Uykusuzluğun bıçak ağzı
Kertik açıyor boynunda gecenin
İllegal akşamlar giyinmişim
Dokuz doğurur şafak
Gezici bir korodur yıldızlar
Mozart’ın kıskandığı
Şimdi hangi sonbahardayım
İbadet ederken mevsimlere
Ben şimdi kaç kez yenildim
Perişan bir kapıdan çıkarken
Yaşam bir kemik gibi batıyor,urgan bedenime
Arabesk kalmak
Kalın bir kitabın ortasındayım
Sayfalar ağır ilerliyor,ölümün yetmediği..
Okudum,
Sonbaharın bir levha gibi temiz olduğunu
Elveda derken,gök mavisini
Alnından öptüm kitaplarımın arkasındaki duvarın
Budak Budak yolunu beklerim
Nakış nakış kuruyup ölen dallarımdan
Sarıl,ağır ağır ırgalanan dudaklarıma
Köküm toprağa,gönlüm sana dolanmış
Han çınar’ ım
Köle ve efendi aynı korkuyla kucaklaşıyor
Herkes aynı duayı yakarıyor
Tanrı kambur bir şiir gibi uzanıyor
Mısralarım kutsal amenna..
Denge diyorum ,
Öleceğiz,dünya neden bu kadar kötü
Ne zaman şu sokaktan geçsen
Lal bir dünya..
Öyle bir susarım ki
Apolitik harflerim ölür
Elveda derim şiir yazdığım kadınlara
Ben bir maden işçisiyim
Anlat dedim şaire
Yerin altındakilerini,yerin üstündekilerine
Ben siyahın elli rengiyim
Anlat dedim şaire
Siyahı,beyaza
Yorgun bir şiir yazıyorum,sıvasız bir duvara odaklanarak
Hayatın tutarlı tarafını hesaplıyorum üşenmeden
Sınıfta kalıyorum her denememde
İçimden geçenlerle dışımda gerçekleşenler arasından
Meydana asılacak bir diyalektik tablo çıkar
Ne zaman bir düzen arasam
Kabına sığmayan gülüşlerim vardı
Göz bebeklerimin tam ortasında
Annemin giydiği çarşaf hışırtısıyla doğardı sabahım
Hepsi geçip gitti
Birbirine yaslanmış evler
Meğer kızgınmışım ben
Elveda demeden giden babama
Tarih defterimi işgal eden Napolyon’a
Şiir yazdığım kadınlara
Anlamını bilmeden amin ettiğim dualara




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!