Ben,
bin yıllık zeytin ağacı,
Kaz Dağı'nın eteklerinde beklerim.
Dallarımda rüzgâr değil,
tarihin nefesidir uğuldayan.
Gördüm
Paris'in elindeki elmayı,
gördüm toprağa düşen gölgesini ihanetin.
Gördüm Sarıkız'ın gözyaşının
bulut olup körfeze yürüdüğünü.
Hasan'ın boğulduğu suyun çağıltısını bilirim
ve bilirim
o suyun hâlâ bir sevda türküsü söylediğini.
Ben bilirim
balıkçının ağındaki gümüşü
ve alnındaki tuzu bilirim.
Yörük anasının yayıkta çalkaladığı sabrı,
çobanın kavalında efkârlanan dumanı,
keşkeği karıştıran bileğin gücünü bilirim.
Çünkü biz,
bu dağın yorgun heybeti,
denizin sabırlı türküsüyüz.
Aynı güneşe uzatırız ellerimizi
sen
şehrin betonunda bir umut ararken,
ben
köklerimle toprağın kalbini dinlerken.
Aynı iyot kokusunu çekeriz ciğerlerimize,
aynı yıldızların altında düşünürüz geceyi.
Ve bir gün
torunlar,
en umutlu şiirlerini
benim gölgemde yazdığı zaman,
fısıldayacağım onlara
toprağın en eski sırrını:
"Kökünü saldığın yerdir vatan
ve nefes aldığın her an
bir direniştir yaşama..."
Hasan Belek
25 Ağustos 2025
Akçay
Kayıt Tarihi : 25.8.2025 15:20:00





© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.
Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!