Sokakların gürültüsü çekildiğinde başladı bu sürgün,
Kulakları tırmalayan o sahte fısıltılardan kaçarken,
Duvarları kireç kokan, pencereleri demirli odalara sığındım.
Beyaz gömleklerin soğukluğunda aradım dünyanın yalanlarına çareyi,
Delilik dediler adına, oysa sadece katlanamıyordum yüzlerdeki o maskeli panayıra.
Sırtımda yüzlerce tanıdık iz, hepsi en sevdiklerimin imzasını taşıyan,
Birer birer döküldü dost bildiğim gölgeler,
Geriye sadece çıplak, kimsesiz ve yapayalnız bir gövde kaldı.
Kendi içime kapandım, kilitledim bütün kapılarımı,
Etrafıma ördüm sert, geçit vermez, katı duvarları.
İnsanlardan uzaklaştıkça derinleşti ruhumda bu kuytu sessizlik,
Zaman artık akmıyordu, donup kalmıştı bir şubat akşamında.
Cebimde buruşmuş bir takvim yaprağı, mürekkebi çoktan kurumuş,
Gözyaşlarıyla ıslanmış, kenarları aşınmış bir ayrılık çetelesi.
Her sabah yeniden sayıyorum terk edilişin ilk saniyelerini,
Aylar geçti, mevsimler değişti, takvimler eskidi,
Fakat o kırılma anı, hâlá ilk günkü acıyla dönüyor içimde.
Gidişinin takvimini tutmak, deliliğin en sadık nöbetiymiş meğer,
Unutmak, en büyük ihanet olurdu kendi kalbime,
Bu yüzden hafızamı bir kırbaç gibi vuruyorum her gün kanayan yarama.
İyileşmeyen bir yaranın sızısıyla yaşamak, yaşamak sayılırsa eğer,
Her dokunuşta yeniden kanayan, kabuk tutmaya direnen bir kesik bu.
Zamanın her şeyi tedavi ettiği koca bir yalandan ibaret,
Geçmiyor, azalmıyor, sadece derinin altında daha derine işliyor sızı.
Bedenim bir sığınak şimdi, geçmişin ağır darbelerine karşı direnen,
Bazen suskun bir feryat yükseliyor bu gri ve soluk koridorlardan.
Yalanlardan, sahteliklerden arınmış, sadece acının saf haliyle baş başayım.
Kimse bilmez bir insanın kendi kabuğunda nasıl çürüdüğünü,
Nasıl ilmek ilmek işlediğini yalnızlığı ruhunun karanlık ve ücra köşelerine.
Gözlerimi kapattığımda başlayan amansız hesaplaşma bitmiyor,
Her sahte gülüşün, her arkadan vuruşun hesabı soruluyor karanlıkta.
Ruhumun kireç beyazı odalarında yankılanıyor sessizliğin ayak sesleri,
Artık ne bir umut var içimde ne de hayata dair ufacık bir heves.
Sadece günleri sayan, zamanı durduran, yarasıyla beslenen bir adam var burada,
Terk edilmişliğin, kendi inşa ettiği hapishanenin tek mahkûmu.
Kabuk bağlamıyor kalbimin ortasındaki derin ve karanlık yarık,
Her sabah yeniden kanatıyorum geçmişin keskin hatırasıyla.
Ve nihayet, yalanların bittiği yerde, sessizlik en büyük ispatıdır gerçeklerin,
Bütün kelimeler tükendi, hemşireler son dozunda verdi, perde kapandı.
Son çetele de tutuldu, artık sayılacak hiçbir gün kalmadı.
Güven Küçük
Kayıt Tarihi : 3.10.2026 10:57:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!