Taş kalpli yazgı kopardı bağını,
Doğan çocuk için yıktı çağını,
Dikenle deldi körpe ayağını.
Sicimler geçirdi, sardı tahtaya,
Bıraktı başını soğuk kayaya,
Sonra fırlattı çorak bir ovaya.
Kamçıladı rüzgâr, fırtına coştu,
Yerde sürüklenen yavruya koştu,
Bir toz bulutu ansızın oluştu.
Toz toprak içinde kaldı tüm başı,
Kopkoyu saçına doldu kır taşı,
Çok parlaktı oysa ilk çocuk yaşı.
Şimdi felek verdi düşmanlarına,
Ezsinler diye yurdun taşlarına,
Bakmadı kimse gözün yaşlarına.
Bulanırken baş, ana ağlıyordu,
Parlak örtüsünü fırlatıyordu,
Dövünüp oğluna haykırıyordu.
İnliyordu babası acılarla,
Ağlaşıyordu halk hıçkırıklarla,
Kent doldu baştan başa çığlıklarla.
*
Katıksız usta hışımla yöneldi,
Çelimsiz çırak için kine geldi,
İki bileğini demirle deldi.
Kayışlar geçirdi, çaktı direğe,
Başı bıraktı sürtünsün küreğe,
Sonra vurdu kırbacı sert bileğe.
Şakladı kırbaçlar, katırlar şaştı,
Yerde sürüklenen çocuktan taştı,
Bir kül bulutu sokağa ulaştı.
Kül çamur içinde kaldı tüm yüzü,
Darmadağın oldu alnının düzü,
Çok duruydu eskiden iki gözü.
Şimdi devran attı zorba önüne,
Çiğnesinler diye köyün yönüne,
Karalar çaldılar gençlik gününe.
Bulanırken yüz, anası solurdu,
Ak başörtüsünü yırtıp yolardı,
Dövünüp oğluna bakar olurdu.
İnliyordu babacığı uzaktan,
Ağlaşıyordu komşular sokaktan,
Köy kopmuştu baştan başa feryattan.
*
Ayağı tez zorba buyruğu verdi,
Yiğit genç için kötü düşler derdi,
İki ayağını yere dek serdi.
Urganlar geçirdi, sardı atına,
Başı bıraktı sürünsün katına,
Sonra sıçradı pusatlı sırtına.
Kamçıladı kır atları, toz kalktı,
Yerde sürüklenen gövdeye aktı,
Bir duman bulutu şimşekle çaktı.
Toz toprak içinde kaldı gür saçı,
Darmadağın oldu başının tacı,
Çok görkemliydi eskiden yamacı.
Şimdi yazgı verdi düşman eline,
Sürtsünler diye bozkırın yeline,
Kan bulaştırdılar coşkun seline.
Bulanırken bu baş, ana sarardı,
Parlak örtüsünü yırtıp vururdu,
Dövünüyor, baka baka dururdu.
İnliyordu babası sızılarla,
Ağlaşıyordu halk acısızlarla,
Kent dolmuştu baştan başa yaslarla.
*
Gözü pek avcı sertçe pusu kurdu,
Sürgün yolcu için tuzaklar vurdu,
İki bileğini kemikten burdu.
Bukağı taktı, astı arabaya,
Başı bıraktı çarpsın sert kayaya,
Sonra çıktı pusatlıca tabyaya.
Kamçıladı kısrakları, berk gitti,
Yerde sürüklenen etleri bitti,
Bir kum bulutu ufukları itti.
Kum çakıl içinde kaldı dik başı,
Darmadağın oldu kirpiği kaşı,
Çok heybetliydi eskiden uğraşı.
Şimdi felek attı düşman önüne,
Kirletsinler diye yurdun gününe,
Leke sürdüler şanlı düğününe.
Bulanırken baş, ana yanıyordu,
Parlak örtüsünü koparıyordu,
Dövünüp oğluna bağırıyordu.
İnliyordu babası kahırlarla,
Ağlaşıyordu halk hıçkırıklarla,
Yurt doldu baştan başa ağıtlarla.
*
Eli kanlı bey arkadan yöneldi,
Yorgun yolcu için pusuya geldi,
İki ayağını bıçakla deldi.
Sırım geçirdi, bağladı halkaya,
Başı bıraktı sürünsün ortaya,
Sonra çıktı pusatlarla kavgaya.
Kamçıladı beygirleri, hep coştu,
Yerde sürüklenen bedene koştu,
Bir toz bulutu çarşıda oluştu.
Toz çamur içinde kaldı ak kaşı,
Darmadağın oldu omuzla başı,
Çok vakurdu eskiden her bakışı.
