ELDE VAR HAYAT
Sessizliğin sesidir
Duyulsun bu feryatlar
Mazlumların ahıdır
Gökyüzünü çınlatan
DENİZLERDEN
Denizlerden gelen sesleri o aşıkların
Dalgalar tanığı kavuşmaların
O peri gelir ansızın
Usulca gelir
DÜNYA SAVAŞI
Bu dünya savaşı bu kabus
İnsanlığı bir karabasan kaplamış
İsa’nın öğretisi bu değil
Musa’nın öğretisi bu değil
DÜNYAYA DAİR
Yıkılmalı bu dünya
Yıkılmalı da yapılmalı yeniden
Bozguncular nemrutlar fravunlar şeddatlar
Cadı kazanına çevirdiler dünyayı
YİTİK ZAMAN
Vuruyor adam vuruyor dizlerine
ve zaman saplanıyor
keskin bıçak gibi böğrüme
OSMANLI’NIN ÖNLENEMEYEN YIKILIŞI VE BATI
Cumhuriyet ne yapıyor, ne yapmak istiyor. Osmanlının Şeriat Devleti, Batıda gelişen Rönesans ve Reformları fark etmeyip kendini yenileyemeyince olanlar oldu. Üç kıtaya hakim olan bu koca devlet içten içe çürümeye başladı, 600 yıllık imparatorlu binası çatırdamaya başladı. Medeniyetler doğar büyür ve ölür diyen İbn-i Haldun’u haklı çıkarırcasına içten içe çökmeye başladı.
Batı karşısında yenik düştü. Gelişmeleri takip edemedi. Batı sanayi derimin yapmış, güçlü silahlar ve ulaşım vasıtalarına kavuşmuştu. Denizde insan gücüyle giden gemiler yerine buhar gücüyle giden gemiler yapılmış, donanma gücü Osmanlıya karşı hakim güç haline gelmişti.
Buharlı trenler icat ve imal edilmiş, karada süratli ulaşım gücü elde edilmişti. İşet bütün bu gelişmeler karşısında apışıp kalan Osmanlı bazı yenilikler yapmak istemişse de Batı tarafından kasıtlı bir şekilde yanıltılmış, özde değişiklik yerine şekilde değişikliklere başlamış, bu da batan gemiyi kurtaramaya yönelik her hangi bir fayda sağlamamış, aksine geminin daha büyük darbe almasına, batışın hızlandırılmasına yol açmıştı.
Önce Islahat fermanlarıyla kökünde darbe alan Osmanlı, Tanzimat fermanıyla gövdesine derin bir yara almış, meşrutiyet ve en son Cumhuriyetle bir daha ayağa kalkmamacasına devrilmişti.600 yıllık çınar artık yerlere serilmiş, sıra büyük hızarlarla parçalanmasına kereste ve işe yaramayan parçalarının da yakacak odun haline getirilmesi için büyük gayret sarf edilmişti.
Osmanlı’nın can alıcı damarları oryantalist faaliyetle bir bir koparılmış, çok önceleri bu koca dev yaşayan bir ölü olarak bitkisel hayata terk edilmişti.
04.10.15
Öğretmenler odasında tek başıma oturuyordum. Bu gün öğleden sonra dersim yoktu. Nasılsa okula gelmiştim. Vakit geçirmek mi istiyordum bilmiyorum. İnternette şiirlerimi paylaşıyor reytinglerimi kontrol ediyordum.
Birden o çıkıp gelmez mi? Bana doğru geliyor ve gülüyordu. Tanıdık bakmasa ve gülmesi olmasa tanıyamayacaktım. Esra. Oydu. Tanıdım. Öğrencim. 5 yıl önceydi. Lise son sınıfta öğrenciydi. Okulun en terbiyeli öğrencisiydi. Benim branşımı seçmişti. Bir şiirimi tartışmış, tam yerinden yakalayarak eleştirmiş, ben onu haklı bulmuş ama o hatayı düzeltememiştim.
Üniversiteyi bitmiş, öğretmen olmuştu. Atanamamıştı ama ücretli derslere giriyordu. Atanmayı umuyordu. Kız kardeşi benim bu yeni okulumda öğrenciydi. Geçen yıl görüştürecekti bizi ama olmamıştı. Çok sevindim gelişiyle. Büyük bir mutluluktu benim için. Çay ikram etmek istedim kabul etmedi. Konuştuk. O günleri andık.
