu,her yere yetiştiğini sandığı anda,ortada kendisi yoktur artık...Kaybolmuşluğa çok yakındır...Kopup geldiği ışığa inancı azalmıştır...Daha az acı çekiyordur artık...Ama daha mutsuzdur eskisinden....Daha mutsuzdur,o ışığı acı çekerek özlediği günlerden...
Soluksuz kaldığım kendime bile sakladığım günlerden bir gündü...Kaybolmuşluğa yakındım...İçimdeki acı hızla eksiliyordu...Işık soluyordu,soluyordu tıpkı sesim gibi...Soluyordu içimdeki aşk işareti gibi...Öylesine kaybolmuştum ki bulamıyordum artık içimde neyi yitirdiğimi,neyi kirlettiğimi...Öyle uzaklaşmıştım ki kendimden,kendimi bulmak için birine ihtiyacım vardı...
Onunla nerede ve nasıl tanıştığımız önemli değil....Gerçekten değil...Kaybolmuş insanlar birbirini çabuk buluyor....Umutsuzluk umutsuzluğu çağırıyor...
Konuşmaya susamıştık...Sanki ikimizde dilini,kültürünü bilmediğimiz uzak ülkelerden henüz dönmüş gibiydik bu ülkeye...Oysa böyle bir şey yoktu...Hep buradaydık...Hep o ışığımızdan kaybolduğumuz yerde...O ışığı orada bırakıp bu dünyaya,bu hayata gönül indirdiğimiz,her şey ve her yerde olduğumuzu sandığımız yerde...Hep o soluksuz kaldığımız yerde...Daha vakit var,o ışığa sonra dönerim, dediğimiz bu yerdeydik ikimizde...
Devamını Oku
Aşk işareti ile doğanlar yaşarken dünyaya talip olmazlar...Bilirler ki ne isteseler,neyi ansalar,ne kazansalar aşkın dışında hiçbir şey avutmaz onları,teselli etmez...Gönüllü sürgündür onlar...Gizliden gizliye hissederler bunu...Sonsuz bir ışıktan kopup gelmişlerdir geldikleri yere...Kopup geldikleri ışığa inançları ne kadar büyükse,içlerinde ki acı da o kadar derindir...Bu acı hatırlatır onlara kopup geldikleri yeri...Bu acı hatırlatır onlara kim olduklarını ve niye varolduklarını...
Kalplerinde aşk işaretiyle doğsa da bazı günler yorulur insan karşılıksız sevgilerinden...Yorulur kendisini anlatamamaktan...Sevgilim der,sevgilim der,ama,sevgilim dediği yanında değildir,bilir...Bazı günler insan soluksuz kalır,içindeki sevgili olmasa bile karşısındakine deliler gibi sarılır...O olmadığını bile bile sonsuz bir umutsuzlukla sarılır...İnsan soluksuz kalmaya görsün,sevgili diye bütün yanlışlarına,bütün kaçışlarına,kendine yaptığı ihanetlere sarılır...İnsan bir kere içindeki aşktan umudunu kesmeye görsün,her şey olmak,her yere yetişmek için bu hayat düşer...Her şey olduğunu,her yere yetiştiğini sandığı anda,ortada kendisi yoktur artık...Kaybolmuşluğa çok yakındır...Kopup geldiği ışığa inancı azalmıştır...Daha az acı çekiyordur artık...Ama daha mutsuzdur eskisinden....Daha mutsuzdur,o ışığı acı çekerek özlediği günlerden...
Soluksuz kaldığım kendime bile sakladığım günlerden bir gündü...Kaybolmuşluğa yakındım...İçimdeki acı hızla eksiliyordu...Işık soluyordu,soluyordu tıpkı sesim gibi...Soluyordu içimdeki aşk işareti gibi...Öylesine kaybolmuştum ki bulamıyordum artık içimde neyi yitirdiğimi,neyi kirlettiğimi...Öyle uzaklaşmıştım ki kendimden,kendimi bulmak için birine ihtiyacım vardı...
Onunla nerede ve nasıl tanıştığımız önemli değil....Gerçekten değil...Kaybolmuş insanlar birbirini çabuk buluyor....Umutsuzluk umutsuzluğu çağırıyor...
