Ah ah ah!..
dedim de,bu ah çekmelere ne zaman alıştım,bir türlü anlayamadım...anlamadığımdan vazgeçtim,anladığım kadarını bile kimseye anlatamadım...ne dilsiz,ne cümlesiz,ne sözlüksüz bir kadınım ben beh!..
ah çekmek,tesbih çekmeye hiç benzemiyor bence...ah çekince âmin demiyorsun en azından! !..yani,ah çekerken acı duyuyorsun,ötekinde "otuz üç" deyip,tesbihi rafa kaldırıyorsun,hepsi bu!.ben, otuz üçe kadar sayı saymasını öğrenmiş biri olarak,asla tesbih çekmiyorum...bunun yerine sayısız sayıda "ah" çekiyorum...ah çektikçe,ya bir yıldız kayıyor gökyüzünden,ya da bir hayat sona eriyor dünyadan!..
işte böyle ah çektiğim bir sırada,bir Tv kanalında dikkatle izlediğim kendisi modern,beyni biraz şey olan bir bayan dedi ki, Kaşıkçı yüzde yüz öldü/dürüldü!..öldüğünü anladım da,dürüldü de ne demek,bunu anlayamadım,he valla!..sanki esvap,sanki mendil,sanki çarşaf gibi mi dürülür ölen insan!..hem dürüldüyse,bundan bana ne,di mi yani!..dürülen şeyler ya dolaba kaldırılır,ya da çekmece içine...sonuçta bu Kaşıkçı’ yı da da koymuşlardır bir rafa!..
Aşkta yarın yoktur sevgili. Zaman ileri doğru değil, içeri, yüreklere, derinlere doğru işlemeye başlar, bilgeleşir. Hiç bilmediği sezgileriyle buluşur. Yükü çok ağırdır, kendiyle buluşmuştur. Hem dışındadır dünyanın, hem de ortasında.
Hindistan'da Ganj Nehri'nin kıyısında yakılan yoksul adamın hissettikleri de onunladır, yitirdikleri de... Newyork'ta, bir sokakta, o kartondan kulübesinde yaşayan kadının çıplak yalnızlığı da. Her şey onunladır, ona emanettir sanki, ama o, çıldırtıcı bir yalnızlık içindedir yine de...
Aşkın kültürlü olmakla, bilgili olmakla da ilgisi yoktur sevgili, kanımıza karışan ilkel acı, o yaban ağrıyla hiçbir kitabın yazmadığı hakikatlere daha yakınızdır, inan...
Kim demişti hatırlamıyorum, aşk varlığın değil, yokluğun acısıdır diye. Belki de bu yüzden ilk gençliğimde, o yoğun aşık olduğum yıllarda, gözüme uyku girmez, dudağımda bir ıslıkla bütün gece şehri, o karanlık, o hüzünlü sokakları dolaşır, insanları uykularından uyandırmak isterdim. Uyanıp, içimde derin bir sızıyla uyanan o derin sancının acısına ortak olsunlar diye...
Aşk çok eski bir şeydir sevgili. Onun içinden o çileli çocukluğumuz geçer. Sevdiğimiz insanların çocuklukları da... Oradan üvey anneler, eksik babalar, parasız yatılılar geçer. Ve sonra aşk bütün bunları alır, daha da eskilere gider, hep o ilkel acıya, o yaban ağrıya...




Ölene "ah"
Kalana "ah!"
Bir de "dürülene" öyle mi?
Bu kadar ah çekmek ömre zarar Örtmenim,
Rafa kaldırın bence,
dürülenleri..:)
Bu şiir ile ilgili 1 tane yorum bulunmakta