Rabbim, Rabbim, bu işin bildim neymiş Türkçesi;
Senin aşkın ateştir, ateşin gül bahçesi...
Kalplerinde aşk işaretiyle doğar kimileri... Yeryüzüne gönül indiremez onlar... Hayatı ve insanları anlarlar,hayata ve insanlara merhamet duyarlar,ama hayatın ve onun içindeki insanların yaşadıkları gibi yaşamazlar.
Aşk işareti ile doğanlar yaşarken dünyaya talip olmazlar...Bilirler ki ne isteseler,neyi ansalar,ne kazansalar aşkın dışında hiçbir şey avutmaz onları,teselli etmez...Gönüllü sürgündür onlar...Gizliden gizliye hissederler bunu...Sonsuz bir ışıktan kopup gelmişlerdir geldikleri yere...Kopup geldikleri ışığa inançları ne kadar büyükse,içlerinde ki acı da o kadar derindir...Bu acı hatırlatır onlara kopup geldikleri yeri...Bu acı hatırlatır onlara kim olduklarını ve niye varolduklarını...
Kalplerinde aşk işaretiyle doğsa da bazı günler yorulur insan karşılıksız sevgilerinden...Yorulur kendisini anlatamamaktan...Sevgilim der,sevgilim der,ama,sevgilim dediği yanında değildir,bilir...Bazı günler insan soluksuz kalır,içindeki sevgili olmasa bile karşısındakine deliler gibi sarılır...O olmadığını bile bile sonsuz bir umutsuzlukla sarılır...İnsan soluksuz kalmaya görsün,sevgili diye bütün yanlışlarına,bütün kaçışlarına,kendine yaptığı ihanetlere sarılır...İnsan bir kere içindeki aşktan umudunu kesmeye görsün,her şey olmak,her yere yetişmek için bu hayat düşer...Her şey olduğunu,her yere yetiştiğini sandığı anda,ortada kendisi yoktur artık...Kaybolmuşluğa çok yakındır...Kopup geldiği ışığa inancı azalmıştır...Daha az acı çekiyordur artık...Ama daha mutsuzdur eskisinden....Daha mutsuzdur,o ışığı acı çekerek özlediği günlerden...
Soluksuz kaldığım kendime bile sakladığım günlerden bir gündü...Kaybolmuşluğa yakındım...İçimdeki acı hızla eksiliyordu...Işık soluyordu,soluyordu tıpkı sesim gibi...Soluyordu içimdeki aşk işareti gibi...Öylesine kaybolmuştum ki bulamıyordum artık içimde neyi yitirdiğimi,neyi kirlettiğimi...Öyle uzaklaşmıştım ki kendimden,kendimi bulmak için birine ihtiyacım vardı...
Onunla nerede ve nasıl tanıştığımız önemli değil....Gerçekten değil...Kaybolmuş insanlar birbirini çabuk buluyor....Umutsuzluk umutsuzluğu çağırıyor...
Konuşmaya susamıştık...Sanki ikimizde dilini,kültürünü bilmediğimiz uzak ülkelerden henüz dönmüş gibiydik bu ülkeye...Oysa böyle bir şey yoktu...Hep buradaydık...Hep o ışığımızdan kaybolduğumuz yerde...O ışığı orada bırakıp bu dünyaya,bu hayata gönül indirdiğimiz,her şey ve her yerde olduğumuzu sandığımız yerde...Hep o soluksuz kaldığımız yerde...Daha vakit var,o ışığa sonra dönerim, dediğimiz bu yerdeydik ikimizde...
Devamını Oku
Aşk işareti ile doğanlar yaşarken dünyaya talip olmazlar...Bilirler ki ne isteseler,neyi ansalar,ne kazansalar aşkın dışında hiçbir şey avutmaz onları,teselli etmez...Gönüllü sürgündür onlar...Gizliden gizliye hissederler bunu...Sonsuz bir ışıktan kopup gelmişlerdir geldikleri yere...Kopup geldikleri ışığa inançları ne kadar büyükse,içlerinde ki acı da o kadar derindir...Bu acı hatırlatır onlara kopup geldikleri yeri...Bu acı hatırlatır onlara kim olduklarını ve niye varolduklarını...
