Ay Şiiri - Haydar Ergülen

Haydar Ergülen
118

ŞİİR


90

TAKİPÇİ

Ay

Seni ayın altında unuttular, günlerin
Eksik bıraktığını ay tamamlıyor şimdi
Uzak sessizliğin ki anı kadar siyah
Sözleriyle hicran kuyusuna kapattı beni:
Ay nice batsa da meğer insanlar kadar
Karanlıkta bırakmazmış kimseyi! Sen bütün
Geceyi topladın üstüne ve bir bir söndü
Masumluğun küçük fenerleri, yıldızlar
Bir kez aydınlatır çünkü gövdeyi, bir kez
Gölge düşmesin anıya, birbirimizden önce
Onlar terkeder bizi: Yıldızlarla dolu
Olabilir mi seninle beraber bakmadığımız
Gökyüzü? Ah eski kamer, nerede o aşk
Gibi içime doğduğun geceler, yeni ay fena
Çıktı aramıza, çarpışarak karanlık sulara
Gömülen şu gövdelere bak, dil karanlık
Söylemese de sular da aydınlanır ve aysar
Ruhlarımız buluşurdu ya gövdenin sahilinde,
Gürültünün yolunda gittiğini fısıldar gibi
Şimdi ruhların eksikliğini de gövde tamamlar

Ayın altında daha karanlıktır bazı anılar...

Haydar Ergülen
Kayıt Tarihi : 12.12.2001 22:54:00
Şiiri Değerlendir
Yorumunuz 5 dakika içinde sitede görüntülenecektir.
  • hatice kılınnç
    hatice kılınnç

    çok güzel uzundu ama bunu deftere yazamam

  • Mehmet Çıngır
    Mehmet Çıngır

    Ölçü,uyak ve diğer ahenk unsurları şiirin belirleyici özelliği değildir;yani şiir ölçülü,uyaklı da olabilir sebest de...Burada önemli olan ahenk unsurları değil,şiirin etkileyiciliğidir.şiirde anlam bağırmamalı;fakat insan ruhunda derin etkiler ve izler bırakmalıdır.İnsanı farklı iklimlerde gezdirmeli,bunu yaparken anlatılanlar da nesirle ifade edilememelidir.Okuyucu bir dizeyi anlayabilmek ve çözümleyebilmek için dönüp okuyorsa,anlamak için beynini parçalıyorsa bu şiir olmaz.Evet,anlam bağırmamalı ama; anlaşılamayacak derecede kapalı ve kilitli de olmamalıdır.

  • Enes Çubukçu
    Enes Çubukçu

    Çok derin bir mana bulamadığım bana ilginç geldi doğrusu...

  • Salim Genç
    Salim Genç

    Boşluğun içinde bir merdiven var sanki gökyüzüne karanlık yolculuklar ve fısıltılar.... ay ,yıldıza baktığı zaman.

  • Nevin Subaşı
    Nevin Subaşı

    Ay

    Seni, ayın altında unuttular
    günlerin eksik bıraktığını ay tamamlıyor şimdi
    *
    Uzak sessizliğin ki anı kadar siyah sözleriyle
    hicran kuyusuna kapattı beni
    *
    Ay nice batsa da meğer
    insanlar kadar
    karanlıkta bırakmazmış kimseyi!
    *
    Sen, bütün geceyi topladın üstüne
    ve bir bir söndü, masumluğun küçük fenerleri
    *
    Yıldızlar bir kez aydınlatır çünkü gövdeyi
    bir kez gölge düşmesin anıya
    birbirimizden önce, onlar terkeder bizi
    *
    Yıldızlarla dolu olabilir mi
    seninle beraber bakmadığımız gökyüzü?
    *
    Ah! Eski kamer
    nerede o aşk gibi içime doğduğun geceler?
    *
    Yeni ay fena çıktı aramıza çarpışarak
    karanlık sulara gömülen şu gövdelere bak
    *
    Dil, karanlık söylemese de
    sular da aydınlanır
    Ve aysar ruhlarımız buluşurdu ya
    gövdenin sahilinde
    *
    Gürültünün yolunda gittiğini fısıldar gibi
    şimdi, ruhların eksikliğini de
    gövde tamamlar
    *
    Ayın altında, daha karanlıktır
    bazı anılar


    Haydar Ergülen




    İki tür parlaklık tanımı var:

    1 - Görülen parlaklık
    2 - Mutlak parlaklık*

    Görülen parlaklık:

    Dünya'dan cisimlerin görüldüğü parlaklıktır.
    Güneş -26.73 kadirden olup en parlak gök cismidir.

