Büyük İskenderi gördüm;
hunhar saldırıları altında,
yok etmeye endeks Moğollar’ın:
kurtarabildiği kadar eski
ilim kitabını çuvala doldurmuş;
tıka basa, surlar üzerinde
Yeni bir güne daha uyandım. Odamda cama kolayca çıkamıyorum, arkada çok fazla kablo olduğumdan. Anca pencereyi açarken buna gerek duyuyorum. Bu sebeple salona doğru uzandım ve balkona çıktım. İçime derin bir nefes çektim. Yaşamak güzel. Kış olsa da, ileri karakol kuzey’den bile olsa içimizi sakson griliği bile bazen dolduruyor ya. İçeri girdim ve paldır küldür halter kaldırmaya başladım. Sonra 10 km kondüsyon bisikleti bastım. Ve çıktım tandoğana değin yürüdüm ve gerisin geri tekrar. Akşam odamı topladım. Hala yorulmamıştım…
Mutfağa uzanıp tam buzdolabını açacaktım ki, bi de ne göreyim. Anneannemin o eski tel dolabı gelmiş, konmuş. Anlam veremedim. Acaba kim getirmiş? Nasıl buraya gelmiş. Sanki bir sebebi olmalı gibi geldi o sıra….. Geçmiş hallerini gördüğümüz yıldızlar gibi belki de. Onca hızlı yürürken düşünememiştim. Zamanı mı yavaşlattık? Einstein haklı mıydı? .....................
Devammmmmm :)
Let’s go! !
Bilmem ne kadar zor anlatmak sana seni,
kuruluşa ciğerimi çabaladım bilmem ne kadar;
kuruluş mevki, gelişme dönemleri,
Selçuklu, Osmanlı, Türkiye Cumhuriyeti …
Seri tayfunlar ulaştırsa da sana seni –
- Kocacym, gelsene...
Açar mysyn? u tülü.
Acyk güne? girsin içeri.
- Peki karycym.
Telden hafif saç kılı;
havadansa ağır, bir `çinko tozu`.
'Puf! ' diye üfürdüler
elektronları ve gezegen alemini.
Döndü, döndü
Akvaryumun içinde ağladı lepistesten pike yiyen
melek balıkları -aslında onların yutması gerekirdi
- kuyrukları kemirildi: Güldü onlardan
bazıları daha sonra ama esas tuhaf olanı;
Ve gidip, serin su seven Japon'ları
yedi onlar da, dudaklarıyla kum ütüleyen...
bir kişinin direktifiyle
çomak sokuldu arı kovanına.
bazı şeyleri, bazı şekillerde
kabullenecektir dünya tarih,
kimin tökezlemelerden yılıp
hala kimin devam ettirdiği
yeşilin hayali,
yapraklarda rüzgar.
yanıbaşımızda dallar,
kesen balta ağacı
Rapor, üstünkörü dedi
gelip durduğu yerde,
aznavur arzuhalcinin ellerinde.
Bir nefret ile de asılmıyordu işine.
Tamirci
Salladı avcunda cismi,
cisim oyun kübüne değişti;
eğdi kübü, büktü,
küp oldu derken tüp.
Tüpçüden haberaldı faciayı.
Grizu Yeni Zelanda'da patlamış.




-
Nilgün Budak
-
Aynur Özbek
Tüm Yorumlaryeni tanımaya başladığım bi kimlik.. şiir başlıklarını ilginç buluyorum. konular da öyle.. edebi yorum yapmak istemiycem bi şair gibi geldi şimdilik bana. çünki edebi olmak amacıyla yazmıyor sanki.. derdi içini dökmek, derdi bilgileri ve ideallerini paylaşmak gibi geldi.. eh.. şimdilik bu kadar.. se ...
KARMAŞANIN ŞAİRİNE;
Yaşam pek çok farklı gibi görünen alanıyla bile birbiriyle ilintilidir. Senin pek çok farklı ürününde (şiir ve deneme yazılarında) bu bakışı kavrayabilen bir yerden ele aldığın, konuları böylesi bir mercekten bakarak gözden geçirdiğin, olguları birbirine katıp sonra yenid ...