Şaşırt beni Olrik
Bir gün de kızılcık şarabı iç.
Kes bu ezik entel dandini tiradını
Vaktin yok maaş artışınını elektrik faturasına eklemeye
Ya da hiç mi anan bellenmedi, odun keserken kanamadı tenin?
Acıların yok mu senin?
Masal kervanına denklerini salan bir ilham dahi olsa
Yollar aşınmıyorken yürümekle ve uçaklar kanadına alkol basıp
flaplarını yalayarak hava limanında demir tarar gibi düşüyorken
henüz, su kaynatan düşük devirli motorlar bile lüks ve
hayalken televizyon, takarken Demirel köstek, Ecevit kasket,
ben henüz bilgisayar virüsü olmayı hayal edip, binmezken matrikse
Sonsuzluktur özgürlük
Bir nevi ölümsüzlük
Genişleyen evren gibi
Sığamamak varlığa
Yoktur yani
tanımlandığında.
Herkesin baktığı yere düşüyor kanlı kuşlar
Ellerinde tütsülenmiş ölü kanatlar
Yer yarılmış içine girmişçesine
Başkeman telinde toplu intihar
Yerin yedi kat altı sıcak
Gaydırı gubbak fırtınalarım
Hani üst baş otantik, yaş kemale ermiş "mihrabım diyerek" ve artık devrim yapamayacağın kanaati haylidir var.
Hayli zamandır toprağa üç beş ot dikip dinlemektesin gaipten sükutu hayallerinin parşömen tutanaklarını.
Aynalar eğri bakar ve yandan görmek lazımdır yok olası kiloları.
Tombalak göz avurtları yabancı gibidir gözbebeklerine ve onlar hep enkazı reddede reddede bugüne geldiler.
Ne demişler, cami yıkılmış da mihrap yerinde ve şimdilerde zaten tüm camiler yıkık ve hatta da mihraplar türap nedense tüm kehribar coğrafyalarda.
Tabi bizimkisi bir botoks cennet memleket ve camilerin de estetik çareleri var. Minareler süngü, kubbeler miğfer olunca yağar restorasyona dolar ama yine de sentetiktir yaşlılığın fondöten allığı ve, yutmaz öyle " caminiz yıkılmış ama maaşallah mihrabınız yerinde " avallığını Pişekar.
Ellerin elleridir ulu devlerin
Ben kuyruklu yıldızım yemin ederim.
Satürn Neptün Plüton toz şelalelerin
Titan'a düşen kemiklerinden türedim.
Arza doğru yol alırken ırağfan.
Klavyesinde parmaklarının yağdım samanyoluna
Lodosta düşmek gibi bir ölünün ardına,
Sersem sepeldek bir naylon torba
dolanır ya dallara
kuş gibi kanat çırpar ağlamaklı
lodos, yüzünde kurşun gibi dedikleri ağır hava
kesik kesik nefes alıyor kalan son yürek
Dibe vurduğumda çektim küreği güneşe.
Kanatlarım yandı nefes kadar aksak ömrüm
Bilmediğim ana karnı anılarımda birikmiş azcık can.
Dört nala koşuyordu önümde ardına bakmadan.
İflah olmayacağım, hep dolu dizgin
Hep sanki elimden kaçar ufuk çizgisi
Kimse bana senin gibi bakmadı
annem bile
Bakarak soldu gözlerimiz, ağardık birlikte
Yoktu ağlamamız, dert bir yana pişekar
Emekli evkaftan doğar güneş, müşteki batar ay
alır hep tozunu geçmiş herzelerin ve ne gam tasa
- Bırak şimdi şunları küp küp doğramayı da dinle. Öyle bir rüya ki
anlatmazsam unutacağım.
- Anlat anlat, hava çok soğuktu ya soba da tütmüş, bir tarafın açık kalmıştır.
- Hamam ama Galatasaray hamamı gibi, çok buğulu değil ama yani kümbeti falan farkediyorsun. Buğunun içinden birden belirdi çehresi. Ahmet Haşim.
- Sen Ahmet Haşim’i ne tanırsın ki.
- Yaa sulandırma işte rüya. Fotoğrafları falan aklımda heralde siyah beyaz. Güm güm balyozlarla vuruyorlar, buharın ortasında tozlar uçuşuyor ve ben göbektaşında kımıldıyamıyorum. Hani ameliyat ortasında ayılmıştım da sesleri duyuyordum ama bağıramadığımı farkedemiyordum ya öyle, bilincim yerinde ama kımıldayamıyorum.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!