Ne sen kaldın içimde ne de senden bir nişan
Gönlümün viranesinde sustu bütün zaman
Bir bakışın kaldı bende, bir de yarım vedâ
Söyle hangi günahımdı sana böylesi cefa
Hiçbir şeye sahip değiliz; beden bile emanet, ruh ise bir misafir. Zaman her şeyi alır, her şey yok olur; acılar, kayıplar, zaferler.. Hepsi bir avuç toza karışır. Büyük sandığımız dertler bile, anılarda küçülür, anlamını yitirir.
Birileri için yaşarız belki ama kimse için ölemeyiz. Kusurlarımızla öğreniriz, kusurlarımız kadar güçlüyüzdür. Hep bir huzur arayışı içindeyiz; nasıl olduğunu bile bilmeden. Bir boşlukta savrulup dururuz, hep eksik, hep yarım kalmış.
İnsan olmak garip. Unutmadan yaşamak imkânsız, alışmadan direnmek zor. Dünya katliam dolsa bile, insan ekmeği yarım kalana kadar susar. Yolumuz dümdüz, sonu karanlık. Yaşıyoruz, ama gerçekten yaşıyor muyuz? Yoksa sadece hayatta kalmanın formalitesini mi yerine getiriyoruz?
İçimde sürekli konuşan bir taraf var bir de artık hiçbir şey söylemek istemeyen tarafım var biri kalk git diyor diğeri biraz daha bekle belki düzelir diyor biri unut artık diyor diğeri bazı şeyler unutulmaz diyor biri kendini koru diyor diğeri sevdiğin insanlardan korunarak nasıl yaşayacaksın diye soruyor ve ben bütün bu seslerin arasında hangisinin gerçekten bana ait olduğunu anlamaya çalışıyorum bazen kendime çok kızıyorum neden hâlâ düşünüyorum neden hâlâ bazı şeylerin cevabını arıyorum neden çoktan bitmiş olması gereken şeyleri içimde yeniden yeniden yaşatıyorum diye soruyorum sonra başka bir yanım çıkıp karşıma insan kalbine söz geçiremez diyor ve ben yine susuyorum
Bazen güçlü olduğumu düşünüyorum hiçbir şeyin beni eskisi kadar incitemeyeceğine inanıyorum hatta kendime artık hiçbir şeyi fazla önemsemeyeceğim diye söz veriyorum sonra küçücük bir şey oluyor bir kelime bir şarkı bir bakış bir koku bir gece sessizliği ve bütün o güçlü olduğuma dair kurduğum cümleler bir anda dağılıyor o zaman anlıyorum insan bazı şeyleri atlattığını sanıyor sadece onlarla yaşamaya alışıyor yarayı iyileştirmiyor yaranın üzerine dokunmamayı öğreniyor
Kendimle en büyük kavgam da burada başlıyor çünkü bir tarafım geçmişi bırakmam gerektiğini biliyor diğer tarafım geçmişi bırakırsam kendimden de bir parçayı geride bırakacağımı düşünüyor çünkü yaşadığım her şey beni bugünkü halime getirdi yaşadığım acılar verdiğim yanlış kararlar güvendiğim insanlar kaybettiklerim beklediklerim vazgeçtiklerim hepsi benim hikâyemin bir parçası şimdi bunların hepsini geride bırakıp yeni biri olmak istesem gerçekten yeni biri olabilir miyim yoksa eski halimin gölgesini her yere taşıyarak mı yaşayacağım bilmiyorum
Bomboş bir odanın içinde yankılanan düşüncelerim var. Her gün kendime aynı soruyu soruyorum: Neden hâlâ buradayım? Sevdiğim bir renk yok. Eğer soracak olursan, mezarımın rengi bile anlamsız gelecek. Sahip olduklarım, bedenim bile, yalnızca geçici bir gölge. Neyin benim olduğunu söyleyebilirim ki? Kendi varlığım bile kiralıkken.