Kalplerinde aşk işaretiyle doğsa da bazı günler yorulur insan karşılıksız sevgilerinden...Yorulur kendisini anlatamamaktan...Sevgilim der,sevgilim der,ama,sevgilim dediği yanında değildir,bilir...Bazı günler insan soluksuz kalır,içindeki sevgili olmasa bile karşısındakine deliler gibi sarılır...O olmadığını bile bile sonsuz bir umutsuzlukla sarılır...İnsan soluksuz kalmaya görsün,sevgili diye bütün yanlışlarına,bütün kaçışlarına,kendine yaptığı ihanetlere sarılır...İnsan bir kere içindeki aşktan umudunu kesmeye görsün,her şey olmak,her yere yetişmek için bu hayat düşer...Her şey olduğunu,her yere yetiştiğini sandığı anda,ortada kendisi yoktur artık...Kaybolmuşluğa çok yakındır...Kopup geldiği ışığa inancı azalmıştır...Daha az acı çekiyordur artık...Ama daha mutsuzdur eskisinden....Daha mutsuzdur,o ışığı acı çekerek özlediği günlerden...
Soluksuz kaldığım kendime bile sakladığım günlerden bir gündü...Kaybolmuşluğa yakındım...İçimdeki acı hızla eksiliyordu...Işık soluyordu,soluyordu tıpkı sesim gibi...Soluyordu içimdeki aşk işareti gibi...Öylesine kaybolmuştum ki bulamıyordum artık içimde neyi yitirdiğimi,neyi kirlettiğimi...Öyle uzaklaşmıştım ki kendimden,kendimi bulmak için birine ihtiyacım vardı...
Onunla nerede ve nasıl tanıştığımız önemli değil....Gerçekten değil...Kaybolmuş insanlar birbirini çabuk buluyor....Umutsuzluk umutsuzluğu çağırıyor...
Konuşmaya susamıştık...Sanki ikimizde dilini,kültürünü bilmediğimiz uzak ülkelerden henüz dönmüş gibiydik bu ülkeye...Oysa böyle bir şey yoktu...Hep buradaydık...Hep o ışığımızdan kaybolduğumuz yerde...O ışığı orada bırakıp bu dünyaya,bu hayata gönül indirdiğimiz,her şey ve her yerde olduğumuzu sandığımız yerde...Hep o soluksuz kaldığımız yerde...Daha vakit var,o ışığa sonra dönerim, dediğimiz bu yerdeydik ikimizde...




iki kelimenin anlamını öğrenmişsin maşallah sayıp duruyorsun:)
Sen onları da bilmiyorsun ya bay psikopat provokatör!
ukala benim göbek adım cihat..senin ki ne şarlatan mı
Olsun varsın bay psikopat, dünyada göbek adı aynı olan bir sen mi varsın?
Benim adım Cihat, Soyadım da ŞAHİN. Gerçi bunlar profilimde gayet net olarak görünüyor da sende onu görüp anlayacak beyin yok bay virüs!
Şarlatan da senin soy ismin imiş ama sanırım bu soy isminle fazla alay edildiği için onu Seçkin olarak değiştirmek zorunda kalmışsın? Eh züğürt tesellisi dedikleri bu olsa gerek.
sen de mi alim oldun:))
Alim olmak o kadar zor değil bay psikopat! Eğer mikropluğu bırakıp bu sahada ciddi olarak çalışır ve ilim öğrenmek için bizim gibi yarım asrını feda edersen, sen de gerçek bir alim olursun. Kaldı ki, ilim öğrenmenin sonu da yoktur. Bizim için onun sınırı beşikten mezara kadardır. Senin gibi pazara kadar bile ilim, irfan sahibi olmak için çalışmayanlar ancak senin gibi bir parazit olup etraflarını rahatsız ederler.
Büyük şairimiz öyle özlü iki mısra yazmış ki 10 ciltlik kitaplara bedel. Mekanı cennet olsun.
Senin askin atestir
(Hz ibrahimin a.s Allah aski onu atese attirdi),
atesin gul bahcesidir.
(Ya naru kunu berden ve selamen ala ibrahim, Allahin emrindeki ates Allah askina sahip ibrahim a.s. gul bahcesine donustu)
Bu siire sadece hayran olunur.
Allah, her gerçek mü'mine, Kur'an'daki emirlerine uyup yasaklarından da kaçmayı daha sonra da bunları başkalarına tebliğ etmeyi emretmiştir Ali bey. Bu hususta Resulullah da bir hadislerinde: "ALİMLER/BİLENLER, PEYGAMBERLERİN VARİSLERİDİRLER." buyurur. Paygamberlik müessesesi 1500 sene önce kapandığı için, Peygamberlerin dinin emirlerini ve yasaklarını tebliğ etme işini onların varisleri olan alimler ( Kur'an'i, Nebevi ve tarihi ilimlere vakıf olanlar) üstlenmişlerdir. Rabbim bu fakire de bu ilimleri lütfettiği için, bu vazife sayısız alimlere düştüğü gibi bize de düşmektedir. Bilmem anlatabildik mi?
