AMPÜL KARARINCA
Yeni bir yılı daha kutlamaya bozulan televizyonumuz tamirden gelmese de hazırdık. Annem evde ne eksik ise babamın onca itirazlarına rağmen bir hafta öncesinden siparişlerini tek tek getirtmişti. Annem yılbaşı akşamını güzel geçirmek istiyor babam doğal olarak cüzdanını düşünüyordu. Neyse bir orta yol bulunmuş olmalı ki bu konuda pek hır gür çıkmadan yılbaşı akşamına gelmiştik.Tek odalı tek katlı evimizin penceresinin manzarası, önüne dikilmiş dut ağacının dalları engellemese güzel sayılırdı.
Dış kapının üzerine doğru uzanmış bir metre çatı uzantısı ayakkabılık ve fortmentemizdi, mahallenin karabaşı komşu evlerden ve bizden bir iki ayakkabı terlik aşırmaya başlamadan bir sıkıntımız yoktu.
Onunda önlemi duvara bir iki raf yapılarak alındı. Annemin son siparişi olarak bu akşamın hatrına evde yaptığımız ekmek yerine fırından alınmış beyaz ekmek de gelince tüm hazırlıklar tamamlanmış oldu. Akşamı beklemekten başka yapılacak bir şey yoktu. Belki bir iki saatliğine evinde televizyon olan komşularımıza ziyaret gidebilirdik.
Orta yere sofra konulmuş şimdiki deyim ile 1+0 evimizin televizyonumuz olmadığı için elektrik enerjisine tek muhtaç olan aygıtımız ampuldü. Soframızın merkezine bir metre sapma ile tavanda iki karış uzun kablonun ucunda çoğu zaman süs niyetine dururdu. Bunun bir sebebi sokak lambasının ışığı perdemizi delip odamızın içerisini birazcık aydınlatmış olsa da esas sebebi cüzdanlara vereceği tahribattı. Akşam yemeği yenildikten sonra babamın daha önce söz verdiği dokuz taş oyunu için tahtamız da sofraya gelmişti.
Taşları oyun tahdasındaki yerlerine koyup babamla oyun oynamaya başladık.
havanın kararmasıyla birlikte çizgiler zar zor seçilmeye başlayınca, Babam anneme lambayı yak komutunu verdi. Anam elektrik düğmesinin anahtarını yukarı kaldırdı. Lamba içerisinden bir kıvılcım ile odadakileri selamladıktan sonra tıs diye ışığını geriye çekti.
Aynı anda hepimizin başı yukarıya yumruk kadar bile olmayan cam küreye baktı. Nasıl olur ya.. Sabah babam işe ben okula giderken hiç böyle bir şey yapmamıştı. Babam açsana şu lambayı hanım diyerek ufaktan gürledi. Anam tekrar anahtarı hem yukarı hem aşağı hareket ettirdi "açtım ya adam sende beni köyden geldi diye davar çobanı mı sandın". Sesli söylediği bu sözlerin devamını biraz da fısıltı şeklinde sürdürdü ama kimse ne dediğini anlamadı. Zaten çoğu dıyologları böyleydi.. şiddete başvurmadan yapılan bu kavgalar çoğu kez hoşumuza bile gidiyordu.
Babam anamın çok üzerine gittiği zamanlarda "ürme ürme yalını ye" gibi hakaretlerine bile babam çok sinirlense de yüzüne kızgınlık ve memnuniyetsizliğini ona gülümseyerek tepki verirdi.
Babam yerinden kalkarken anamın birkaç defa daha yukarı aşağı hareket ettirdiği eli hâlâ lambanın anahtarının üzerindeydi. Çek elini goca garı sen ne anlarsın lamba yakmaktan deyip eli anahtarın üzerine geldiğinde bir kaç saniye düşündü. Belli ki lambanın açık konumunu nasıldı onu düşünüyordu. Belli belirsiz anahtarı yukarı doğru kaldırıp şak diye aşağı indirdi. Bu sefer tavandaki lamba hiç bir şeyden habersiz gibi ışığında kıpırtı bile olmadı. Dün akşam ve bu sabah olduğu gibi anahtarı açarak içindeki telleri aydınlatacak ne lazımsa goyvaduk işte, neden oyun bozanlık edersin be ampul diye içimden geçirdim.
