Ben Bende Değil

Şiir Yarışması
Mevlana Celaleddin Rumi
87

ŞİİR


781

TAKİPÇİ

Ben Bende Değil

Ben bende değil, sende de hem sen, hem ben,
Ben hem benimim, hem de senin, sen de benim,
Bir öyle garip hale bugün geldim ki
Sen ben misin, bilmiyorum, ben mi senim.

(Farsça, Hüseyin Rıfat)

Mevlana Celaleddin Rumi
Kayıt Tarihi : 9.2.2003 00:33:00
Şiiri Değerlendir
Yorumunuz 5 dakika içinde sitede görüntülenecektir.
  • mehmet caymaz
    mehmet caymaz

    LXXVI MEVLANA
    A Müslümanlar, gene halk zincirlerini kırdı, gene insanlar zincirden boşandı;
    gene aşk âleme bir gürültüdür, saldı a Müslümanlar.
    Dostların dostluğu bizim canlarımıza düşman; fitnenin anası gebe kaldı a
    Müslümanlar.
    Ciğerler yakan, Zühre’yi bile yakıp yandıran bir ay yüzlü, dünyaya âfet kesildi;
    yüzümüzden bir meşaledir yaktı, tutuşturdu a Müslümanlar.
    İzinin tozu kutlu akıl, onun huzurunda çileye girdi; çilede şarap gibi coşup
    köpürüyor a Müslümanlar.
    Aşk belirdi, akıl yenini, yakasını yırttı; âşıka yeni bir iş güç geldi çattı a
    Müslümanlar.
    Aşktan lâf etmede; Ay’a damga basmada, geçer akçe gibi kullanmada; yol
    başında kervanların yollarını kesmede a Müslümanlar.
    Gece, gündüz oldu bize; çünkü gönlümüzü aydınlatan o güzel, Âdem’in
    sınandığı buğday başağı kesildi a Müslümanlar.
    Bir inciydi, bilgisizliğinden padişahların tacına takılmıştı; şimdi öküzlerin
    kuyruğuna çan oldu a Müslümanlar.
    Ayrılıktan, zevâlden feryat ediyorduk; şimdiyse zevkten, vuslat yüzünden
    feryat etmedeyiz; bilin ki boğazımızda tıkanıp kalmış daha da pek çok şükürler
    var a Müslümanlar.

    Sîmorg-o kîmyâ vo makaam-ı Kalenderî
    Vesf-i Kalenderest-o Kalender ezo berî
    Zümrüdüanka da, kimya da, Kalenderlik kokusu da Kalender’in sıfatlarıdır
    ama Kalender bunlardan arıdır, ayrıdır.
    Kalenderim diyorsun ama gönül kabul etmiyor bu sözü; çünkü Kalender
    yaratılmamıştır.
    Kalenderlik tuzağı, Kalenderlik soluğu, neliksiz-niteliksiz âlemdedir…
    ululuktan, iş başarmadan uzaktır.
    Baştan başa varlıksın; kendin, kendinden ne arıyorsun sen? Testideki su gibi
    tümden toprakla dolusun sen.
    Âşıklık yolunu tut da kendinden kendine yolculuğa düş, a dostum, kısa kes şu
    hikâyeyi.
    Ne korku var, ne ümit, ne ibadet var, ne suç; ne kulluk var, ne Tanrılık; ne de
    Tanrı komşuluğu.
    Gücü yetmezlik, gücü yeterlik, Tanrılık, kulluk… dikkat edersen görürsün ki
    bu yol hepsinden de dışarıdır.
    Kalenderlik yolu, Tanrılıktan da dışarıdır… kulluğa da gelmez, peygamberliğe
    de sığmaz.
    Sakın, sakın da her âşık, boş yere lâf etmesin… çünkü bu yol, bu kılavuzluk
    kimseye ısmarlanmamıştır.
    “Sâkî, o üzüm şırasını, o şarabı sun”dan kalanlar.