Köyde oturuyorlardı. Branşımı seçmesi beni mutlu etmişti. İçimden iyi bir yere atanması için dua etmek geldi. Güneydoğu aynı benim ilk öğretmenliğim yıllarında olduğu gibi karışıktı. Onun adına üzüldüm.
19 Eylül CUMARTESİ
Ne zamandır bu günü iple çekiyorum. Bu buluşmalar stresimizi alıyor. ‘Geçmiş zaman olur ki hayali cihana değer’ kabilinden. Müthiş bit haz alıyoruz. 40 yıl önceki sıra arkadaşlarımızla buluşmak ne güzel bir şey, ne doyumsuz bir zevk.
Genlik yıllarımızı hatırlıyor, sohbet ve muhabbet ediyoruz. Her toplantı farklı bir yerde oluyor. Kimi içimizden biri bizi ağırlıyor, kimi bir lokantada yemek yiyoruz. Bir dağ lokantası oluyor bazen, bir tatil köyüne atıyoruz kapağı bazen.
Bazen bir yazlık oluyor toplantı mekanımız, yüzüyor eğleniyoruz. Eğlentimiz sohbetten ibaret. Memleket meselelerini konuşuyoruz. Çoğunluk siyaset konuşuyoruz. Bazen de bürokrasi. Bu kez Sapanca’dayız. Emekli bir din dersi öğretmeninin bahçesinde. Her taraf meyve ağaçlarıyla dolu. Masadaki cevizleri kırıp yeme yarışındayız.
30.08.15 (PAZAR)
Dün denizdeydik. Kamil Abi, Hüseyin, İbrahim Gülden, Sefer Sarı, Abim, İsmail Gencer. Abdullah Keskin’in Çınarcık Koru beldesindeki yazlığındayız. Bunlar İzmit İmam Hatip Lisesi’nden İlk mezun arkadaşlarımız. İlk mezunların buradakilerinin en küçüğü benim.
Osman Hoca, Hekimoğlu ve bir başka misafirimiz de var. Hekimoğlu bizden birkaç sınıf geride bir arkadaş. Ama bize eklemlenmeyi çok seviyor. Fazlaca cömert. Bir sürü ekmek almış. Domates, salatalık, karpuz, kavun. Mısır pişirip getirmiş. Yemeyip yediren biri. Arkadaşları için her şeyini feda edebilecek biri. Süratli şoför. Lafta da cömert. Gidip gelene dek hiç susmadı. Trafikte makas ustası. Emniyet şeridinden gitmeyi, tehlikeli atraksiyonlara girmeyi seviyor. Yüreğimizi hoplatmayı seviyor.
Sait Babayı unuttum. Okulumuzun meşhur Sait Babası. Kendisinden bir rivayete göre 20 yaş genç kızla evlenmiş. Kızlara not vermekte mahir. 10 numara verdiği kızı babasından istemesi meşhur. Güzel bir eş bulabilmek için halı kursu açmış, kursta tanıdığı güzellik idealini babasıyla tanışmış, kızı ikna edince babasından kızı istemiş. Kız babası oğula istediğini zannettiği kızı için iyi niyet gösterip damadı görmek isteyince damat karşında cevabını almış, bu cevap karşısında adam hiddetlenerek, bu hayırlı işe büyük tepki göstermiş, kız razı olmasına rağmen bizzat kendisine kız isteyen adamı kovmuştu.Ama o vazgeçmemiş, kızın rızası olduğu için onu kaçırmış, sonra büyük masraflarla rızalarını almıştı.
Kamil Ceyhan müftü emeklisi. Genç yaşta imamlıktan müftülüğe sıkıyönetim amirinin emriyle atanmış, uzun yıllar aynı yerde müftülük yapmış, sonra başka ilçelere atanmış ve en son atandığı Artvin müftülüğünde siyasilerin haksız tasarruflarına karşı çıktığı için kızağa alınmış, doğru bildiğini yapmaktan hiç vaz geçmeyen korkusuz biri.
ŞİİR OKURUNA NOTLAR
22.04.16
en verimli çağımdayım. Altmışına doğru yol alırken bu velutluğu neye borçluyum bilmiyorum.
Her gün bir şiir yazmam beni de hayrete düşür müyor değil. Ama yazmadan da edemiyorum. Hayatın tek düzeliği, şiir birikimim, yaşımın ilerlemesi, belki de ölümümün yaklaştığını hissetmem ve ölüm korkusu bana bu velutluğu sunuyor.




-
İsmail Karaosmanoğlu
Tüm Yorumlarhaydi şair dostlar görüşelim