Çiçekli Şiirler Yazmak İstiyorum Bayım!

Didem Madak
8 Nisan 1970 - 24 Temmuz 2011
26

ŞİİR


75

TAKİPÇİ

Çiçekli Şiirler Yazmak İstiyorum Bayım!

'Zenciler prensesi olacağım.
Hayat işte asıl o zaman başlayacak.'
Pippi Uzunçorap

Çiçekli şiirler yazmama kızıyorsunuz bayım
Bilmiyorsunuz. Darmadağın gövdemi
Çiçekli perdelerin arkasında saklıyorum.
Karanlıkta oturuyorum. Işıkları yakmıyorum.
Çalar saat zembereği boşalana kadar çalıyor
Acı veren bir sevişmeyi hatırlıyorum.
Bir bıçağın gereksiz yere parlaması bu.
Yıllardır kendini bulutlarda saklayan illegal bir yağmurum.
Bir yağsam pahalıya malolacağım.
Ben bir bodrum kat kızıyım bayım
Yalnızlıktan başka imparator tanımaz bodrumum
Bir süredir plastik vazolar gibi hiç kırılmıyorum
Fakat korkuyorum. Birazdan da
Kırküç numara ayakkabılarınızla
Bahçede oynayan çocukların üstüne basacaksınız
Bu iyi olmaz bayım!

'Gün akşam oldu' diyorum
Ekmek kırıntıları atıyorum kuşlara
Cam kırıkları yiyorlar
Rüyamda; bir kase dolusu suyun içinde
Rengarenk yap-boz parçacıkları
Anlatmak istiyorum, dinlemiyorsunuz.
Hayır,sanırım sabahı bekleyemem
Bilmiyorum.
İnsanlar rüyalarım acilen anlatmalı.

Ondört yaşındaydı ruhum bayım
Bir mermer masanın soğukluğunda yaşlandı.
Protez bacaklar taktılar ruhuma ince ve beyaz
Gıcırdaya gıcırdaya dolaştım şehri
Protez bacaklarıma bile ıslık çaldılar
O ara içimde çiçeklerden oluşmuş
bir silahsız kuvvet ablukaya alındı
Sinemalarda da 'organzm gıcırtıları' oynuyordu.
Kaçmaya çalıştım. Olmadı.
Bu nedenle, çiçekli şiiler yazmayı
Ruhum açısından faydalı buluyorum bayım.
Neyse işte
Ben her filmi hatırlarım
Sinemaların hiç bitmeyen gecesine sığındığım çok oldu.
'Sofı'nin tercihini' seyrederken çok ağlamıştım.
Öpüşen Guramilerle ilgili bir film yapsalar
Onu da mutlaka hatırlardım.
İnsan içinde çevrilen bir çıkrığın sesini unutur mu?
Hem sonra ben hatırlamaya alışkınım
Bir 'eşya toplayıcısıyım' bayım.

Büyük gemiler de yok artık bayım
Büyük yelkenler de
Büyük kağıtlar yakmak istiyor şimdi canım.
İşte az önce bir karabatak daldı suya
Bir süredir de kayıp
Dünyayı yutmuş olarak çıksa da ortaya
Ölüm çok iri bir sözcük değil bayım.
Kasımpatları kadar acı kokuyorum biliyorum.
Ama siz sobada sucuklu yumurta pişirip yiyen
Yoksul bir aşkın güzelliğini bilir misiniz?
Bir gül, bir güle derdi ki görse
Yalan söylüyorum
Güller bu sıra hiç konuşmuyor bayım.

Didem Madak
Şiiri Değerlendir
  • Gül İz Sokak
    Gül İz Sokak


    Ben bir bodrum kat kızıyım bayım
    Yalnızlıktan başka imparator tanımaz bodrumum
    Bir süredir plastik vazolar gibi hiç kırılmıyorum

  • Melek Türksoy
    Melek Türksoy

    Güller bu sıra hiç konuşmuyor bayım.

  • kanra545
    kanra545

    Naci abi haklısın ancak biraz sabır abim benim,sabah ola hayrola.İlgililer bilgililer herhalde mantıklı bir açıklamasını yaparlar sanıyorum.Yapamazlarsa istifayı basarlar abi. :)

  • kanra545
    kanra545

    Naci abim bu devirde anlam manlam aramıyacaksın. Özgürlük var abi.İsteyen elinden geliyorsa istediği gibi yapar.Yaşasın özgürlük. :))
    Yalınız bizim tek isimle yaşamamıza izin yok abim.Bugün kaç isim sahibi oldum ben sayamadım vesselam.

  • kanra545
    kanra545

    Mehmet Kartal 4: siz islam tarihini okumadıysanız veya okudunuzda inanmadıysanız benim yapacak bir şeyim yok.
    Hakkımızda hayırlısı ne ise Allah onu kalbimize indirsin diye dua etmekten başka elimden bir şey gelmez vesselam.

  • Yüksel Nimet Apel
    Yüksel Nimet Apel

    Fazla söze hacet yok; söylemek istediklerimi ne güzel müteleaa etmişsiniz.
    İşte böyle çok daha aydınlatıcı ve tanıtıcı herkese hayırlı bir gece diliyorum.

