yeni bir yeşil
yeni bir tohum
yüreğiniz alışık değil yeni duygulara
o zaman alın size
alışmak zorundasınız yeni ağaca
her dalında bir ezgi
..
Bir ara uyandım
Gece şafağa ilerlediği vakit
Aydınlık bir gece vardı dışarda
Alçak tepelerdeki ağaç siluetleri
Ağaç olduklarını anlayana kadar
Şekilden şekle giriyorlardı
Uyku tatlılığında bir uyanıklık duydum
..
Bir yaprak düştü yalpalayarak ayazda
Ağaç elini uzattı yaprağa
Bırakmak istemez gibiydi hali
Ama yaprak ağacı dinlemedi
Bırakıverdi kendini ıslak toprağa...
..
Kafandaki, dünyadaki karaları kapat boyacı
Duvarın köşesindeki küfü kapattığın gibi
Yaşadığın karaları beyaza çevirdiğin gibi
Kötülükleri de gökkuşağına boyayıp
Gülen bir dünyaya çevirebilirmisin boyacı
(küçük ağaç/İstanbul 10.10.2008)
..
Bakarsan göreceksin,
Orada bir ağaç var.
Dalları kuru, yaprakları seyrek,
Toprağı sulu ama cansız.
Beklentisi kalmamış hayattan.
Senden geriye kalan.
..
Nerede bir çıplak kaya görsem..
Görkemli..
Gözlerim ağaç olur yeşil..
Örtüsü kaldırılmış,çıplak bırakılmış
Kaya...
..
Uzun dişleriyle bir gülücük
Ağaç arkasından,
Veremedim bir havuç namerdin tarlasından
Her şeye rağmen uzun kulaklarıyla bana
“Seni o kadar çok sevdim ki” dedi.
..
Ağaç yeşerir, dallarında meyva;
Elma, armut, kiraz, ayva...
Onca nimeti var Allah’ın,
Üstelik her kuluna bedava...
..
Ağaçkakan, kakarken marifeti geçen dakikalara;
Bir guguk kuşu gak guk etti saat başlarında marifet bir evde.
Aynı evde, turşusunu kurmuş kedi fırladı kanepeden;
İnce kakılan ağaç ses verdi gaiplerden: “Gedik açıldı! ! ”
Orman ile ev de bir midir, saat ile dakika kadar;
Zamanla birlik genişleyen V şekli uzay bu olsa…
..
sesinde sarılırım düşlere
düşlerimde üşürüm
bir ağaç gölgesi gibi
sıcağımı kesen,
yüce bir çınardır
dibinde uyuyakaldığım.
..
Pencere...El...Perde...
Rüya...Korku...Kabus...
Kargaşa...İhtiras...Umut...
İşte bütün zamanın denizin sulayışlarına hasret
Ağaç gölgesi ya da
Sevgisine susamış gülkız
..
Söyle ey ağaç; sevdiğim nerde
Her an aklımda,baktığım her yerde
Oturup kalkarken,yaptığım her işte
Bazen yüzlerde,bazende düşte.
DİVANE
..
Uzansam almak için mutlulugu dalından
Hangi ağaç ve hangi dalındadır bilemiyorum
Sorsan ki bedbahlık nerelerdedir diye
İşte o zaman ben de kendimi gösteririm sana.
09.05.2005 Yıldıztepe
..
Bir düşü vardı yüreğimin, uçurtmam takılmayacaktı tellere, topum kaçmayacaktı caddelere…parklarımda neşe çiçekleri açacaktı. Ömrümün sonbaharı karşıladı çocuklukta beni. Boğazımda bir mengene, nefes aldıkça darlaştırdı elim ayağım tutarken dizimin bağları yolda bıraktı. Yorgun muydum, yordular mı beni büyümek için yürürken.
Ağaç olamadım, ne de dal, meyva olmak harcım değildi bir yolcu olmaktı bu ömür yolculuğunda. Kırdılar, buzdan bir kalbi, su olup taştı sokaklara, kimini ıslattı kimine hiç dokunmadı. Umudum neydi mevlam, neydi nefes alışımda yüzümden gitmeyen gülümseyişler. Anladığım bir şey var mangalda yürek aramak yerine mangal olmak gerekmiş hayatta…
Bir düşü vardı yüreğimin, çocukların şen kahkahaları içinde gülümsemek her canlıya her manaya… gülümsüyorum mevlam beni yalnız koyma!
