DÜNYANIN KADERİ Mİ BU?
Son yüzyıllarda bizim milletimizin başına binlerce çorap örüldü. Osmanlı’nın adım adım gerilemesi, batının yani Yeni Roma’nın ilerlemesi bizi yeni bir kadere yuvarladı. Dünyaya 6 asır adalet getirmiş bir devlet ve 100 yıllık bir ışık medeniyeti söndürülmüş, ortalık zifiri karanlığa boğulmuştu.
İslam Medeniyetinin kutlu ışığı dünyayı aydınlatıyor, bundan ehl-i küfür de istifade ediyordu. Ama ne oldu son yüzyıllarda inkıraza uğrayan bu kutlu medeniyetin ışığı söndürüldü. Adalet yerini zulme bıraktı. Şimdi dünyaya Yeni Roma hakimdir ve dünyayı demir yumruğuyla yönetmektedir. Bu demir yumruk vurduğu her yerde kan ve gözyaşı seline neden olmaktadır. Yıktığı yuvalar, perişan ettiği topluluklar günden güne artmaktadır. Hiçbir vakit geçmemektedir ki bir topluluk veya Milletin üstüne felaket gelmesin.
Bu yeni Roma’nın adı ABD’dir. Ve AB onun suç ortağıdır. Bu yeni Romanın çift kanatlı olduğunu daha önce söylemiştik. Öbür kanadı Çin ve Rusya’nın tamamladığını hatırlatalım. Bu Yeni Roma’nın Eski Roma’dan bir farkı var; bu kez gündemde büyük bir güç meydana gelmiş, o gücün geleceğe yönelik büyük hedefleri ve dünya üzerinde büyük projeleri bulunmakta. Bu güç Siyonizm’dir ve bu Yeni Roma’yı elinde oynatmakta, onun bütün gücünü kendi kirli projesi ve dünyayı huzursuzluğa boğacak emelleri yönünde kullanmaktadır.Bu yüzdendir ki dünyanın bir günü diğerinden daha iyi olmamakta, masum ve mazlum halklar inim inim inlemektedir.
BAYRAM VE BİZ
Bayramı yine buruk idrak ediyoruz. Daha ne kadar bu bayramlara buruk gireceğiz. İslam dünyası acılar içinde yanıp tutuşurken biz nasıl gülüp eğlenebileceğiz. Bu acılar ne zaman bitecek bilmeyeceğiz, bilemeyeceğiz.
Bayramların bayram olabilmesi için Müslümanların her yerde huzur içinde aynı bayram sevinçlerini idrak edebilmesi şarttır. Bu ne zaman, nasıl olacak. Biz Müslümanlar olarak ne zaman kalkınıp silkinecek, birbirimizi boğazlamaktan kurtulacak, birbirimizi sevecek, birbirimizin derdi ile dertlenecek, birbirine şefkatle bakacak kâfirlere karşı şiddetle, müminlere karşı merhametli olana kadar sürecek bu. Aksine Müslümanlar bu gün birbirine karşı şiddetle, nefretle ve kin dolu olarak bakıyor.
İçimizde bir cemaat çıkıyor, Yahudileri ve Hristiyanları dost ilan ediyor, onların yardımıyla İslam’ı ve Müslümanları sahili selamete çıkaracağını, onların desteğiyle Hilafeti yeniden tesis edeceğine inanarak Müslüman kesime ve kendi inancından olan yöneticileredüşmanca davranarak cihat yaptığını zannediyor. Yıllarca zaten bu ülkede Müslüman gruplar birbirine düşmanca davranmaktan geri durmamışlar. Bir türlü birleşememişler, bir ittifak kuramamışlar, birbirleriyle uğraşmaktan asıl maksatlarını unutmuşlar, asıl görev ve misyonlarını ihmal etmişlerdir.
BATININ ÇİRKİN YÜZÜ
Osmanlı ortadan kaldırıldığı günden beri dünya kan ağlıyor. Osmanlı dünyada barışı sağlayan en büyük güçtü. Batı güçlenince Osmanlı’yı önünde en büyük engel olarak gördü. Ve sömürüsünün önündeki engeli kaldırmak için kendi aralarında anlaştı. Rusya’yı da bu palana dahil ederek elbirliğiyle onu ortadan kaldırmayı başardı.
Şimdi dünya kan ağlıyor. Devlet-i Ebed Müddet gitti sömürü imparatorluğu Roma yeniden hortladı ve dünyayı ezim ezim ezmeye başladı. Bu gün Avrupa Birliği Batı Roma’nın doğusudur, Amerika Batı Roma’nın batısı, Rusya Doğu Roma’nın batısı, Çin Doğu Roma’nın batısıdır. İşte doğusuyla batısıyla Roma zulüm Devleti hortlamıştır. Modern çağın en büyük zulümlerini icra etmektedir.
