GİZLİ ELLER DEVREDE
Gizli ve derin yapılar her zaman faaliyet içerisindedir. Bu yapılar küresel sermayeyi yönetmekte ve sermayenin menfaatine olacak her şeyi önceden planlamaktadır. Küresel sermaye sömürüsüne engel olacak tüm yönetim ve yönelişleri bertaraf etmek için teyakkuz halindedir.
Dünya üzerinde sermayeye tahakküm eden ailelerin çoğu Yahudi kökenlidir ve hepsi Siyonizm idealine gönül ermiştir. Siyonizm’in amacı ise Büyük Yahudi Devletini kurmaktır. Bu devletin sınırları Arz-ı Mevud’la belirlenmiştir. Arz-ı Mev’ud’un sınırları ise Nil’den Fırat’a kadar uzanmaktadır. Dünyanın en bereketli topraklarına göz dikmiştir Yahudi. Küresel sermaye Büyük İsrail Devleti için tüm hazırlıklarını yapmıştır.
Bu gün bu topraklarda büyük bir hareketlilik yaşanmakta, kargaşa ve kargaşa hüküm sürmektedir. Işid terör örgütü bu toprakları işgal etmek için katliamlar yapmakta, koalisyon güçleri bu örgütü bombalamaktadır. Bir yandan Işid ile savaş bahanesiyle PKK silahlandırılmakta, diğer yandan bölgenim istikrar adası istikrarsızlaştırılmak için elden gelen yapılmaktadır. Suriye’de dengeler sarsılmamakta, gerek özgür Suriye ordusu, gerek Esed güçleri aynı dengede tutularak kaosun sürmesi sağlanmaktadır.
HAKİM DEVLET YERİNE HADİM DEVLET
Yavuz Sultan Selim’in Hakim’le -Haremeyn değil Hadim ’ül- Haremeyn ikazı burada devreye giriyor. Bu tarihi ikaz bütün zaman ve mekanlaradır. Ve evvela kutsal belde olan Mekke ve Medine’ye yönelik bu ikaz aslında Hakkın aynası olan halka yönelik olmalıdır.
O halk ki Yaratıcının sıfatlarının tecessüm mekanı, zübde’i- alem olan insandır. Şairin ‘Hoşça bak zatına kim zübde-i alemsin efendim/ Merdüd’i- Dide’yi- ekvan olan Ademsin sen’ dediği insandır ve hürmete layık olan en önemli yaratıktır. Ona hizmet Hakka hizmettir. Hakka hizmet ise ibadettir. İbadet: kulluk yaratılış nedenimizdir.
İşte insana hizmeti hakka hizmet bilen bir medeniyetin sahibi bizler ne oldu nasıl oldu da halka eziyet ve zulme dönüşmüş bir despot yönetime layık görülmüş, hakim devlet yakıştırmasıyla zalim devlete dönüşmüştür. Hakim devlet zihniyeti Firavunların yönetimidir. Bu Firavunist yönetimler ilahi dinlerden uzaklaşan toplumların uğradıkları akıbettir.
ÖNDEN GİDEN ATLILAR
Evet bu önden giden atlıları tanımak lazım. Bunlar halkın bağrından kopan bu insanlar sessiz sedasız bu ülkeden gidiyorlar. BU ülke derken bu içinde yaşadığımız bu dünyadan bahsediyoruz. İyi insanlar iyi atlara binip gittiler diyen Necip Fazıl’a hak vermemek elde değil.
Önden giden atlılar öncü nesildir, altın nesildir. Bu nesil 1400 yıl önce gelmişti, bir de şimdi geliyor. Belki bu iki nesil arasında birçok altın nesil gelip geçti. Her yüz yılda bir bu din yenilendi mücedditler eliyle. Bu mücedditlerin etrafında bir altın halka oluştu. Bu altın halka çevre çevre bir altın kuşak doğurdu ve işte her devrin altın nesli böyle meydana geldi.
Bu dinin müntesipleri hakkın düşüp kaldığı her yer ve zamanda onu tutup kaldırmasını bilmiş, bu uğurda gerekirse canını vermeyi yaradılış ve inanç borcu bilmiştir. İşte bu devrin altın nesli de İmam –Hatip Neslidir. İşte bu nesilden bir kahraman atlıyı daha bu dünyadan uğurladık. Her geçen gün birini daha uğurluyoruz bu iyi insanların. İyi insanlar iyi atlara binip aramızdan ayrılıyor, gerçek menzillerine gidiyorlar.
