Ehl-i aşkın neşvegâhı kûşe-i meyhâne mi
Ya ruhban bir gâh mı yahut-ki-dahi
Beyt-ul l'evfâni, merâ' al-ghizlânîn
Per ruh-û seyranda visâl-i yârin
I could sleep for a thousand years
under these constellations
alike a mist of diamonds on dark velvet
ardent like silvery flames
and in my restless dreams I see
myself gazing at the brightest star afar
Gözlerimi dayadım hayat perdesine,
Kapının eşiğinde soğuk mermere,
Odağımı çektim gelecek olana,
Serildi gerçek önüme karanlığın ardında,
Yürüdüm ölüler ayaklarımı tutarken,
Fındık dalları oldu pençelerin
Tırmalar mahşer günü gibi ayrılık belasını
Asıldın sen kumaşına kurban olsunlar
Şimdi kara saçın perçemin düşmüş
Gün ile beraber ağırdın sen
Zülf-i çûn mâr asvad
Ayn-ı dilkeş çûn gülhâ-yi siyâh mevt
Nefesgâhım âğûş-ı tu’dur
Şevk-i ser-mest-i yâr
İşk tarumâr
Zevk-i eşkâr u hûbân-ı didâr
Ben, Ordular adına buradayım
Staufenberg yollarında bakınırım
Fauville olayında vardım
Toulon mahkemesindeydim
Worms'tan doğanları tanıdım
In the gloomy decaying summer nights
Sleighs of sleep race to our death
Until the bleak lights of september
Pierce the thin silken curtains
When the sun turns cold and blue
The deceitful longing starts again
Gülşende her dem âh ile cânân hayâliyle,
Bülbüller öter, aşk-ı seherden şeb-i lal ile.
Gönlümde bir âvârelik, âh u figân eyler,
Rüzgârla seher vaktinde mestân-ı hâl ile.
Nev-bahâr rûhsârı, nevmîd-i gülistân,
On Saturn's orders started the march
Snowy peaked mountains rumbled
Struck us and toppled us like the tree
Like bitter waves fighting the rocks
We said that we would weep like the willows
Bir sâye-i aşk îrdi mi cânân-ı câmına,
Zîbâ görünür her dem-i dîdâr-ı şebnemi.
Kalmış mı gönül dâr-ı firâkta, bilmem ey âh!
Vâveyli hicâb-ı şeker-zârı rememi.
Bu eşk-i serâpî gözlerime îrdi felekten,




-
İhsan Can Bozkurt
Tüm YorumlarHer şiirinde ayrı büyülendiğim bir şairsin. Sevgiler...