En kötüsü de bu Roma en büyük düşman olarak parçalayıp yok ettiği Osmanlı’yı görmekte, gelecekte de sömürüsüne engel olabilecek muhtemel gücün o topraklardan çıkacağını bilmekte ve onunla savaşını son raddesine kadar sürdürmeye kararlı görünmektedir.
BATININ ÇİRKİN YÜZÜ
2
Batı çirkin suratını bir daha gösterdi. Bu surat bir yandan ortalığa gülücükler saçarken, diğer yandan korkunç suratını ortaya çıkarıyor. Bu iki yüzlü batı alemi bir yandan hümanizm nutukları atıyor, diğer yandan en tabii yaşama hakkını engelleyen tavırlar içine giriyor.
Türkiye batı tarafından terörle işbirliği yapmakla itham ediliyor. Aynı Türkiye terörden kaçan binlerce, yüzbinlerce insana sığınma ve insanca yaşama imkanları bağışlarken aynı batı yüzlerle ifade edilebilecek sayıdan fazla mülteci kabul etmekten imtina ediyor. Hatta herhangi bir mülteci ısrarına muhatap olmamak için büyük önlemler alıyordu.
HZ.HÜSEYN VE KERBELA
Efendimiz SAV. Ve Hulefa-i Raşidin (R.A.) den sonra maalesef büyük fitneler yaşanmış ve bu fitneler İslam aleminin geleceğini yüzyıllar boyu etkilemiş, ve hala daha etkilemektedir. İslam'ın intişarının ilk dönemlerinde münafıklar belirmiş mescidin ön safında da namaz kılan münafıklar efendimiz as. Tarafından teşhir edilmemişti. Aksine onları gizlediği gibi onlara iltifat da etmiş, böylece onların düşmanlıklarını bir nebze olsun azaltmak istemişti.
Özellikle İslam’ın güçlendiği Medine devrinde Yahudiler kısmen ilerinden Müslüman olanlar çıktıysa da bazıları da Müslüman olmadıkları halde Müslüman görünerek eski inançlarına bağlı kalmışlardı. Ancak İslam’a olan kinleri ve inançsızlıkları nedeniyle düşmanlıklarını sürdürmüşlerdi.
KADIN VE AİLE
Erkek ailenin direği. Aileyi bir otağa benzetirsek otağın direği erkek, otağı çeviren kıl kumaş kadındır. Eğer bu kumaş eksik, yetersiz, yırtık, pırtık, yarım yamalak ise her şey o ailede yanlış gider, hatta gitmez. Çünkü ortada ev ve aile yoktur. Açık havada bir araya rasgelmiş bir grup vardır.
Kadın vardır erkeği abat eder, kadın vardır erkeği berbat eder. Kadın vardır evini çekip çevirir, kadın vardır evi dağıtır, meydana verir. Kadın vardır erkeği bünyad eder, kadın vardır evini harab eder. Kadın vardır erkeği onurlandırır, kadın vardır erkeği onursuzlaştırır.
Kadın vardır erkeği ele verir, kadın vardır evini çekip çevirir. Kadın vardır sürekli erkeğinden yakınır, kadın vardır ondan gelene her nimete güzelce karşılık verir. Kadın vardır çocuklarını kocasıyla düşman eder kadın vardır çocuklarıyla dost olur kocasını çocuklarıyla dost eder.
Kadın vardır evini imar eder, kadın vardır evini viran eder. Kadın evin en can alıcı merkezidir, her şey onda başlar onda biter. Kadın çocukların ilk eğiticisidir. Bu eğitim iyi olursa çocuklar vatana, millete hayırlı evlatlar olur. Bu eğitim yanlış, bozuk olursa çocuklar ana babaya asi, vatana millete düşman olur.
ÖLÜM AŞK HAMASET VE ŞİİR
Annem öleli bir ayı geçti. Ben hala onun acısını yaşıyorum. Öldüğünde ağlayamadım içime gömdüm acısını. Ağlayamıyorum yazık. Bu ağlayamamak beni yakacak. Yeğenlerim öldü ağlamadım peş peşe öldüler. Biri intihar etti bir şofben kazasında gitti. İkisi de asker dönüşü öldü, daha hayatlarının baharındaydılar. Sonra annem öldü 40 gün geçti, amcamın ölmesi için bir 10 gün daha geçti. İki, yeğen arasında 10 gün var.