Konuşmaya susamıştık...Sanki ikimizde dilini,kültürünü bilmediğimiz uzak ülkelerden henüz dönmüş gibiydik bu ülkeye...Oysa böyle bir şey yoktu...Hep buradaydık...Hep o ışığımızdan kaybolduğumuz yerde...O ışığı orada bırakıp bu dünyaya,bu hayata gönül indirdiğimiz,her şey ve her yerde olduğumuzu sandığımız yerde...Hep o soluksuz kaldığımız yerde...Daha vakit var,o ışığa sonra dönerim, dediğimiz bu yerdeydik ikimizde...




İsmet Özel...uzun soluklu bir fikir adamıdır...kısa nefesli adımlarla onu tahlil etmeniz mümkün değildir...şiir dili bir tez konusudur...o tezi yazmadan konuşma cesaretini duyanlar gerçekten acemi cesaretine sahip olanlardır..o da bir şeydir...ama yorumculukla uzaktan yakından ilgisi yoktur...şairlikle olan ilgisi ise malumunuz üzre...yine de herkesi şiire ve şiirin uçsuz bucaksız deryasına çağırmaya devam edeceğiz...sevgilerimle...AnarZalem
Haklısın ağbi
Biz hep burda olalım.Şiir nerde biz orda.
Naci ağbim geçmiş olsun.
Ah be Naci ağbi!
Biz senin şiirlerinden niye mahrumuz.
Biliyorum bu şiirini.
Toplum içerisinde bir birey olarak kendini toplumdan gören ve bu daireden çıkmayan bu daire içerisinde duruş gösteren bir şiir dili bu dil.
İkinci yenicilerden sonra, aynı onlar gibi belirli bir çatı altında toplanmayıp, dağınık ve ayrı ayrı yerlerde yazıp çizen, söylemleri ortak olmasa da üslupları benzer, toplumcu şairler kuşağı var. İsmet Özel çoğu şiir eleştirmenleri tarafından Ataol Behramoğlu, Süreyya Berfe, Özkan Mert, Refik Durbaş ve Nihat Behram gibi isimlerle bu kuşaktan sayılır.
Kirli sakalları ve parkaları ile dolaşan devrimci bir kuşak geldi geçti bu ülkeden. Her gece ülke kurup ülke yıkan. Onlar da herkes gibi vatanlarını severdi. Şimdilerde eski tüfek solcuları görünce kırçıl sakallı ve hala devre adapte olamamış kıyafetleri ile hepten bir armonika sesi gibi geliyor bana. Nostalji oldu demem.
Geniş bir yelpazede ufuk turu atmış felsefi birikimlerini şiire yansıtan bir şairdir İsmet Özel.
VAKİT ve NİYET’İ de unutmayalım sayın ağbiler.
Değerli şaire ve okurlara saygılar.
Not:Unutmadan söyleyeyim.Sinyali ağbinin ilk yorumunun devamını hacı yolu bekler gibi bekliyorum.
sevgili hemkelhemfodul..
necasetten taharet iyidir elbet..ancak keşke biraz da setr ül avret yapsaymışsınız şiirinizde..
:)
ama boşverin her şeyden önemlisi istikbali kıbledir..
herkesin kıblesi kendisine ve iyi vakitte, iyi niyetlere olsun diyorum..
KEDİ
Her gece olduğu gibi yanıma yatmış kedi.
Yalnızmış gibi elime sarılmış eli.
Üşüyordu, dikildi tüyleri.
Saçlarımı yorgan yapıp üzerine aldı.
Sabah uyandığımda,
Elimde kalpten pati izleri.
Hilal Eken
Necasetten Taharet
şiirleriniz bayrağıydı sesimizin
öfke ve ümidin renklerinde
arka cebinizde taharet beziymiş meğer
uzun yol hükmünüz çok hızlı düştü senyör
mataranızda tuzlu su koktuysa da anında
(çökün bir kuytuya sivuple)
yeter de artar kalanı kıçınızı yıkamaya
Ablaların en iyisi ve en açık sözlüsü sevgili Menevşe ablacığım beni anladığınız için çok teşekkür ediyorum.dediğiniz üzere hareket edeceğim.
Ben Allahın adaletine sığınıyorum.
Şiirimi pasiflediler ben de diğer şiirlerimi pasifledim gerekirse silerim hiç mühim değil.
Ben diyeceklerimi daha evvelden de yazdım.Şiir severlerden özür dilerim.Saygılarımla....
.....
benim küçük bir kedim vardı
ahmak bir ayak ezdi
benim en güzel çocukluluğumu
ahmak bir ayak ezdi
....
Asaf Halet çelebi
Geçmiş olsun
Naci bey,
Geçmiş olsun.
Bu şiir ile ilgili 70 tane yorum bulunmakta