  • kanra545
    kanra545

    H.Yavuz üstadın yazısını anlamak niyetiyle okuyunuz lütfen..
    Ben beğendim belki sizde beğenirsiniz vesselam..

  • kanra545
    kanra545

    O kadar da abartma Naci abi.Sana yakışmıyor farkında mısın?

  • kanra545
    kanra545

    Haklısın Naci abi ancak alacağın yok :))
    Hak ile batılın savaşı insanlık tarihi kadar eski.Kaba kuvvet ve silahla savaştan daha önemlisi günümüzde kalemle olan savaştır vesselam...

  • kanra545
    kanra545

    Edeb'e, eleştiriye ve yeni putlara dair
    Martin Heidegger'in sık sık andığı (özellikle, Kastner ile olan yazışmalarında) bir söz vardır.


    Paul Valéry'nin bir sözüdür bu: 'Düşüncenin üstesinden gelemeyen, düşünenin üstesinden gelmeye çalışır.' Haydi, Fransızcasını da yazayım: 'Qui ne peut attaquer le raisonnement, attaque le raisonneur.' Valéry'nin kullandığı 'attaquer' fiilini, ben 'üstesinden gelmek' diye çevirdim;- şüphesiz, doğrusu, 'saldırmak' ya da 'hücum etmek' olmalıydı. Ama 'üstesinden gelmek'i yeğlememin bir nedeni var: Düşünceye karşı çıkmanın amacı, onu yanlışlamak, çürütmek, tutarsızlığını, geçersizliğini göstermektir. Karşı çıkan kişinin entelektüel donanımı ve düzeyi, düşünceyi yanlışlayacak, çürütecek ya da geçersiz kılacak, kısaca onun zihnen üstesinden gelebilecek çapta değilse, işte o zaman, düşünceye değil, o düşüncelerin sahibine, düşünen'e yöneltir saldırısını; onu yerle bir etmeye, onun üstesinden gelmeye kalkışır...

    Şimdi burada önemle vurgulamak istediğim bir şey var: Ben, tartışmanın, tıpkı mektup, anı, gezi vb. gibi bir edebi tür olduğunu düşünüyorum. Onun için, tıpkı öteki edebi türlerden söz edilirken söylendiği gibi ('Gezi Edebiyatı', 'Mektup Edebiyatı vb.) 'Tartışma Edebiyatı' diye bir edebî türün var olduğu kanısındayım. Hiç şüphesiz, bu türün de kendine göre kuralları ve incelikleri olmak gerekir: Bu kuralların başında da elbette, Valéry'nin sözünden yola çıkarak söylersek, tartışmanın 'düşünce' düzeyinde yapılması gelir;- 'düşünen'in kişiliği üzerinden değil! Eskilerin 'şahsiyat' yapmak dedikleri düzeysizlikten kesinlikle kaçınmak! 'Şahsiyat yapmak', Valéry'nin dediği gibi, 'düşünce'ye değil, 'düşünen'e saldırmak...

    Bakın, ben oldukça hırçın biriyimdir. Zaman zaman, tartışmayı aşırıya götürdüğüm de söylenmiştir. Bir anlamda doğrudur da! Hatta, 'edebsizlere edebsizlikle mukabele etmek, edebdir' diye düşündüğüm de olmuştur elbet. Ama 'şahsiyat' yapmadım; aşırılığı hiçbir zaman müptezelliğe, terbiyesizliğe, edebsizliğe, mahalle kabadayısının sövgü düzeyine taşımadım. Benim tercihim, kendimce zarif bulduğum incelikli iğneleme tarzıdır. Yahya Kemal'e atfedilen o malum anekdotta olduğu gibi: Hani, üstâdın, Hüseyin Siret'in

    'Rehgüzârımda bir garip horoz

    Eyliyordu benimle istihzâ...'

    dizelerini duyunca,

    'Horozun hakkı var!'

    dediği rivâyet olunur ya, işte o türden bir iğneleme! Bu, gerçekten benzersiz bir mizah gücünün belirtisidir. İş, mizahın, esprinin, karikatürleştirmenin alanına girdiğinde, zekice ve zarafetle yapılan espriler, ne kadar örseleyici olsa da, 'şahsiyat yapmak' sayılmaz. Öyle olsaydı eğer, eleştirilerini hiciv ya da ironiyle yapan mizahçıların tümünü, 'şahsiyat yapmak', ya da 'düşünceye değil, düşünene saldırmak'la itham etmemiz gerekecekti...

    Ama maalesef öyle olmuyor: Tam bir Cahiliye devri yaşıyoruz ve yeni putlar icad ediyoruz. Dokunulmazlar! Ve bu 'dokunulmazlar'ı, Müslüman ahlakıyla bağdaşması asla sözkonusu olmayan kaba, galiz, hatta müstekreh bir söylemle himâyeleri altına alanlar! İptidaîlik ve cehaletle lekelenmiştir bunlar;- temizlemek, nafiledir! Özdemir Asaf'ın bir şiirinde söylediği gibi: 'Bir leke sil de gör/ Leke kalır, sen çıkarsın...'

    Çıkıyorlar da!


    h.yavuz@zaman.com.tr

    25 Ocak 2012, Çarşamba


    Tamda tartışmamıza uygun bir yazı.Tevafuk diye buna denir vesselam.

TÜM YORUMLAR (91)