Gece derindi, toprak soğuk;
Her bir adımda gökyüzü soldu.
Bana ait sandığım bütün yollar,
Başkalarının ayak izleriyle doldu.
Gökyüzünde tek bir yıldız yoktu;
Ne uzaklarda titreşen küçücük bir ışık,
Ne bulutların arasından sızan soluk bir parıltı…
Sanki gökyüzü bana gözlerini kapamıştı.
Yıldızların yol göstereceğini sanırdım;
Ama bu gece,
Gökyüzü bile susuyor,
Ruhum karanlıkta kayboluyor.
Buz gibi karanlıkta altın bir ışık
Kalbime dokunuyor.
Tanıdık bir göz
Beni izliyor.
Sen misin, Asteria?
Ben mi sana bir yüz giydirdim,
Yoksa sen mi maskeni indirdin?
Bana yol göstermeye mi geldin?
Bana merhamet etmeye mi geldin?
Öyleyse bir yıldız yak,
Asteria…
Tek bir yıldız.
Göğün en uzak yerinde,
Küçücük bir ışık yansın.
Ben karanlığa razıyım;
Yeter ki önümde bir parça gök kalsın.
Ve sen
Aydınlattın gecemi;
Ve ben
Seyrettim gölgemi.
Gölgenin ardına saklanan
Sureti izledim dehşetle.
Meğer gölge,
Işığın payıymış bende kalan.
Işık hapsoldu karanlığın içinde,
Karanlık yumuşadı ışığın rengiyle.
Ve böylece gece bölündü ikiye:
Bir yarım gök kaldı, bir yarım ben içimde
Kayıt Tarihi : 3.10.2026 23:17:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.
Kendime asla şair demiyorum, bunlar yalnızca içimdeki ağırlığı hafifletmek için yazılmış satırlar… Kim olduğumu ve ileride kime dönüşeceğimi sorguladığım bir varoluş krizinin ortasında, karanlıkta yol gösteren bir yıldız arayışıydı. Bu yüzden kehanetin ve yıldızların sembolü olan Asterya’ya küçük bir sesleniş olarak kaldı.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!