Abuzer Savran /abusef Şiiri - Ömer Tural

Ömer Tural
2368

ŞİİR


6

TAKİPÇİ

Abuzer Savran /abusef


KIRK ÖLÇ, BİR BİÇ

Çocukluğumdan kaldı bir hatıra,
Teker gelirdi kapımıza,
Abisef ustanın hünerli eli,
İşini bilirdi, ölçerdi önce.

Babamla oturur sohbet ederdi,
Sözüyle gönüllere iz bırakırdı,
“Kırk ölç, bir biç” der, öğüt verirdi,
Ustalık ölçüyle başlardı onda.

Öksüren hâli kaldı aklımda,
Çocukluk günlerimin bir yanında,
Yıllar geçti, silinmedi hatıra,
Abisef Savran kaldı gönlümde.

Halep'ten Anadolu'ya uzanan,
Türkmen obalarıyla yol alan,
Uzunyayla'da yaylaya çıkan,
Savran adı kaldı geçmişimizde.

Develer yürürdü kervan önünde,
Savran giderdi yolun önünde,
Bir soyun hikâyesi kaldı dilinde,
Geçmişten geleceğe uzanan bir iz.

Karagöl'e uğradı o eski oba,
Sonra Köseli oldu yeni yuva,
Ali Savran'dan kalan camiyle çeşme,
Bir aile geçmişi taşlara yazıldı.

Caminin avlusunda mezarlar durur,
Her taşın altında bir tarih uyur,
Bakmasını bilene geçmiş konuşur,
Savran'ın izleri hâlâ orada.

Fırat'ın suyunda bir rivayet yatar,
Büyük dededen kalan hüzünlü haber,
Oba dağılmış, yollar ayrı düşmüş,
Bir tarih böylece bölünüp gitmiş.

Tapular, topraklar, eski hatıralar,
Kiminde belge, kiminde söz yaşar,
Araştırıldıkça geçmiş aydınlanır,
Tarih, iz sürene kendini açar.

Ey Abisef usta, seni ben bilirim,
Çocukluk hatırandan seni seçerim,
“Kırk ölç, bir biç” sözünü söylerim,
Seninle geçmişe bir kapı açarım.

Bir insan ölür de hatırası kalır,
Bir usta gider, sözü geride kalır,
Bir aile susarsa tarihi kaybolur,
Biz yazalım ki geçmiş unutulmasın.

Abisef Savran, rahmetle analım,
Geçmişin izinden geleceğe bakalım,
Köseli'de cami, çeşme, mezarına varalım,
Kıymet Bilmeyenlerin Köyü...

Ömer TURAL – Duyguların Şairi
Karagöllü TURAL – Araştırmacı Yazar ve Şair

Ömer Tural
Kayıt Tarihi : 7.10.2026 21:09:00
Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Şiiri Değerlendir
Hikayesi:


