00 Asuman’a Postfenomen 00541

Ahmet Yozgat
2011

ŞİİR


5

TAKİPÇİ

00 Asuman’a Postfenomen 00541

Merihle Mars Sinirden kuduruyor

1/:
Aşkı en iyi sen anlarsın Asuman,
Çünkü ne aşklar yazıldı eteğinin altında
Bilirim,
Ve bilir dilsiz söğüt ağaçlarının bilcümle yaprakları,
Ama sırdır, susar ve söylemezsin...
Ve yaşam da en iyi sende planlanır yazgı karelerine,
Çünkü kalem de senin mavi parmaklarına verilmiş gibi,
O dilsiz söğüt ağacının suskun yapraklarında,
Damar damar deler sendeki sır,
Kısır pulsarları ve parlament gözlü ürkünç kosmosu...
Oysa sen de sen olmaya yazdın,
Ayazdın kış be kış,
Yaz be yaz alaz...
Hepi topu bir stoplazmik hücre,
Bilcümle bizim için,
Tek kelimelik avazdın...
***
Biz yani...
Ben ve Sidrana kozmik yar başında durmuş,
Bir kınalı koyun gönlünü dil dil dilimliyorduk arsız yellere karşı,
Çarşı içinde kendini pazara çekmiş bir yıldız gözü...
Özü sözü doğru bir bilge felsefe içre şiir mırıldanmadaydı.
Bir başka kaotik rüzgar derununda biz,
Yani ikimiz bir lahuti fenomeni yaşıyorduk,
Aşktı aslında tekrar tekraren yaşadığımız bilinmezlik,
Ancak Sidrana, öksüz dünyaya en yakın kızın,
Ya da yalnız rahminde sancılı bir yıldızın son göz kırpışıydı,
Bendeniz de bir gariban Yozgatlı uşak,
Var say ki bir dul karının ortanca çocuğu ve tabii ki yetim...
Etim, budum neydi ki?
İki tırnak arası necm kırığı...
Hepi topu kuzey anadolu fay hattı,
Mavi Marmaranın kanlı dibinde mavera yarığı...
2/:
Alnacımız bir manga boyu resmiydi,
Akışkan ardımız sipsivilmişti dört bir cenahta.
Bir uzaylı yöneticinin metalik üniforması gibiydi gökyüzü,
Işkırlaklı bir mars babasının kozmik rahimde unuttuğu,
Tutup hilalin sivri ucuna asıp kuruttuğu rahmet damlası...
Şimdilik yazmaya durmuştu kendi yağmurlarının kaderini,
Son resulün son havarisi kufi harflerle...
Bizimkisi ise kalubela'dan beri olumlu bir kabullenişti,
Kozmik hücrenin çekirdek hücresinde ve ellenmemişti.
Yeryüzünün en izbe ve en gizemli köşesinde,
Kuluçkaya yatmış olan bize uzak bir devletlu şahın gözleri,
İyice açılıyordu aşkımızdaki galaktik gizemi görünce,
Ve mavi göz bebekleri fıldırdıyordu geometrikummanların.
Kocaman kalyonları, sayısal kağıtlar gibi bükülüyordu baldırıçıplak Dorya’nın,
Şu Cenovalı Kolombus var ya, o da aynı yolun yolcusuydu,
Ve Endülüslü Tarık bin Ziyad artıklarıyla İspanyol armadası yapıyordu.
Bu yüzdendi şiirsel İberik'in kara katranlarla kalafatlanması,
Ve bu nedenle sahici gemiciler tepeden tırnağa is,
Çizmeden keplere kadar simsiyah sintineydiler,
Onlar da efsunkar ota verip tekmil namus anlayışlarını,
Az sonra çıkacakları ritmik seferin şerefine içiyorlardı.
Menzil, kahve tortulu Amerika mı?
Yoksa sanal uzay mı?
Morrano Kolombus da bilmiyordu,
Vallahi ben de,
O nazlı ve zavallı gemicilerde,
Zincirlerde ton çeken lenger,
Lengerlerde yeryüzünü tırmalayan bir çelik çapa,
Lapa lapa kar...
Çisel çisel yağmurlaydık...
2a/:
Dedik ya...
Kendini kanatan bu şiirin herhangi bir enleminde,
Tekellüm-i Arabandan, a bire kuzum Asuman:
Bir uzaylı yöneticinin metalik üniforması gibiydi gökyüzü, diye.
İşte, bu yüzden gözlerimize, gözlerimize,
Yuvarlak bilyeler gibi ışılıyordu merih ile mars biraderler yanyana,
Atlantik’in ortasından bakınca.
***
Yaşlı bir uzaylı gemisinin kasarasına dayanarak,
Sayda’nın surlarının önüne gelip duruyordu.
Yani Merih ile mars sinirden kuduruyordu.
Ben arkada oluyordum genelde.
Aşkı ve yaşamı anlamazdı burası sonuçta.
Yani arkaydı yerim tarihinde bu ülkenin, Sidrana’nın kolları ya da...
Bir de ot içiyordum bereketi kısır Kabil’den uçurulan,
Bir de cinayet işliyordum Sayda'da.
3/:
Çoban yıldızı da senin kızındı ya Asuman,
İşte, ellerini ovuşturuyordu bakıp bakıp kibirli aynasına.
Hatta Sidrana’ya: “O bir dünyalı.” diyordu benden için.
Mars vilayeti esriyor ve gizemli bir esintiyle dalgalanıyordu.
Sirius diyarı bütün sevecenliğiyle ve fısıltıyla:
“Ben sana demiştim doğduğunda,
Sen de bir uzaylısın Ahmetciğim.” diyordu bana,
Tekrardan ve duymadığımı sanarak.
Kare kök üzerinden itiraz edemiyordum...
Acul gözleri kapanıyordu mistik zevkten şehvetperest Siriusun.
Sanki derin bir trans hali yaşıyordu tespihleyin yörüngesinde.
Tekrar: “Uzaya hoş geldin ey ademoğlu…” diyordu.
Ancak tamamlamak kısmet olmuyordu Kostantin kuşatmasını.
Sonra Mars da geliyordu ve Merih de ot içiyordu bencileyin,
Ne de olsa biz de uzaylı sayılıyorduk masal alemde,
Ayrımız gayrımız yok ki Asuman,
Tabii ki Sidrana’ya vurgunluğumuz ondandı,
Anamdandı sebebi sefaletim,
Babamdan ise sıfır numara kefaletim...
***

Ahmet Yozgat
Kayıt Tarihi : 20.4.2006 14:54:00
Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Şiiri Değerlendir
Yorumunuz 5 dakika içinde sitede görüntülenecektir.

Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!

Ahmet Yozgat