Ağız bozmasına gelince: biz hiç kimseye durup dururken kem kelam sarf etmeyiz. Bize birisi o nahoş kelamlarla hücum ederse, kısasa kısas hakkımızı kullanır, ya ona aynen iade eder, ya da onun benzeri sözlerle cevap veririz ki bu da Allah'ın mü'minlere tanıdığı bir haktır.
sen de mi alim oldun:))
"Aşk" kelimesinin Türkçe mealini, ne yazık ki sen de öğrenememişsin Necip bey. Senin mana meal dediğin şey, o cahil tarikat şeyhinin sana bu konuda anlattığı gayr-i dini ve gayr-i ilmi masallardır. Zira onun Türkçesi, canlı ağaçlara sarılarak, onların özsularını emip, sonra da onları boğan ve ölümlerine vesile olan sarmaşık demektir. Bir başka manası da, sevmekte Şer'i, akli, vicdani, fıtri ve sıhhi ve de ,ilmi olan hiç bir ölçüye uymadan, muhatabını sınırsız bir şekilde sevmektir ki, bu gibi davranışlara Rabbimiz, haddini aşmak tabirini kullanır ve hangi mevzuda olursa olsun, haddini/sınırını aşanları da asla sevmediğini beyan eder.
iki kelimenin anlamını öğrenmişsin maşallah sayıp duruyorsun:)
Ukala sizin göbek adınız değil miydi Ali bey? Biz öyle biliyorduk ama sanırım siz unutmuşsunuz?
ukala benim göbek adım cihat..senin ki ne şarlatan mı
"ukala" sözüm için okurlar kusura bakmayın.
Ben kimsenin vekili değilim ewet doğru kimse beni vekil tayin etmedi. Peki sizi kim vekil tayin etti. Dinden ahlaktan bahsediyorsunuz cihat bey iki dakika da nasıl da ağzınız bozuldu. İşte insanda olması gereken asalet bu gibi durumlarda açığa çıkar. Bence kendinizi bir daha değerlendirin. Sonuçta ben cahilim değil mi?
Allah, her gerçek mü'mine, Kur'an'daki emirlerine uyup yasaklarından da kaçmayı daha sonra da bunları başkalarına tebliğ etmeyi emretmiştir Ali bey. Bu hususta Resulullah da bir hadislerinde: "ALİMLER/BİLENLER, PEYGAMBERLERİN VARİSLERİDİRLER." buyurur. Paygamberlik müessesesi 1500 sene önce kapandığı için, Peygamberlerin dinin emirlerini ve yasaklarını tebliğ etme işini onların varisleri olan alimler ( Kur'an'i, Nebevi ve tarihi ilimlere vakıf olanlar) üstlenmişlerdir. Rabbim bu fakire de bu ilimleri lütfettiği için, bu vazife sayısız alimlere düştüğü gibi bize de düşmektedir. Bilmem anlatabildik mi?
Ağız bozmasına gelince: biz hiç kimseye durup dururken kem kelam sarf etmeyiz. Bize birisi o nahoş kelamlarla hücum ederse, kısasa kısas hakkımızı kullanır, ya ona aynen iade eder, ya da onun benzeri sözlerle cevap veririz ki bu da Allah'ın mü'minlere tanıdığı bir haktır.
HADDİNİ AŞMA NARA DÜŞERSİN
Kendi Hasatından, Arpanı Öğüt
Abdala Gölgedir, Asmalı Söğüt
Kul Hakkı alırsan, Vebali büyük
Bağlanır Kısmetin, dara düşersin.
Gönülden yazarsan, kimseyi sıkmaz
Eğriyi Sel Alır, Doğruyu Yıkmaz
Serine Fesatlık, Girerse Çıkmaz
Şaşırır Yolunu, Zora Düşersin.
Güvenme gençliğen, yel gibi geçer
Ehil olan Rahmet, suyundan içer
Zülfikâr Sözlerin, Bendini Biçer
Bozulur Kafesin, Nara Düşersin.
İlmin Farz Oluşu, Değil Boşuna
Melanet Okuma, Toprak Taşına
Ecel Kuşu konar, bir gün döşüne
Rahmet Ummanında, Sala düşersin.
Çakıroğlu Sözüm de, Yoktur Yalan
Sözüm Uçar Amma, Yazıdır Kalan
Huzura Kavuşur, Dersini Alan
İşlerin Rast Gider, Kâra Düşersin...
------OZAN ÇAKIROĞLU------
Bu şiir ile ilgili 88 tane yorum bulunmakta