Bu kadar acı bana fazla. Yaşadım bu acıları ben hepsini gömdüm içime. Şimdi bana onları hatırlatan ne varsa acıtıyor yaramı. Akşam hatun açtı konuyu susturdum onu. Bir öğrencim onların üzerine yazdığım şiiri animasyon yaptı. Sıra sıra tabutlar bahçede ve bir şiir. Kanattı yaramı. Güya bana yaranacaktı. Notunu verdin ve ödevi yüksek bir yere kaldırdım öğretmenler odasında. Öğrenciler laubali oluyor kızıyorum. Sinirliyim. En ufak bir şeye tahammül edemiyorum. Annemin evine yakın oturuyorum evin yakınına gitmek istemiyorum. Kiraya versin istiyorum abim anneme tahsisi ettiği evi. Vermiyor. Bu benim acımı küllendirmemi önlüyor.
Halam geçen yıl ölmüştü. Daha onu unutamamıştım. Ama o ban çok acı vermedi. Ona çok emek vermemiştim. Ve bu ölümün onun kurtuluşu olduğunu düşünmüştüm. Sevinmiştim bile onun adına. Yalnız çok yakında olduğu halde ve çok istediği halde sırf annemin onun peşine takılmasından dolayı evimi ona gösterememiştim. Buna üzüldüm. Oysa evin yapılmasında katkısı vardı haberi olmadan. Abim bana verdiği borcu ona yıkmıştı. Onun bundan haberi yoktu. İntihar vakası beni hazırlıksız yakaladı. Hiç tanımadığım bir uzaktan akraba genç yeğenin bu acı ölümü sarstı beni.
ŞİİR MERAKIM
Bu şiir merakım nereden geldi benim. Çocukluktan beri gördüğüm her kağıt parçasını okumak en büyük merakımdı. Yollarda bulduğum gazete kağıdı parçalarını okumak, sınıf kitaplıklarının tümünü hatmetmek yapmam gereken ilk işlerdendi.
Sonraki yıllarda kitaplar edinmeye başladım okumak için ama hiçbir zaman kütüphanelere ısınamadım. Kütüphanecilerin soğuk yüzünü görmektense okuyacağım her kitabı satın almaya kendimi ufaktan bir kitaplık sahibi yapmaya başlamıştım. En çok sevdiğim hikaye ve romanlardı.
Yıllar geçti şiirle karşılaştım. Şiirle karşılaşmam daha önceleriydi aslında. İlk okul sıralarında öğretmenim Mehmet Tombul –şimdilerde pek hayırla yad etmediğim – un dayakla ezberlettiği o meşum günler şiirle ilk acı tanışmalarım olmuştu. Bu yüzden şiiri hiç sevememiştim. Şiir demek dayak demekti. O kılık kıyafeti pek düzgün uzun boylu öğretmenimiz elinde sağlam sopası biz karşısında korkudan unuttuğumuz şiirlerle arzı endam ediyorduk. Ben akşamdan ezberlediğim şiirleri daha yarıya gelmeden korkuyor bu yüzden de o çok korktuğum sopayı yiyordum.
Yıllar yılları kovaladı ben bu arada şiirle barışamadım. Lise sıralarında ilk tanışmam başladı. Ders kitaplarındaki şiirler bile beni barıştıramamıştı şiirle. Edebiyat öğretmenimin kompozisyon dersinde şiir yazmamı salık verdiği güne kadar bir gelişme yaşanmadı bu alanda.
TİPİK BİR KAYNANA PROTTİPİ
Bu benim kaynanam da olabilir sizin de. Bana evlenmeden önce kaynanandan uzak ol dediler. İşim icabı zaten uzaktım. Evlenmemede onun büyük katkısı var. Kızını adeta sırtıma verdiler. Benim yaşım 32 idi onun 22. Ama ona göre 20. Güya babası onu sonradan yazdırdığı halde 2 yaş büyük yazdırmış. Doğum gününü de bilmediği için tüm bilinmeyenlerde olduğu gibi 1 Ocak olarak yazdırmış.
Evliliğimi çok istediği halde ben onu hiç sevemedim. Nedenini bilmiyorum. Düğünümü yapıncaya dek bir sorunumuz yoktu. Hatta düğünden sonra bana yaptığı yardımlar hiç unutulacak cinsten değildi. Yemek pişirmek için yalnızca bir piknik tüpüm vardı. O babamın kullanmadığı set üstü ocağı tamir ettirerek bana getirmiş tüp alacak parayı bile toplanan düğün bahşişlerinden ayırıp kızına vermişti.
Ankara İzmit arasını su yolu yapmış ücretsiz yolculuk yaptığı halde geldiğinde uzun zaman kalmayı adet edinmişti. Her şeyime karışması, aradan laf sokması beni tedirgin eder olmuştu. Başına buyruk oluşu, emrivakileri sever olması, despot yapısı, onu sevemememin en büyük nedeniydi. Oğullarını aşırı sevmesi, kızını ise sevmediği halde sever gibi yapması ona olan soğukluğumun başlıca nedeni.




-
İsmail Karaosmanoğlu
Tüm Yorumlarhaydi şair dostlar görüşelim