Şairin Kısa Hayat Öyküsü
Yunus Emre Kulakoğlu, kelimelerle söyleyemediklerini dizelere bırakan bir şairdir. Şiirlerinde çoğunlukla aşkı, ayrılığı, yalnızlığı, kırgınlığı ve insanın kendi içinde verdiği sessiz mücadeleyi işler.
Onun için şiir, yalnızca yazmak değil; yaşanmışlıkların, söylenememiş sözlerin ve insanın içinde biriktirdiği duyguların kendine bir çıkış bulma hâlidir.
Bazen bir gülüşün ardındaki hüznü, bazen kaybedilen bir insanın ardından kalan sessizliği, bazen de kimsenin görmediği iç yaralarını anlatır.
Şiirlerinde ...
Gri,
ne beyazın düşüşü, ne siyahın pişmanlığıydı.
Bir geçişti belki,bir ara renk, bir kararsızlık tonu.Ne tam aydınlık, ne de karanlığın koynunda huzur.Bazen kirlenmiş bir beyaz gibi dururdu, çocukluğun lekesiz sabahlarına sırtını dönmüş, biraz toz, biraz duman,biraz da suskunlukla yoğrulmuş. Ama bazen de, karanlığın içinden yavaşça süzülen bir ışık gibi, iyileşmeye çalışan bir siyah olurdu. Yaralarını sarmaya çalışan bir gece, şafağa inat.
Gri,
bir karar anıydı belki de. İki uçurum arasında gerilmiş bir ip, bir adım beyaza, bir adım siyaha. Ve her adımda biraz daha kendinden vazgeçen bir ben.Duygularımın rengi de gri artık. Ne tam sevinç, ne tam hüzün. Ne umutla doluyum, ne de umutsuzluktan yıkılmış. Sadece oradayım, bir yerde, bir zamanın kıyısında, ne geçmişe ait, ne geleceğe hazır.Uzun yazlar geçti üzerimden, gölgeler uzadı, güneş bile yoruldu. Ve ben,
her yazın sonunda biraz daha eksildim.
Benim hikâyem griyle başladı.
Ne beyazın düşüşüydü, ne siyahın pişmanlığı…
Bir ara renk, bir bekleyiş, bir yanılsama.
Ben o griye inandım.
Çünkü insan, elinde hiçbir şey kalmayınca bir ihtimale sarılıyor.
Ben de sarıldım.
Senin gülüşünü anlatmaya her başladığımda
kelimelerim yarım kalıyor.
Çünkü insan sevdiği kadının gülüşüne
nasıl bir benzetme bulabilir ki?
Güneş desem, eksik kalıyor.
Çünkü güneş yalnızca dünyayı aydınlatıyor;
Kadınları mı, ormanları mı, okulları mı, çocukları mı, hayvanları mı koruyalım?
Aslında bu sorunun tek bir cevabı yok; çünkü hepsi birbirine bağlı, hepsi aynı zincirin halkaları.
Kadınları korumak demek, toplumun vicdanını korumak demektir.
Ormanları korumak demek, nefesimizi, geleceğimizi korumak demektir.
Okulları korumak demek, bilginin ışığını, yarının umudunu korumak demektir.
Çocukları korumak demek, insanlığın en saf gülüşünü, en temiz yarınını korumak demektir.
Umudunu kaybedince
insan bir anda yıkılmıyor.
Önce yarınlarını kaybediyor.
Sonra sabahlarını…
Sonra bir zamanlar
Salon sessizdi.
Işıklar çoktan sönmüş,
perdede yalnızca solgun bir ışık kalmıştı.
Ben gelip bir koltuğa oturdum.
Kimse yoktu yanımda.
Ne bir ses,
Kır kalemi, Hâkim Bey...
Çünkü bana verilen hükmün adı bir mahkeme değildi.
Adı, sevdiğim insanın sessizce arkasını dönmesiydi.
Ben hiçbir suç işlemedim.
Sadece yanlış kalpte doğru kalmayı seçtim.
Hepsi bu.
Nefes almak istiyorum…
Öyle bir nefes ki
içimde biriken bütün o sessizlik
bir anda dağılsın.
Ama olmuyor.
Çok uzun zamandır nefes alıyorum…
Ne gözüm kalsın eski günlerde,
Ne gönlüm kalsın yarım düşlerde.
Bir zaman uğruna ömrümü verdiğim
Ne varsa, sessizce kalsın geçmişte.
Ne gözüm kalsın dönmeyen yollarda,
Şairler hüzün yazmaz aslında;
bazı şeyleri herkesten biraz daha geç unutur.
Bir insan gider,
şehir yerinde kalır.
Herkes yoluna devam eder;




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!