MUHARREM AYI VE MÜSLÜMANLAR
İşte yine Muharrem ayı geldi. Yine Müslümanlar bin paraya bölünmüş, aralarında savaşıyorlar. Müslümanın Müslümanla savaşı olacak şey değil ama oluyor. Ehl-i küfr planlarını yapmış, artık Müslümanı Müslümanla savaştırıyor.
Avrupa gerek 20 yıl savaşları, gerek 100 yıl savaşlarından gerekli dersleri çıkardı. Artık biz savaşmayacağız dedi, Müslümanları birbirleriyle savaştıracağız. Ve dediğini yaptı. Biz Müslümanlar da küffarın oyununa geldik birbirimizi öldürüyoruz. Bu asla ve asla bize yakışmıyor. ‘Bir insanı öldüren bütün insanlığı öldürmüş, bir insanı dirilten bütün insanlığı diriltmiştir’ diyen bir dinin müntesipleri nasıl bu oyuna gelir anlamıyorum. İnsanlığın en çok İslam’a ihtiyacı olduğu böyle bir zamanda nasıl olur da İslam eşittir terör denkleminin kurulmasına bizzat Müslümanlar çanak tutar. Yazıklar olsun bize, yazıklar olsun bizim Müslümanlığımıza. Oysa biz İslam’ı öyle yaşamalıydık ki bizi öldürmeye gelen bizde dirilecekti. Hz. Ömer’in Müslüman olma sahnesini hatırlayın. Efendimiz öldürmeye giden o cengaver onunla dirilmedi mi? Yolda kendisine rastlayan Kureyşli ona ‘Nereye gidiyorsun’ deyince Hz. Muhammed’i öldürmeye gidiyorum diye cevap vermiş, bu cevabı işiten Kureyşli, ona:’ önce sen git kız kardeşinle enişteni gör. Onlar da Müslüman oldular. Onları öldür’ deyince gazaplanarak yol değiştirmiş eniştesinin evine gitmişti. Oradan Kur’an okunuyordu. Kapıyı çalmış içeri girerek eniştesine öyle bir tokat atmıştı ki eniştesinin yüzü kan revan içinde kalmıştı. Bu olay karşısında Kız kardeşi: Sen istersen bizi öldür.Biz bu davadan vaz geçmeyeceğiz. Bizi dinimizden döndüremeyeceksin.’ Hitabı ve kararlılığı karşısında yumuşamış,:’Neydi o okuduklarınız getirin bir bakayım ‘diyerek yumuşadığını belli etmiş ve sonra Müslüman olmuştu.
Nerede bu Müslümanlık, nerede böyle kuvvetli bir inanç. Bizi öldürmeye gelenin bizde dirileceği güne kadar gerçek Müslüman saymayacağız kendimizi. Ancak o zaman gerçek Müslüman olduğumuzu ilan edebilme hakkımız var. Bu gün İslam’ı terörle bir tutan yaygın bir kanaat ve propagandanın etkisindedir bütün dünya. Dünyanın son kurtuluş reçetesi olan İslam’ın da böyle karartılması karşısında dünyanın başka bir seçeneği kalmayacak.
Bir Muharrem ayını daha idrak ediyoruz. Gerek Sünniler, gerekse Şiirler bu aya hürmet eder, Hz. Hüseyin’in lanetlenmiş Yezit tarafından hunharca katli karşısında büyük acı ve elem duyarlar. Şiiliğin çıkış sebeplerinin en önemlisidir bu olay. Ama aslında ayrım sebebi olmaması gereken bu olay Yahudi fitneciler tarafından kaşınmış, İslam ümmeti tarihin en büyük fitnesiyle iki büyük fırkaya ayrılmıştır.
02.06.15
Dün bir silindir gibi geçti üzerimden. Bir gün önce watsaptan herkese oruç tutmayı salık verince ben de oruca niyet ettim. Niyet ettim etmesine ya sahura kalkmamış, bir akşam evvel sütkardeşimin evinde akraba toplantısında yediğim ağır yemeği hazmedememiş – babamın deyimiyle- suyunu verememiştim.