    Dolun Ay -12.6, en parlak olduğu dönemde
    Venüs -4.6, Vega 0, Pluton 13.65,

    Hubble'ın gördüğü en soluk cisimler 30,
    OWL projesi ile görlebilecek en soluk cisimler 38. kadirden.

    Mutlak parlaklık:*

    Standart (10 parsek) mesafeye göre hesaplanmış parlaklıktır.

    Yani gök cismi bizen 32.62 ışık yılı mesafede olduğunda görüneceği değerdir.

    Bu durumda -26.73 kadirinde olan Güneş 4.83 e Düşer.

    Samanyolu gökadası -20.5, Deneb -7.2, Rigel -7 kadirindedir.

    Sirius'un parlaklığı ise 1.4 tür.

    Sonuç olarak şunu söyleyebiliriz :

    Bize kabaca 10 parsek mesafede yıldızlar olan Procyon veya Sirius'dan bakıldığında Güneş oldukça anlamsız bir yıldız olarak görülür.

    Hele orada da Dünya'daki gibi ışık kirliliği olan yerler varsa, ancak dürbünle görülür.

    Üzülerek alıntı yaptığımı belirtmek isterim. Çünkü bu şiire dair oluşturduğum tek anahtar tanım için çok uygundu.

    Fakat bu tip bilimsel tespitleri yalnızca süzümleyerek açıklamak gibi bir kolaycılığı da
    bilginin kaynağına haksızlık olur endişesiyle
    kullanmıyorum.

    Çünkü, o zenginliğe, şiirin kendisi zaten ulaşabilmiş fikrindeyim.

    Her bölümü başka şiirler yazdıracak nitelikte olduğundan, bütünlük için soyut anlamları okura bırakıyor olması ayrıca güzel.

    Sanırım şair, bunun farkındadır ve doslarına kelime ikram etmeyi seviyor.

    Ben şu bölümü seçtim demeyi çok isterdim ama
    * kamer sözcüğü bana yetti.


    Sevgilerimle

  • Selçuk Bekâr
    Selçuk Bekâr

    Ne yazdığımı okudum. Genelde maksat hâsıl olmuş olsa da, şiir türlerinden en az birine haksızlık etmişim. Onun da bu metin içinde yerini bulabilmesini isterdim. Aşağıda saydığım gerek şartlardan hiçbirini içermediği halde her satırı/mısraı adeta bir sehl-i mümteni güzelliğindeki söz dizilerinden oluşan, bu yüzden de yakalanması çok zor bir serbest şiiri nasıl tanımlayacağım? Her satırında aşk gibi tanımlanamaz bir cevher içeren o cümle veya parçalarına neden mısra dediğimi nasıl izah edebilirim?
    Şu an bilemiyorum.
    Çok şükür, onları gördüğümüzde bu tür tartışmalar aklımıza nasılsa gelmiyor bile.
    Savunulmaya ihtiyacı olmayan öyle bir şiir de, varsın, benim tarafımdan tanımlanamamış olsun.

    Ne kaybeder ki?

  • Selçuk Bekâr
    Selçuk Bekâr

    Bu konu...
    Şiirdir, değildir konusu pek çok kişi gibi benim de kafamı uzun süredir meşgul ediyor.
    Kurtulma zamanıdır.
    Hadi kurtulalım:

    Şiirin yapıtaşları nelerdir? (Hayır, mısradan da önce)
    Harfler.
    Harf nedir?
    (Türkçe için söylersek) Heceleri oluşturan seslerin işaretleridirler. Ve sonra heceler kelimeleri, kelimeler cümleleri oluşturur. Yazıya dökülmüş şeyler; metinlerden bahsettiğimize göre, cümleler de (her zaman gerekmese de) paragrafları, onlar da yazıları oluştururlar.

