ne zaman gül açsa, bülbül ötse
ne zaman göğün göğsünden barış güvercinleri uçsa
gözbebeğinden vurulurdu güneş
......
yaşasın
turuncu cepkeniyle geldi bahar
huzurda çalı bezelyesi gibi kırılgan yağmurlar
rüzgârlarsa ötelemiş kısır baykuşları
merhaba
kederli mevsimlerin deviminde
suskunluğa bürünen günlerin kör karanlığını
yabanıl sancılar sardı efkar bulaştı
ey peri!
aşk-ın okunu öyle bir vur ki sineme
cihân sallansın ahuzârımla
incecik bir şal gibi geziniyor rüzgârlar üstümde
masmavi beyaz köpüklü bir cennet gökyüzü
kupamda sıcacık kahvem yüzüme gülümserken
incecik dumanıyla
derinden derine
sabaha
elinde matrası
yürür piyade zaman
gecenin kirli saçlarına dolanır
sokağınsa kafası duman başı döner
rüyasız bir uykunun eğilip gözlerini
öper pencere
sustu vakitler
sustu şamdanlar
kırıldı gözlerinin berrak piyalesi
söndü nefesler söndü sesler söndü ışık
indi kepengi buzlu kirpiklerinin
yıkıldı duvarlar silindi efsane
kasırga çığlığı
keder yontan gece
kırk kartal uğrağı zihin
pençelerinde allı pullu düşünceler
zamansızdır
ömrün ruh çiçekleri
her sabah ışığın renklerini kutsar yaşam
damla damla hârelenir nazlı nazlı havalanır
sevginin kelebekleri
kendi içinde bir oda saklar evren
mor ve turkuaz ışıkla duvarları titreşen
ay gibi yansır ışığı yalnızca hissedilir
ritmik fısıltıları uçuşur rüzgârların
ipek kanatlarında




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!