KIYMET BİLMEYENLERİN KÖYÜ EBUSEYİT (ABİSEF) SAVRAN / 1931 : 1966 Ailenin büyüklerinden edinilen bilgiye göre 36 yıllık yaşam. Bir Ustanın Hatırası, Bir Ailenin Köklü Geçmişi Bazı insanları hayatımızın büyük olaylarından değil, çocukluğumuzun küçük ama unutulmayan hatıralarından hatırlarız. Ebuseyit, yani bizim bildiğimiz adıyla Abisef Savran ağabeyimiz de benim hafızamda böyle yer etmiş insanlardan biridir. Çocukluğumda, araba tekeri tamir ettirmek için kapımıza gelirlerdi. Abisef Savran da bu işlerden anlayan, marangozluk ve tamirat konusunda maharetli bir ustaydı. Ben onu daha çok babamla sohbet ederken hatırlıyorum. Sürekli öksüren bir hali vardı. Çocuk aklımla o günkü görüntüsünü, sesini ve o kendine has halini hafızama yerleştirmişim. Yıllar geçmesine rağmen o görüntü hâlâ gözümün önündedir. Babamla sohbet ederken söylediği bir söz ise özellikle aklımda kalmış: “Kırk ölç, bir biç.” Bu söz belki sıradan bir ustanın sözü gibi görülebilir. Ama aslında marangozluğun ve ustalığın temelinde yatan bir anlayışı anlatır. Çünkü marangozlukta yanlış kesilen bir ağacı yeniden uzatmak mümkün değildir. Ölçersin. Hesaplarsın. Düşünürsün. Sonra kesersin. Abisef ağabeyimiz de işinde böyle bir ustalık anlayışına sahipti. Benim Abisef Savran'la ilgili hatıram işte bundan ibaret gibi görünse de, onun ailesinin geçmişini araştırmaya başladığımızda karşımıza çok daha geniş bir hikâye çıkıyor. SAVRANLARIN GEÇMİŞİ Savran ailesinden aktarılan bilgilere göre ailenin kökü Halep Türkmenlerine dayanıyor. Aile büyüklerinin anlattığına göre Savranlar, Hanefi mezhebine mensup bir Türkmen topluluğuydu. Yaz aylarında Uzunyayla'ya çıkar, kışları ise farklı yerlerde hayatlarını sürdürürlerdi. Geçmişte hayvancılık ve ticaret önemli geçim kaynaklarıydı. Develerle ticaret yapan kervanların bulunduğu, kervanın önünde giden kişiye “savran” denildiği ve Savran adının da buradan geldiği aile içinde anlatılmaktadır. Bu bilgiler, Savran ailesinin yalnızca bir köyün değil, çok daha geniş bir coğrafyanın ve göç kültürünün izlerini taşıdığını göstermektedir. Aile anlatımına göre Savranların geçmişinde Halep'ten Anadolu'ya, oradan Uzunyayla'ya uzanan uzun bir göç ve yerleşme hikâyesi vardır. UZUNYAYLA'DAN KÖSELİ'YE Ailenin anlatımına göre Savran obası bir dönem Karagöl'e de uğramıştır. Ancak Büyük Pınar çevresindeki sineklerin develeri rahatsız etmesi nedeniyle daha sonra Köseli'ye giderek oraya yerleşmişlerdir. Savran ailesinin bugün hâlâ önem verdiği en büyük hatıralardan biri de Köseli Camii ve çeşmesidir. Aile anlatımına göre bu camiyi Ali Savran yaptırmıştır. Caminin bahçesinde Savran ailesinin büyüklerine ait mezarların bulunması da bu anlatının araştırılabilecek önemli izlerinden biridir. Ayrıca Köseli'deki çeşmenin de Ali Savran tarafından yaptırıldığı ifade edilmektedir. Caminin üzerinde bulunan Ali Savran kitabesinin daha sonraki yıllarda yapılan beton sıva altında kaldığı anlatılmaktadır. Bugün oraya yolu düşen bir insan, caminin avlusundaki mezarlara bakarak bu aile geçmişinin izlerini hâlâ görebilir. İşte tarih bazen böyle yaşar. Bir kitapta değil, bir mezar taşında, bir çeşmenin taşında, bir caminin duvarında... BİR AİLENİN SAVAŞ VE GÖÇ HATIRASI Savran ailesinden aktarılan en hüzünlü anlatılardan biri de büyük dedelerinden biriyle ilgilidir. Aile anlatımına göre büyük dede, doğu cephesine giderken obanın erkeklerini de beraberinde götürür. Obaya sahip çıkması için geride yalnızca bir delikanlı bırakılır. Savaşın ardından geri dönüş yolunda yanında bir Kürt kızının bulunduğu anlatılır. Fırat Nehri'ni geçerken hayatını kaybetmesi konusunda ise aile içinde farklı rivayetler vardır. Bir anlatımda atın ayağına çelme takıldığı, başka bir anlatımda ise atın tökezleyip düştüğü söylenmektedir. Kesin olan nokta, obaya büyük dedenin kendisinin değil, cenazesinin döndüğünün aile hafızasında yer almasıdır. Bu olaydan sonra oba dağılmaya başlamıştır. Kimi kendi hakkını, kimi kardeşinin hakkını istemiş; zaman içerisinde Sivas, Kayseri ve Malatya arasındaki geniş topraklarla ilgili hak ve tapu meseleleri ortaya çıkmıştır. Ailede, Osmanlı döneminden kaldığı ifade edilen bazı tapuların bugün hâlâ farklı kişilerin elinde bulunduğu da anlatılmaktadır. Bunlar, ayrıca belge ve arşiv çalışmasıyla araştırılması gereken konulardır. Bizim burada yapmamız gereken, anlatılanları kesin hüküm olarak vermek değil; aile hafızasında yaşayan bilgileri kayda geçirmek ve araştırılabilecek izleri göstermek olmalıdır. “BİZ HALEP TÜRKMENİYİZ” Savran ailesinin büyüklerinden çocuklarına aktardığı en önemli sözlerden biri de şudur: “Biz Halep Türkmeniyiz ve Hanefi mezhebindeniz.” Bu söz, bir ailenin kendi geçmişini nasıl hatırladığını gösteren önemli bir sözlü tarih belgesidir. Çünkü geçmiş yalnızca resmi belgelerden ibaret değildir. Büyüklerin çocuklara anlattıkları da bir hafızadır. Fakat bu hafızanın gelecek nesillere doğru aktarılabilmesi için anlatılanların belgelerle desteklenmesi ve araştırılması gerekir. BUGÜNÜN İÇİNDEN GEÇMİŞE BAKMAK Ben Abisef Savran'ı çocukluğumdan hatırlıyorum. Kapımıza gelen, araba tekerinin tamirini yaptıran, babamla sohbet eden, sürekli öksüren, ve o sohbetlerin bir yerinde: “Kırk ölç, bir biç.” diyen usta olarak... Ailesinin anlattığı Savran geçmişini öğrendiğimde ise, çocukluğumda tanıdığım o insanın arkasında çok daha uzun bir tarih bulunduğunu gördüm. Bir tarafta benim çocukluk hatıram... Diğer tarafta ailesinin nesilden nesile taşıdığı geçmiş... Ve bugün Köseli'de duran cami, çeşme ve mezarlar... Hepsi birleşince karşımıza bir insanın değil, bir ailenin hafıza haritası çıkıyor. İşte “Kıymet Bilmeyenlerin Köyü” çalışmasının amacı da tam olarak budur. Geçmişte yaşamış insanlarımızı yalnızca isimleriyle anmak değil; onları hatırlamak, ailelerini tanımak, bıraktıkları izleri araştırmak ve gelecek kuşaklara aktarmak. Abisef Savran ağabeyimizi de çocukluğumun hafızasından çıkarıp bu çalışmanın bir parçası yaparken, ailesinin anlattığı geçmişi de onun hatırasına ekliyorum. Not : Burda bahsedilen Ali Savran , Abuseyit zamanında yaşayan Ali Savran değildir. Allah rahmet eylesin. Mekânı cennet olsun.

Yorumunuz 5 dakika içinde sitede görüntülenecektir.

Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!