Yitik Eşya
Üstümde yine bir muhacir hüznü
Bakılan her çehre bana, bütün buğdayları yanmış
kavmini doyuramayan bir hükümdarın yalnızlığını hatırlatıyor
Sanki herkes buralı bense oralıyım
Ufkun çizgisi kirpiklerime değdi
Ve zehrini kattı ekmeğime verilmeyen hesaplarım
Katar katar uzayıp giden tozlu günlerin ardından
ne kadar küçüldüğünü anlıyorum kalbimin baktıkça
gülümseyişine gül yüzlü küçük kızların
İnsanlar hakikatin gözünden düşmüş gibi konuşuyor
ve saygı göstermiyorlar susmanın huzurunu keşfedenlere yazık
Çocukların koşmasının yasak olduğu apartmanlı dünyada
her gün bir çiçekçi dükkanı daha kapanıyor
Yaşıyor muyuz yıkılmasından ibaret bütün aile buluşmaları
öylesine zoraki, öylesine yapmacık
Anneler ölümsüz değil ki avunalım, babalar
sevgisini sır gibi saklamasa gülerdik belki
Zamansız sıçratıyor uykulardan meçhul ve
sıcak haydi sedası
Her sabah yankılanırken aydınlık kelimeler
mabetlerde, boş bir yer kalıyor bana ait ve
bu yerlerde bensiz başlıyor bahar
Ne kadar da benziyor saatin tik takları
ayak seslerimize
Rüzgar müjdeli davetle esiyor ve ben
çağrılıyorum mektupsuz münadisiz
telgrafsız
Herkese pay edilmiş ocaklar banaysa
sancılı bir sefer düşmüş neyleyim
Kavminden kaçmayı kurgulayan ve bunu
kendinden bile saklayan bir kölenin
pencereden gördüğü bir dünya her şey
Bütün nesneler olgun, gitmeye koşullu
aykırı, bir garip hüzün ve yitik bir eşya
Ver sırrını yıllar
Ocak 2013
Tuncay KorkmazKayıt Tarihi : 26.1.2026 01:04:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!