İstanbul bana, ben sana uzak
Yakıp yıksam anılar mahşerini
Ateşin bile açmaz bana kucak
Koşup geçsem gurur köprüsünü
Yaslanır sırtıma yaşlı bir bıçak
İstanbul bana, ben sana uzak
Kayalar var önümde
Aşamayacağım kadar büyük kayalar
Her zamankinden de daha soğuk buralar
Oysa sıcak bir tebessüm damlıyordu dilimde
Güneş bana gülümsüyordu şu sıralar
Kaptana haber et Tomris geç gelecem
Güneş tepedeyken bir ben mi üşüyecem
Dikecem merdiveni şu bulutların yamacına
Uzatacam perçemlerimi hadi ısıt diyecem
Kaptana haber et Tomris geç gelecem
Kıyametler ortasında gözüm sığındı gönlüne,
Turkuaz sabahlarında güneşin oldu mabedim.
Belki de bir füsun olmuşumdur nezdinde,
Belki de gamzelerinde son bulacaktır matemim.
Rıhtıma güller devrildi, renk getirdi şavkıma,
Ben kötülüğün efendisiyim
Bir gülü dalından koparıp da soldurmam
Sessiz bir lahzaya bakar
Ben vefasızlığın ta kendisiyim
Canmâna olan ne var ise
Söküp atmam,bir lahzaya bakar
Ey derûnum anlamadın mı güneşin küstüğünü
Payına sadece ıssız gecelerin düştüğünü
Gece kahrın ızdırabıyla bin ah çekip
Gündüz tenha sırların diyarına göçtüğünü
Anlamadın mı ey kalbim, sayfalarca heder olduğunu
Ben anlayamadım bu sedâlara niye sessiz olduğunu
Aydınlanamadım güneşimin bana küstüğüne.
Yörüngemde bahtımı güldürecek kuşlar öldü.
Adanmışlar mezarlığına gömdüm talihimi,
Toprak, talihimden daha beyaz göründü.
Feraset sarayıma akbabalar üşüşür,
Tazeydi gülşenimize ektiğim güller
Lakin soluyordular birer birer
Önce rüyaydı sizi yaşamak
Sonra kabusa döndü,döndük
Uyandık her taraf kan ter
Bir hengameyle yıkılmıştı bütün neferler
Ab-ı hayat bulayım sana narinim
Seni ipekten kumaşlara sarayım
Beni böyle yakıp gitme narinim
İstersen ömrümü ömrüne katayım
Hicranınla döner sonbaharım kışa
Nidâlarım yoktur avâzım çıkmaz benim
Artık eşkıyalar da sevdalı değil yalnızlığına
Ben hâlâ o asılsız inkisar bedevisiyim
Gönlümdeki mecnunların ıssız gecesiyim
Poyrazlar savursada kıyılardan karanlığıma
Ben hâlâ o saadet gemisinin bekçisiyim




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!