Erkenden provaya çağırılmam benim boş günümü tutmuştu. Yıkandım, takım elbisemi giyindim. Bu yıl öğretmenler günü dışında takmadığım kravatımı taktım. Kravatım okul aile birliğini öğretmenler günü hediyesiydi. Koyu takım elbisenin üstüne kırmızı siyah şeritliydi.
Kente gittiğimde hava sıcaktı. Az kalsın bayılacaktım. Bir markete girdim. Su alacaktım fenalaşırsam orucumu bozarım diye niyetlendim. Yiyecek malzemesi aldım. Cami avlusuna gittim. Bu tarihi caminin avlusu serindi. Beni kendime getiren klima sistemi vardı burada. Gazetemi okudum. Namazı kılıp acele salona doğru yola çıktım. Güzel bir rüzgar çıkmıştı. Mimar Sinan köprüsünden karşıya geçerken oldukça serinledim.
Salona elinde naylon poşetlerle girdim. İkram edilen lokumları iftariyelik olarak torbaya indirdim. Provalar başlamıştı. 2. Sırada bir yerde oturdum. Telefonumun şarjı bitmişti. Şarj cihazını cebimden çıkararak prize taktım.
HÜZÜN YILI
Bu yıl 50 günde dört yakınımın ölümüyle karşılaşmak yıktı beni. Önce uzaktan yeğenim mücahit intihar etti babaannesinin evinde. Beş vakit namazında ehli-i tarik bir sofi, askerlik dönüşü girdiği bunalımdan çıkamadı. Ama düşündüm. Bu çocuğun intihar etmesi şok etti beni. Askerlik neden bunalıma sokuyor bu gençleri. Orada yaşananlar nedir acaba bu güzelim yiğitleri intihara sürüklüyor. Mana aleminde babasının amca oğlunu soktuğu durumun sonucu olmasından şüpheleniyorum.
Üç gün sonra öz yeğenim öldü. Ama haberini biz bir hafta sonra aldık 2. Perşembe. Cumartesi İzmir’e vardık ve alıp getirdik onu. Şofbenden zehirlenmiş evinde. O da askerden yeni dönmüştü ve hayatının baharındaydı. Bu olayı çözemedim. Kuzeninin düğününe gelmeyen yeğen kafasını dinlemek için gidiyor evine. Anne babası düğüne gelmişken kimseyi görmek istemiyor.
Gömdük onu da öbür yeğenin yanına. Onun da intihar olduğu şayiası yayılmıştı da bu ikinci şok olmuştu. Kırk gün sonra annem öldü. Üç gün bekledik ölümünü. Yasin’le verdi nefesini. Bilmem kaçıncı Yasin okunurken. Bu kez ben okuyordum. İnne eshabelcenneti hum fi şuğulin fakihun da verdi nefesini. Kapalıydı zaten gözleri. Cennet ehlinin eğlence ile meşgul olduğunu anlatan ayet. Cennet sahnesi.
10 gün sonra amcam öldü. Annemin gömülüşünde kendi gömüleceği yeri inceliyordu gördüm. Ve kalbime doğdu. Postanede fatura yatırdıktan sonra dışarı çıkıp fenalaşmış ve kaldırmışlar hastaneye. Orada vermiş canını. Dersteydim. Hüzünden ölüm şiiri şebi aruzu yazıyordum. Ölen köpeğimi de içine katarak. Yazıp bitirdim. Öbür derste geldi haber mesaj olarak. Çıkıp gittim dersten.
KAR KEYFİM KAÇTI
11.01.15
Bir haftalık kar tatili öğrenim zevkimiz ve alışkanlığımızı bozdu. Pazartesi okullar açılıyor. Neredeyse bir yarıyıl tatili yaptık. Her geçen gün bir sonraki gün için tatil beklentisi, öğretmenlerin performans ve yazılı notlarını kaydetme zorunluluğu tatili sıkıntıya boğdu.
15 Temmuz Şehitler Destanı 23
EROL VE ABDULLAH OLÇAK
Anlatıyordu eşi Nihal Olçak
ŞEHİT EMRAH SAĞAZ
Yazıktır yazıktır yazık
Kıymayın bu millete




-
İsmail Karaosmanoğlu
Tüm Yorumlarhaydi şair dostlar görüşelim