Kendimi övemem, büyük laflar edemem. Her "atlattım" dediğim şey, zamanı geçtikçe bir hiçliğe karıştı. Birisi için yaşayabilirim, evet. Ama kimse için canımı vermem. Kusursuz olmanın yolu, işlediğim hatalardan geçiyor. En fazla, hatalarım kadar güçlü olabilirim. Ama geriye bir şey kalmıyor; sadece özlem var, nasıl olduğunu bile bilmediğim bir huzura.
İnsan olmak ne garip... Yaşamaya devam edebilmek için unutmak zorundayız. Alışmak, uyum sağlamak, çalışmak, savaşmak zorundayız. Dünya bir kıyım alanı olsa bile, karnımız doyduğu sürece susarız. İnsan olmayı hiç sevmedim. Bir çıkışı olsa bu işin, hiç düşünmeden terk ederdim. Ama buradayım, bu çaresizliğin ortasında.
Sanki bir can yeli akar pınarlarından
Sanki bir Su misali çölde seraba
Bir kor ateş düşer kalbe
Buz gibi insanlar içinde
Mavi gökyüzü altında
Bir derya içindeyim, var mı çıkan?
Kalbim seraba, gönül mestâne,
Aşkın ateşinde yanar gönlüm,
Yâr ile dolaşır, arar daimâ.
Bahr-i aşkın dalgalanır içimde,
Dalgaların arasında kaybolmuş bir insan düşün; çırpınıyor, durmaksızın debeleniyor, ama her hareketi onu daha derinlere çekiyor. O, umutsuzca yüzeye çıkmak için mücadele ederken, karanlık sular onu soğuk bir kucaklamayla sarıyor. Çırpınışlar, çaresizliğin yankıları gibi, kulaklarında uğuldayan bir fısıltıya dönüşüyor. Umut, uzakta bir ışık gibi titrek ve soğuk; her uzanışında elinden kaçıyor, her çırpınışında daha da uzaklaşıyor.
Derin arzularımız, bizden koparılamayan bir lanet gibi ruhumuza işliyor. İstediğimiz her şey, bizi parça parça kemiren birer hayal kırıklığına dönüşüyor. Çırpınışlarımız, içimize işleyen bir acı, bir yara haline geliyor. Karanlık, ruhumuzu yutarken, çırpınışlarımız bizi sessizce boğuyor.
Sonunda, çırpınışlarımızın ağırlığı altında ezilirken, geriye sadece soğuk bir boşluk kalıyor. Bu boşluk, yavaş yavaş ruhumuzu ele geçiriyor. İnsanın en çok çırpınışları öldürür; çünkü umut ettikçe, arzuladıkça, çırpındıkça, daha da derinlere batarız. Ve o derinlikte, çırpınışlarımızın yankıları, ruhumuzun mezarı olur.
Ruhum daralıyor bu gece üstüme çöken yorgunluğun adını koyamıyorum bedenim dinlenmek istiyor ama zihnim susmayı bilmiyor gözlerimi kapattığımda karanlıkta kaybolmuş düşünceler birer birer karşıma çıkıyor sanki bütün gün susturduğum ne varsa gece olunca hesabını sormaya geliyor insan bazen ne kadar yorulduğunu bedeni değil ruhu söyleyince anlıyor ben de bu gece öyle bir yorgunluğun içindeyim ki uyusam geçecek gibi değil uyumak istedikçe daha çok düşünüyorum düşündükçe içimde bir şeyler ağırlaşıyor ve ağırlaştıkça nefes almak bile eski anlamını kaybediyor
Bir insanın içi neden bu kadar kalabalık olur bilmiyorum aynı anda binlerce şey düşünüyorum ama hiçbirinin sonuna varamıyorum geçmişten bir cümle geliyor aklıma yarım kalmış bir bakış ardından söylenmemiş bir söz sonra hiç yaşanmamış ihtimaller beliriyor zihnimde insan en çok yaşadıklarına değil yaşayamadıklarına yoruluyor galiba çünkü yaşananların bir sonu oluyor fakat yaşanmamış olanların sonu hiç gelmiyor insanın içinde sürekli başka bir ihtimal olarak yaşamaya devam ediyor belki şöyle olsaydı belki böyle konuşsaydım belki biraz daha sabretseydim belki hiç gitmeseydi belki ben hiç sevmeseydim diye uzayıp giden düşünceler gecenin sessizliğinde insanın ruhuna ağır bir yük gibi çöküyor