Şimdi yazgı verdi düşmanlarına,
Ezsinler diye çarşı taşlarına,
Zehir kattılar ekmek aşlarına.
Bulanırken baş, ana inliyordu,
Parlak örtüsünü fırlatıyordu,
Dövünüp oğluna haykırıyordu.
Ağlıyordu babacığı yaşlarla,
Dövünüyordu komşular taşlarla,
Çarşı dolmuştu acı bakışlarla.
*
Acımasız yargıç hüküm savurdu,
Yoksul çiftçi için tuzaklar kurdu,
İki bileğini demirle vurdu.
İpler geçirdi, bağladı sabana,
Başı bıraktı sürünsün yabana,
Sonra atladı pusatla meydana.
Kamçıladı öküzleri, çift şaştı,
Yerde sürüklenen gövdeden taştı,
Bir toz bulutu tarlayı dolaştı.
Toz toprak içinde kaldı tüm başı,
Darmadağın oldu alnıyla kaşı,
Çok dinçti oysa eskiden uğraşı.
Şimdi talih attı zalim önüne,
Ezsinler diye tarlanın yüzüne,
Kül savurdular emeğin dününe.
Bulanırken baş, ana eriyordu,
Örtüsünü yırtıp savuruyordu,
Dövünüp oğluna haykırıyordu.
İnliyordu babası sancılarla,
Ağlaşıyordu köylü acılarla,
Ova dolmuştu keskin çığlıklarla.
*
Ayağı tez komutan böyle geldi,
Yaşlı muhafız için öfke seldi,
İki topuğunu kargıyla deldi.
İp geçirdi, bağladı arabaya,
Başı bıraktı sürünsün kayaya,
Sonra fırladı kalkanla tabyaya.
Kamçıladı atları, atlar coştu,
Yerde sürüklenen gövdeyle koştu,
Bir kül bulutu surlarda oluştu.
Kül toprak içinde kaldı ak başı,
Darmadağın oldu sakalı kaşı,
Çok görkemliydi eskiden savaşı.
Şimdi yazgı verdi düşmanlarına,
Sürtsünler diye kale taşlarına,
Kan sıçrattılar burç yamaçlarına.
Bulanırken baş, ana sızlıyordu,
Örtüsünü söküp koparıyordu,
Dövünüp oğluna haykırıyordu.
İnliyordu babası kaygılarla,
Ağlaşıyordu halk sarsıntılarla,
Sur dolmuştu baştan başa yaslarla.
*
Pençe sert yabancı hışımla geldi,
Ulu savaşçı için kinli yeldi,
İki ayağını bilekten deldi.
Bağlar geçirdi, astı arabaya,
Başı bıraktı sürünsün ovaya,
Sonra sıçradı pusatla kavgaya.
Kamçıladı atları, atlar coştu,
Yerde sürüklenen gövdeye koştu,
Bir toz bulutu ansızın oluştu.
Toz toprak içinde kaldı tüm başı,
Darmadağın oldu kirpiği kaşı,
Çok güzeldi eskiden yüz nakışı.
Şimdi doğa verdi düşmanlarına,
Kirletsinler diye yurt taşlarına,
Acımadılar ömür yaşlarına.
Bulanırken baş, ana ağlıyordu,
Parlak örtüsünü fırlatıyordu,
Dövünüp oğluna haykırıyordu.
İnliyordu babası acılarla,
Ağlaşıyordu halk hıçkırıklarla,
Kent doldu baştan başa çığlıklarla.
*
Acımasız ecel ansızın geldi,
Göçen yiğit için karanlık seldi,
İki ayağını kemikten deldi.
Kefenler geçirdi, sardı tahtaya,
Başı bıraktı sürünsün kayaya,
Sonra indirdi karanlık ovaya.
Kamçıladı rüzgâr, kasırga şaştı,
Yerde sürüklenen cesetten taştı,
Bir kül bulutu göklere ulaştı.
Toz toprak içinde kaldı son başı,
Darmadağın oldu mezarda taşı,
Çok şanlıydı eskiden her savaşı.
Şimdi ölüm verdi kurt kuşlarına,
Didiklesin diye yurt taşlarına,
Son noktayı koydu kış yaşlarına.
Bulanırken baş, ana çöküyordu,
Ak örtüsünü yırtıp söküyordu,
Dövünüp oğluna yaş döküyordu.
İnliyordu babası sızılarla,
Ağlaşıyordu halk hıçkırıklarla,
Kent dolmuştu baştan başa yaslarla.
Kayıt Tarihi : 6.10.2026 05:04:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!