Babam durun dedi ben onun ne derdi olduğunu biliyorum. Altına sandalye koyma ihtiyacı görmeden lambaya doğru hamle yaparken annemin çığlık derecesine ramak kalmış uyarısıyla irkildi. "Lan adam elektrik çarpa napıyon sen". Başımıza şimdide Elektrik ustası mı oldun ocaklada kömür gaza gaza. Babam"Yahu elektrik çarpmadan aklımı sen alacaktın ne cırlıyorsun öyle korkma bir şey olmaz. Anam"Öyle deme adam bu elektrik var ya bu elektrik adamı gavuruyomuş bi dakkada biliyonmu sen".. çekil şurdan goca garı senin aklın ermez.. der demez ampulü çevirmeye başlayan babam ampulün nereden söküleceğini bilmiyor olacak ki ampul ile birlikt ampulün viralı kısmınin muhafazası ile birlikte söktü. Anam hemen gürledi ben sana anlamazsın demedim mi.. Ne olacak şimdi. Babam ses çıkarmadan lamba ile birlikte sökülen parçayı birbirinden ayırıp duyun parçasını zar zor yerine taktı. Ampulü pencerenin önüne getirip günün son ışıklarından faydalanarak içerisine uzun uzun bakmaya başladı. "Anam ne va onun içinde ne bakıp duruyon". Babam bak goca garı bu ampulün içinde ince teller va görüyon mu onlar birbirinden kopunca bu lamba yanmaz. Lambanın içindeki teller koptuysa onu böyle havada sağa sola çevirerek birbirine yapıştırabilirsek bu lamba yanar. Ben göremedim bi de sen bak teller sağlam mı. Git işine adam ben seni zor görüyom kıl gada telleri mi görecem. Ben bu arada karyolanın Pencereden tarafındaki uca sandalyenin üzerinde hem onları hem dışarıyı seyrediyordum. Kuyunun başında yine muhabbet gırla gidiyordu. Topu topu 6 metrelik kuyuya bakraç sanki iki saatte inip çıkıyordu her akşam bu saatlerde mahallenin lobisi burada oluşuyor işçi hanımları diğer kadınlar kızlar dert teleşe adına eteklerinde ne varsa burada dökünuyordu. Bazen denk geldiğimde delikanlılığa yeni adım attığımız için adamdan sayılmayıp yanımızda pek çok üstü açılmadık sözlere şahit olurduk.
Eninde sonunda lambanın yanmayışının zararı benim başıma yıkılacağını biliyordum. Ampulün içerisinde tellerin kopmadığı kararına varılınca babam tekrar lambayı özene bezene yerine taktı hem gevşek olmaması için kuvvetlice sıkmaya çalışıyor hem lambanın avucunun içinde kırılmaması için dikkat ediyordu. Nihayet elektrik düğmesinin anahtarını tutup anama dönerek bak nasıl yanacak şimdi diyerek lambayı açık konumuna getirdi. Anahtarı tekrar aşağı indirip yukarı konumuna getirdi lamba bana mısın demeyip ışık yayan ampul değilde daldaki armut gibi tavanda gereksiz bir eşyaya dönüştü. Elektrik arızası hakkında tüm yapabileceğimiz bundan ibaretti. Anamın aklına elektrik işlerinde çalıştığını duyduğu köylümüzün oğlu aklına gelip sevinçle ömeruşak yapabilir belki der demez ben hemen üç ev ötedeki köylümüzün kapısındaydım, malesef eve gelmemişti. Eve döndüğümde yeni bir ampul almam için babam beni bakala git deyince, o bakkalın çoktan kapanmış olduğunu o da biliyordu. Anam hemen araya girip o bakkalın sen ikindi den sonra kapandığını bilmiyor musun uşağı boş yere göndereceksin. Köyden getirdiğimiz lambanın fitili ve gaz yağını her zaman hazır tutan anam lambayı yakıp duvara asmıştı. Böylece dokuz taş oyunu oynamamız başka akşamlara kalmıştı. Anam çayları doldururken kapıda Ömer uşağın sesi belirmeye başladı abca abca beni çağırmışsınız. İçeri girip önce sigortayı çevirerek yerinden çıkardı içerisindeki teli atıp yeni tel taktı. Ampulü söküp duyun icerine kontrol kalemi ile birşeyler yapıp lambayı tekrar yerine taktı. Sigortayı yerine takıp lambanın anahtarını yukarı kaldırınca evimizin içi aydın ışık oldu.
Muharrem Akman Zonguldak
Kayıt Tarihi : 24.08.2026 10:14:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.
Zonguldak belediyesi yazarlık atölyesi çalışmaları öğretmen Üzeyir karahasanoğlu




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!