Sevdiklerinin öldüklerini görmemek için
kendi ellerinle öldürürsün sevdiklerini.
Teker teker çakarsın çivileri kalbine,
belki budur huzur bulmanın aracı;
belki hiç sevmemektir tekrardan,
mühürlemektir kalbini.
Sikerim ya, yapacak bir şey yok.
Sadece nefret dolu yazılar yazmak geliyor içimden.
Belki sevgi iyileştirecek kalbimi
ama ben açamıyorum.
Anahtarı senin ellerindeyken kalbimin,
kapısı da kilidi de sensin.
Gel, kır kapımı.
At kendini dışarıya;
çırılçıplak koşalım caddeler boyunca.
Savrulalım rüzgârlarla beraber
yanan ateşlere,
sonra düşelim
iki köprünün altındaki yeşil Boğaz'a.
İki âşık gibi ebediyette kavuşalım,
beraber seyredelim denizleri.
Demek isterdim ama
her baktığım yerde seni görürken
pek mümkün değil nedense bu.
Aşk acısı bile çekemiyorum,
baksana şu ruhumun içindeki gizlenmiş canavara.
Belki de rüyalarımdaki gibi
yürüdükçe büyürüm peşinden,
bilmiyorum.
Dağlardan dağlara koşasım gelir,
bir güneş gibi, bir ateş gibi
düşmek isterken kalbinin orta yerine.
Haydi gel, kaldır beni.
Benim mecalim yok ne yazık ki,
sana gelmeye pek gücüm yok.
Kafamı vurup uyuyasım geliyor,
rüyamda seni görmek umuduyla.
Pek mümkün değil...
Rüyamda bile seni göremiyorum.
Tek gördüğüm sonsuz karanlık,
siktiğimin beyaz demir çubukları
ve parmaklıklar.
Hapis mi oldun
göğsümün içindeki nefese?
Kafesin içindeki bülbül de sensin,
kanatlanıp uçmak isteyen güvercin de.
Taşıyamaz oldum ben bu kafesi de,
nefesi de.
Son kez göklere doğru
adını haykırasım geliyor;
fakat Tanrı daha lütfetmedi seni bana.
Damarlarımda gezen kan da senin,
tenimdeki can da.
Varlığım da, yokluğum da
senin uğruna feda olacak.
Bunu biliyorum.
Sen de bil istiyorum,
sadece.
Kayıt Tarihi : 14.09.2026 18:19:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!