    Şimdilik yolunda gidiyor. Gelelim metin türlerine: Üstünde durmamız gerekenler düzyazı ve şiir.

    Üstünde mürekkep lekeleri olan bir kâğıda daha ilk bakışınızda neyi görürseniz bu bir şiir, görmezseniz bu bir düzyazıdır dersiniz?

    Mısraları...

    O halde şiirin olmazsa olmazı mısradır. Bu aynı zamanda bir metne şiir denebilmesi için yeter şartın mısra olduğu anlamına gelir. Ama sorun böylece çözülüvermiş olmuyor. Neye mısra diyecek, neye demeyeceğiz? Öyle ya: mısralara niye mısra denir de cümle denmez?

    Evvela, mısralar alt alta yazılan tam (tamamlanmış) veya yarım cümlelerdir. Yani cümleler birbiri ardı sıra eklenerek yazılmışsa bunlara mısra denmez. Demek ki birbiri ardından aynı satırda devam etmeyip bir alt satıra geçerek süregiden cümleler dizisidir mısralar.

    Bir cümleyi mısra yapan, yani bitirildiğinde veya bitirilmeden bir alt satıra geçilmesini gerekli kılan şeyler nelerdir?

    1- Anlamsal bütünlük: Devam edildiğinde başka bir şey anlatılacaksa aynı satırda devam edilemez
    2- Biçimsel tamamlanmışlıklar: Ölçülü bir metinde ölçülerden bir biriminin tamamlanmış olması, Ölçülü veya ölçüsüz bir metinde kafiyeyi oluşturacak kelimelerden birinin yazılmış bulunması gibi...
    3- Aliterasyon ve asonans gibi ünsüz / ünlü ses uyumlarını oluşturacak bir dizinin tamamlanmış olması
    4- Ahengi sağlayacak ritmin (mesela bu düyek bir şiir olabilir... değil mi?) bir ölçüsünün sonuna gelinmiş olması

    Daha pek çok şey bulunabilir bunlar arasına eklemek için. Bu konuyu bu boyutta ilk defa düşünüyorum ve şimdilik aklıma gelenler bunlar. Bunlar gerek şartlardır. Bunlardan herhangi biri tek başına bir cümle veya cümle parçasını mısra yapmaya yetmez. Gerek şartların tabiatı asla bir adedinin sonuca ulaşmayı sağlamamasıdır. Öyle olsa idi yeter şart olurdu. O halde bu unsurlardan en az ikisinin yani en az iki gerek şartın her bir satırda bulunması da cümlenin mısra olabilmesinin şartlarındandır.

    Tanımlıyorum: Ölçü, uyak (kafiye) ve/veya ses uyumu türlerinden bir veya birkaçı birlikte kullanılarak mısra haline getirilmiş cümlelerin alt alta yazılması suretiyle elde edilen metinlere şiir denir.

    Bu şartları sağladığı halde okuyana 'bööğğğ' dedirten metne ne denir?
    Yine şiir, belki, belki berbat bir şiir...

    Mensur şiir falan mı?
    Onlar düzyazı türleri arasında sayılıyorlar.
    Şiir değillerdir.

  • Serkan Öztürk
    Serkan Öztürk

    ay şiire aydındır
    tebrikler
    saygılarımla

  • Selcen Koçel
    Selcen Koçel

    Hiiii! Haydar Ergülen! Ay da gazel, mısır da gazel, sürme de gazel!
    '..gibi çocuk, gibi büyük, gibi sımsıcak'

  • Hatice Kübra
    Hatice Kübra

    haydar ergülen kimsenin arkadaşı değil ya antolojiye uğramıyor ya şiiri beğenmedim diyebilenler çıkmış :) bu şiir antolojideki şair bozuntularından birinin olsaydı kimse beğenmedim,ışığını yakalayamadım, bir şey anlamadım diye not düşmezdi...bu sayfaya yorum yazanların nicesi şiirden başka her şeye benzeyen uyduruk şeylere methiyeler düzmüş insanlardır...milletin işi gücü riyakarlıkla şiirin hakkını yemek...

TÜM YORUMLAR (28)