Stalingrad'da bir ışık parlaması
rüzgarın ve soğuğun tanrıçası
Radmila;
buz cehenneminin kızıl saçlı kızı
ışıklar saçarak Alman namlusu
dediler ki; görev beklemez!
görev; zaman, mekan dinlemez!
Nihat! sen tecrübelisin. Bu işler;
acemilerle yürümez.
gel!
uzun ve yapraksız çiçekler...
çiçekler kendileri gibi
toprağı ve rengi bir mühimmat...
ağaçlar topraktan Japon toplayıp
dallarında Japonları büyütüyor.
kim aynaya en saf haliyle bakmak ister ki
gösterişsiz, maskesiz bir çocuğu kim severdi
kendini kimseye göstermeyeni kim görebilirdi
sen gördün, senin masum çocukluğun..
oysa herkes çocukluğunu gömdü
o mahalleye yeni gelmiştim
herkes bana bakıyor, kimlerdendim
çocuklar top oynuyor
gittim yanlarına tabi ki yine ben kaleye geçtim.
fark ettim ben! deliyim Vallahi... öyle değil mi?
tamam! söz normale dönüyorum
beylik konuşmalar yapmamak lazım
bunu da sayende öğreniyorum.
ama sende bir delisin. öyle değil mi?
günlerden bir gün geziniyordum kendimce
beni bilenlerde vardı. Belki de fikrimce
ulan! çubuk kraker sevmem ki ben
ne yiyip duruyorsun ince ince
şu sakızı icat edene de...
kaçın oğlum! Selahattin abi geliyor!
nerde benim ayakkabılarım?
oğlum! niye sigortayı indirdiniz?
saklanın! dağılın! Selahattin abi...
Selahattin abinin oturma odasının camı
İstanbul... iki ayrı yakasında iki ayrı hayat
buluşmaları savurmuş kader ve sevdalı serin sular
gemiler geçiyor, vapurlar... ve bugün de hayat
martılar uçuyor, güneş doğuyor ve yine batıyor.
Ferda; İstanbul gibi
kargalar... onlar bize benziyorlar.
sayı hafızaları var, alet kullanıyorlar.
aralarında kendi iletişim şekilleri var...
yani; onlarda bize ait bir çok meziyet var!
ve ya bizde onlara ait özellikler...




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!