Keşkeler hep geç kalmıştı ardımızda,
Açılmamış mektuplar gibi sararmış.
Okunmamış bir romanın son sayfasında,
Yetim satırların bir ömürlük hüznü kalmış.
Bir akşam çöker de içimize sessizlik,
Ey benim ömür törpüsü yalnızlığım!
Yine bağdaş kurmuş oturuyorsun,
Meftun yüreğimin tam ortasında.
Sıtmaya tutulan düşlerimdi;
Ne git derim artık,
Ne kal/sana...
Yusuf değilsen inme, kuyu derindir,
İbrahim değilsen girme, ateş çetindir.
Nemrut’un nârına odun taşır feryadın,
Hırs zinciriyle mahkûm ettiğin, o tenindir.
Bir yanda kirli menfaat, bir yanda riya hırkası,
Ne kelimelerdir yüküm
Ne gönlüme dar gelen bu beden;
Ruhumun saçaklarında
Üşüyor koca bir evren...
ŞAŞKIN
Zannetme ki kervan hep böyle yol alır.
Kanadın da kanda kurtulur,
Sanma sakın şaşkın.
Ateş olsan, cürmün kadar
Güneş doğdu,
Ay vedalaştı,
Yıldızlar çekildi evine.
Ben hâlâ aynı yerdeyim,
O derin sessizliğin kalbinde.
Zaman, hapis gümüş halkanın içinde.
Canevi'me çivi çaktı vaktin aynası,
Şafağa hasret kalmış gözlerim.
Külleniyor kelimeler yüreğimde.
Sahi, biliyor musun?
Hüznün, yağmur gibi yağıyordu gönlüme.
İçim ki, mahşere gebe bir kuyu;
Yarını arar olduk, bihaber.
Kaç gece yutkundum,
Karanlığı içerek.
Kim çiğnedi ömrümü,
Hangi vicdan, hangi el!
Kalbin en kuytusunda, mühürlü goncasın
Dile gelmez sırların menzili, Süveyda.
Sen ki her bakışın arkasındaki nidasın,
Ruhumun dilsiz kıyısı, Süveyda.
Dünya telaşı geçer, sesler çekilir bir gün,
Fincandaki telve koyu,
Kahvemiz sade…
Bir nefeslik ömürde,
Gönlümüz azade.
Şayet bir iki mısra yazsaydım




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!