00 Asuman’a Postintiharlama

Ahmet Yozgat
2011

ŞİİR


5

TAKİPÇİ

00 Asuman’a Postintiharlama

Yıldız Gözlü Son Yavuklum

1/:
Asuman can Asuman...
Biz hepimiz mitolojik bir senaryoyduk aslında fermanda.
İçiyorduk bütün kaderimizi soyut şarap niyetine,
Asuman sen ki üstümüzdeydin tüm anında zamanın,
Ufuktan ufka bagdaş kurmuştun Kezbankadın misali,
Ve al gözümle bizi seyrediyordun...
Evet evet sahiden seyrediyordun Asuman,
Mavi gözlü bir kız gibi uysal ve duygusuzdun...
***
Galiba ölçüyü biraz kaçırıyorduk son yavuklum ve ben.
Çünkü görünmez bir yılan gibi virajlıydı kader yolumuz,
Uzaydan yeni gelmiş gün ışığı kadar yorgunduk,
Uzun bir soluk alıyordu gemimiz İnebahtı limanında bu yüzden.
Üzerimizden ağır bir Kaf dağı kalkıyordu,
Çevremizdeki herkes üprerdiğini hissediyordu sanırım,
Kaf’ı, yıldız gözlü son yavuklumu ve beni üryan görünce.
Meri’nin iki damlacık altını ıslatmasının nedeni başka ne olabilirdi ki?
Ya, al gözüm seyreylemedeki ölümcül inatçılığı mavinin? ...
2/:
Asuman can Asuman...
“Geldik! Senin çağrını duyduk ve geldik.” diyorduk ya sana.
Ve az ötemizde duran kızıl ve üryan sorutan harami başına:
“Haydi ver emenati sahibine.” diye bir satır fiiliyattan...
Elini uzatıyordu ya Andire Dorya’nın torunu Arms iti...
Galiba o an Akdeniz suyuna batmış gümüşlü kanadını çırpıyordu bir martı,
Bir yaşlı rahibenin kuru ve kıvrak derili sağ eli,
Yuhanna incilini taşıyamıyor ve düşürüyordu çukurların en mariyannasına.
Tutuyor ve kaldırıyorduk biz yerden ruhbanı,
Ulubat köyünden Abdülcabbar oğlu Hasan ise sancağı.
Martı anlamış gibi bakıyordu İncil’i yuhannanın batınına,
Ruhban da bir mevsim yağmur ağlamış gibiydi,
Hasan’sa her zamanki gibi...
'Heyt bire levazımat neferi hoy de! '
***
Mengene gibi sıkıyordu ya dişlerini bir başka mengene.
Ben, yalancılar kralının yalancı bir işaretiyle,
Bir adım daha atıyordum Kalkandelen palangasına doğru.
Bilcümle yaramaz savaşçıların kalkanları deliniyordu,
Ve ben görünüyordum ya Asumanın gözbebeklerinde...
Ne hikmetse asabi karanlıklar içindeki bir gri ortaçağ,
Yatak odalarındaki edepsizlikleri saklama gereği duymuyordu.
Kont drakula kanlı ve siilli elini kaldırıyordu ya Karpatların aralığından,
Ve ileri doğru yani Yıldız dağlarının doruğuna doğru uzatıyordu ya.
Cengaverin biri bana: “Bak kendi eline sen.” diyordu galiba.
Aynadaki kurşun izi besbelli duruyordu o an,
Sağ elimin namlusundan ince bir duman yaylanıyordu,
Galiba kalbim kanıyordu Yıldız dağlarının eteklerine doğru...
Duruyor ve bekliyordum ya seni Asuman,
Sonra da ilerliyordum mavi buhurlar arasında usul ve aksak,
Bir sualdi galiba en son anımsadığım:
Beni alman ne zaman ey en ırak? ...

Ahmet Yozgat
Kayıt Tarihi : 20.4.2006 14:55:00
Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Şiiri Değerlendir
Yorumunuz 5 dakika içinde sitede görüntülenecektir.

Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!

Ahmet Yozgat