Bu gece hiçbir şey istemiyorum aslında ne bir cevap ne bir teselli ne de geçmişi değiştirecek mucizevi bir sabah istiyorum yalnızca zihnimin biraz olsun susmasını istiyorum çünkü insan kendi düşüncelerinden kaçamıyorsa dünyanın en kalabalık yerinde bile yalnız kalıyor ben de kendimin içinde kaybolmuş gibiyim dışarıdan bakıldığında sessizim belki sakinim belki her zamanki halimdeyim ama içimde kimsenin görmediği bir gürültü var öyle bir gürültü ki bazen kendi kalbimin sesini bile duyamıyorum
Beni ben yapan düşüncelerim var ve bazen en çok onlardan korkuyorum çünkü insanın düşünceleri değiştiğinde kendisinin de değişeceğini hissediyor acaba inandığım şeylerden vazgeçtiğimde hâlâ ben olarak kalabilecek miyim yoksa yıllardır tanıdığım o insanın yerine başka biri mi gelecek diye düşünüyorum insan kendisini yalnızca yüzünden tanımıyor aslında yıllar boyunca kurduğu cümlelerle verdiği tepkilerle kırıldığı yerlerle sevdiği şeylerle umut ettiği günlerle tanıyor kendisini sonra bir gün dönüp baktığında bütün bunların değişmeye başladığını fark ediyor ve aynanın karşısında gördüğü yüz tanıdık olsa bile içindeki insan yabancı geliyor
Belki de insanın en büyük korkusu değişmek değil değiştiğini fark ettiği gün kendisine yabancılaşmak oluyor çünkü değişmek hayatın kaçınılmaz tarafı ama insan yine de içinde bir yerlerde eski kendisini saklamak istiyor çocukluğundaki heyecanı gençliğindeki cesareti hiçbir şeyi kaybetmeyeceğine dair o anlamsız ama güzel inancı korumak istiyor fakat zaman insana hiçbir şeyi olduğu gibi bırakmıyor yüzüne birkaç çizgi bırakıyor gözlerinin altına gecelerden kalan morluklar yerleştiriyor saçlarının arasına hiç fark etmeden birkaç beyaz düşürüyor ve sonra insan aynaya bakıp kendisine soruyor bu gerçekten ben miyim
Bazen aynalar düşman gibi geliyor bana çünkü geçmişte dost bildiğim yüzü artık göstermiyorlar eskiden baktığımda gözlerimde başka bir ışık görürdüm şimdi aynı gözlerde yorgunluk var eskiden bir şey anlatırken yüzümde kendiliğinden beliren o heyecan vardı şimdi bazı cümleleri kurmadan önce içimde uzun uzun düşünüyorum eskiden inanmak kolaydı şimdi her şeyin arkasında başka bir ihtimal arıyorum eskiden bir insanın söylediği güzel bir söze inanıp mutlu olabiliyordum şimdi o sözün ne kadar gerçek olduğunu anlamaya çalışıyorum belki de insan büyüdükçe aklını değil kalbini korumayı öğreniyor ama bunu yaparken kalbinin etrafına öyle kalın duvarlar örüyor ki bir süre sonra kendi sesini bile duyamıyor
Kederim geceye gömülü, inzivaya çekilmiş
Yüreğimdeki dertleri biriktirir zamanın kuytularında
Sigaralar içimdeki yangını simgeler
Bir derdi sönse diğeri alev alır
Zevkten içtiğim sigaralar değil belki derdimi içiyorum, belkide içimdeki karmaşayı




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!