Yitik Bahar Şiiri - Turgay Fişekçi

Turgay Fişekçi
14

ŞİİR


2

TAKİPÇİ

Yitik Bahar

Hayat kar altında kalan bahar
Çiçekleri üzerinde ölüyor en bereketli ağaçlar
Üretkenlik dört duvar arasında
Kar yağıyor bahar dallarına
Bahar dallarına

Üç bin yıllık hayatın bilgesi
Sevene acı veren bedeni bal ülke
Işıkların ardında solup gidiyor insanlar
Kar yağıyor güneşli kirpiklerine

Yalnız sevda ve kocalma hüznüydü isteği
Karşında bir sigara içip ölebilirdik
İlk sen mi soldun böyle uzak toprağından
Denizlerde yatanlar adları yitik
Boyna dolanan kement, Magosa kalesi
Hepsi sayılsa tüm bir tarih mi?

Turgay Fişekçi
Şiiri Değerlendir
Yorumunuz 5 dakika içinde sitede görüntülenecektir.
  • Onur Bilge
    Onur Bilge

    ŞİİR SANATI

    Dokunabilir ve sessiz olmalı şiir
    Yuvarlak bir meyve gibi,

    Başparmağa bir şey söylemeyen
    Eski madalyonlar gibi dilsiz,

    Yosun tutmuş pencere pervazındaki
    Aşınmış taş gibi suskun -

    Kuşların uçuşu gibi
    Sözsüz olmalı şiir.

    Zamanda kımıltısız olmalı şiir
    Ayın tırmanışı gibi,

    Geceye takılan ağaçları dal dal
    Özgür bırakır ya ay,

    Kış yapraklarının gerisinde
    Anı anı bellekte kalır ya -

    Zamanda kımıltısız olmalı şiir
    Ayın tırmanışı gibi.

    Gerçeğe eşit olmalı şiir:
    Gerçeğin kendisi değil.

    Acının bütün tarihi çünkü
    Boş bir eşik, bir akçaağaç yaprağı.

    Çünkü aşk
    Yan yana yatmış otlar ve denizin üstünde iki ışık -

    Bir şey anlatmamalı şiir
    Olmalı.

    Archibald MACLEISH
    Çeviren: Cevat Çapan
    Şiirin Aslı: Ars Poetika

  • Müjde Karaca
    Müjde Karaca

    yitik baharı omuzlarında koruma anında fecrin zeminine tutunma vakti..

  • Hasan Büyükkara
    Hasan Büyükkara

    Nedeni belli belirsiz puslu bir hüzünleniş...Hüznün nedenini şiirin sisi içine yerleştirilmiş karaltılardan anlamaya çalışıyorsunuz..şiirsel bir atmosfer oluşmuş ancak şairin kafasındaki hüzün ikliminin sebepleri konusunda birçok bilginin şaire öznel kaldığını düşünüyorum..

    saygılar

  • Onur Bilge
    Onur Bilge

    YAVRU VATAN


    Kıbrıs, hiçbir zaman Yunanistan’a ait olmadı. Şair Rigos’un Megalo İdeası hiçbir zaman gerçekleşmeyecek! O büyük ülküleriyle Yunanistan asla büyümeyecek. Gölgemizde cılız bir bitki gibi kalacak, hiçbir zaman eselemeyecek, kuruyup gidecek. Göz koydukları yerler gözlerinde kalacak!

    Yavru Vatan, yıllardır kanayan yaramızdı. İşkence, dayanılmaz boyuta varınca müdahale gerekti. Çıkartmadan başka çözüm kalmadığına karar verilince: “Ayşe tatile çıksın!” parolasıyla çıkartma başladı.

    Dört mevsim bahar yaşayan Kıbrıslı Türkler kan ağlıyordu. Onların huzur ve güvenliği, azapla kaplanmış ülke toprağının müdafaası için askerlerimiz, hayatlarının baharında, gözlerini kırpmadan can vermeye hazır vaziyette adaya çıktılar.

    En değerli insanlar, en verimli çağlarında, eşleri ve küçücük yavrularıyla birlikte katlediliyor, üzerleri sadizmle örtülüyordu. Ekonomik yönden de sarsıntıdaydılar. Üretim durma noktasına varmış, azap gören insanımız evlerinden çıkamaz hale gelmiş, duvarlar arasına sıkışıp kalmıştı. Gelişme çabaları içinde güllük gülistanlık yurt, baharı yaşamaktayken kışa dönmüştü. Özellikle genç nesil zarar görüyor, kıyıma uğruyordu.

    Binlerce yıllık geçmişe sahip, medeniyetler beşiği ülkemiz bu durumdan acı çekerek zarar görüyordu. Yavrusu darda olan ana ıstırap içindeydi. Onların derdi bizim derdimizdi. Kıbrıs, elimiz kolumuz gibiydi. Yarasının sızısını yüreğimizde duyuyorduk. Onlar orada o haldeyken biz rahat yataklarımızda uyumuyorduk.

    Radyolarda cenk havaları çalınıyor, Hasan Mutlucan, üstünde efe kıyafetiyle ekranlarda boy gösteriyor, kahramanlık türküleri okuyordu. Serap Akın yanık şarkılar söylüyordu. Gazetelerde bir telaş!.. Halkta bir ateş!.. Ana, yavrusunu müdafaaya hazırlanıyordu.

    Güneşi kaybeden insanlar yapay ışıklar altında yavaş yavaş canlılıklarını kaybediyor, günden güne soluyorlardı. Gün ışığı yerine yaş doluyordu gözlerine. Kirpiklerine azap yağıyordu.

    Bağrı yanık Türk halkı ne istiyordu? Sevmeye sevilmeye aç yüreği aşka susuyordu. Sevdasıyla mutlu oluyor, yaşlanmasıyla hüzünleniyordu. O kadar… Böyle bir parçamızdı o bizim!

    Türk gençleriydik! Onun uğruna canlarımızı feda edebilirdik! Onun için toprağından uzakta şehit düşen ilk biz olmayacaktık. Denizlerimizde kim bilir kaç adsız kahraman vardır! Magosa kalesi için can veren kaç kişi vardır, kim bilir! Hangi mücadeleyi, hangi müdafaayı sayayım? Baştan sona bütün tarihini mi anlatayım şimdi!

    Kıbrıs, hiçbir zaman Yunanistan’a ait bir ada olmadı, olmayacak! Rigos’un Megalo’su hiçbir zaman gerçekleşmeyecek! Büyük ülkü kim, Yunanistan kim!.. O ancak gölgemizde cılız bir çalı gibi kalacak, hiçbir zaman eselemeyecek, zamanla kuruyup gidecek. Göz koydukları yerler gözlerinde kalacak!

    Bayrağımız sadece Ana ve Yavru Vatanda değil, tüm Türki Cumhuriyetlerde sonsuza kadar dalgalanacak! Sonsuza kadar!.. O kadar!..

    ***

    Onur BİLGE

TÜM YORUMLAR (4)