05/12/2007-01:49
..
Merhaba gümüş ağaç.
Bugün yine yapayalnızsın.
Kırılmış, incecik kalmış dalların.
Yine yok yanında
Hiçbir zaman göremediğin yaprakların.
Diğer ağaçların saçlarını okşayan
rüzgâr
..
Her ağaçta bir dal,
Her dalda bir yaprak,
Ve her yaprakta bir hayat varsa;
Hayatın her dalında,
Bir ağaç misali güçlü,
Ama yapraklar gibi özgürce yaşa…
..
Ağaç gölgesi,
Gün yaşanmışlığı,
Gece sessizligi,
İnsan sa....
'SEVEBİLDİGİ' kadar güzeldir....
..
Ayrılık
Yaş döküldüğünde gözlerinden
Yaprak döker yüreğim
Ayrı kalmak senden
Yaprakları dökülmüş ağaç gibi
Çırılçıplak olur yüreğim
..
Dolaştım dişlerime kenetli dizelerle,
Yıldızlar sığmadı ellerime...
Kuşlar uçtu gitti, koca ağaç devrilince içimde..
Süreklilik tutsağında delirdi çevreye saçılan hayallerim
Hayallerimi ellerime doladım...
..
Yine yalnızlık düşmüştü payına.kimi zaman suskun,kimi zaman da çaresizdi.karanlık gecelerde elinde çayıyla yıldızlara bakmayı,onlarla hayal dünyasına dalmayı çok severdi.yıldızlara bakarken kendini kalabalık bir aile gibi hissederdi.ama şimdi yapayalnızdı.zamanında ona huzur veren,hayal kurduran karanlık gece şimdi düşmanıydı.sevmiyordu artık karanlık geceleri ve tavşankanı çayı.
Çay; her yudumda boğazına düğümleniyor,boğulacakmış gibi oluyordu.artık acıydı da tadı.eskisi gibi demliyordu,eskisi kadar atıyordu şekerini,ama acıydı işte…zaten hayatta acı değil miydi onun için.sonbaharda çırılçıplak kalan bir ağaç gibiydi.kimsesiz, yapayalnız.
Bir sabah erken kalktı ve dışarı çıktı.bir şeylerden kaçar gibiydi.etrafında silik gölgesinden başka kimseler yoktu.bir insan ya da bir köpek değildi onu kovalayan,ama o kaçıyordu.o her düşmandan farklı olan yalnızlıktan kaçıyordu.koştu koştu ve sonra bir sahil kenarında durdu.’’kurtuldum’’ diyordu kendi kendine.uzandı kumsala uyuya kaldı.bir sesle uyandı.dalgaların sesiydi onu yorgun rüyadan uyandıran.bir sağa bir sola baktı.şaşkındı.gece çökmüştü ve anladı yalnızlıktan kurtulamamış olduğunu.sonra karnından gelen isyan seslerine kulak verdi.çantasına elini attı küçük bir termos, cam bir bardak ve iki şeker çıkardı.zaman geçirmeden bir bardak çay doldurdu.bir çaya bir gökyüzüne bir gökyüzüne bir çaya baktı sonra hıçkıra hıçkıra ağladı.bir süre sonra çayın sıcaklığını hissetti teninde.irkildi ne olduğunu anlayamadı.saniyeler sonra fark etti çayın üzerine döküldüğünü.bir çaya bir gökyüzüne bir gökyüzüne bir çaya baktı.ne kadar da birbirine benziyordu.çayda gökyüzü gibi karanlıktı.ikisinin de ışıltısı vardı.birininki şeker diğerininki yıldızlardı.
O gece bütün nesneleri,yaşanmakta olan bütün duyguları çaya benzetmekteydi.hiç bitmeyen yalnızlığı da çay gibiydi.acı ve koyu.bir an çay bitince yalnızlıkta biter diye düşündü.sonra etrafına baktı,üzerinde yalnızlık yazılı binlerce bardak ve yudumlanacak binlerce çay gördü.anladı ki yalnızlık, her sonun başlangıcıydı.
..