    CCL MEVLANA
    Selâ ey sûfiyon k’imrûz bârî
    Semâ’ est o risal o ayş ârî
    Hadin a sûfîler, bugün semâ’ var, vuslat var; evet, işret var, zevk var bugün.
    [61]
    * A can Mûsa’sı, çıkar ayakkabılarını; çünkü can gül bahçesinde bir tek diken
    bile yok.
    Güvercinleri baştan başa doğan haline getirdiler; çünkü bu av ona avcı oldu
    artık.
    Başlar o kızıl şarapla mahmur oldu mu, sarhoşların başları dertten kurtulur
    gider.
    İç ki bir an sonra doğudan batıya dek aklı başında bir tek adam göremezsin.
    Burnunu bir uzat da bir başka koku duy; çünkü o burunda, o kokuya çeken bir
    yular var



    1200 MEVLANA
    Aşk,herhangi bir zaman,yerinden kalkıp iki ayağının altından toz kaldırmak değildir.Aşk,sema etmeğe başladığın zaman,can feda etmek
    ve iki cihandan geçmektir.

  • Cevap Yaz
  • Ümit Duysak
    Ümit Duysak

    Tasavvuf deryasına dalmış bir Hak âşığıdır. İlmi, teşbihleri, sözleri ve nasihatleri bu deryadan saçılan hikmet damlalarıdır. O, bir tarikat kurucusu değildir. Yeni usûller ve ibadet şekilleri ihdâs etmemiştir. Ney, dümbelek, tambur gibi çeşitli çalgı âletleri çalınarak yapılan törenler ve âyinler, Hazret-i Mevlana’nın vefatından 3-4 asır sonra meydana çıkmıştır. Halbuki o, ney ve dümbelek çalmadı. Dönmedi, raks etmedi. Bunları sonra gelenler uydurdu. 47 binden ziyade beytiyle dünyaya nûr saçan Mesnevî’sine, her ülkede, birçok dillerde şerhler yapılmıştır. En kıymetlisi Mevlana Câmi’nin kitabı olup, bunun da şerhleri vardır. Türkçe şerhlerinden, Ankara vâlisi Âbidin Paşanın şerhi çok kıymetlidir. Âbidin Paşa bu şerhinde, ney’in, insan-ı kâmil olduğunu ispat etmektedir.

    Mevlevîlik, cahillerin eline düştüğünden, bunlar ney’i çalgı sanarak, ney, dümbelek gibi şeyler çalmaya, dönmeye başlamışlar. İbadete, İslam dininin yasak ettiği çirkin şeyler karıştırmışlardır. Hazret-i Mevlana, bırakın ney çalmayı, oynayıp dönmeyi, yüksek sesle zikir bile yapmadı. Nitekim Mesnevî’sinde diyor ki:
    Pes zî cân kün, vasl-ı Canan-râ taleb
    Bî leb-ü gâm mîgû nâm-ı rab.

    Manası şudur:
    O halde, Canana kavuşmayı, cân-u gönülden iste
    Dudağını oynatmadan, Rabbinin ismini kalbinden söyle.

    Bugün, bu tasavvuf üstadının türbesine sonradan konan çalgı âletlerini görenler, işin gerçeğini bilmeyenler, bu mübarek zatın çalgı çaldığını, bu aletlerin onun olduğunu zannetmektedirler. O hakikat güneşini yakından tanıyanlar, bunlara elbette itibar etmez. Zaten bu büyükler, şüpheli şeylerden kaçtıkları gibi, mubahları bile sınırlı ve ölçülü kullanmışlardır.

  • Cevap Yaz
  • Mehmet Malak
    Mehmet Malak

    Bildiğim kadarıyla evlenmedi
    Şemse yazmış olabilir bunu
    Hmmm...?

  • Cevap Yaz
  • Necla Küçükhurman
    Necla Küçükhurman

    Bir tende iki can

  • Cevap Yaz
  • gülkan aydogan
    gülkan aydogan

    sevgiler gününüz kutlu olsun beni lutfen beyenin

  • Cevap Yaz

TÜM YORUMLAR (28)